Ayşe Şan, yaşanmışlıklarının izdüşümü olan stranlarıyla kendini var etti

Stranbej Ayşe Şan, yaşanmışlıklarının adeta izdüşümü olan stranlarıyla erkek egemen bir sisteme karşı verdiği savaşla kendini var etti.

DELAL SARI

Haber Merkezi- Stranbej Ayşe Şan’ın hayatı, sırf kadın olduğu için kendisine dayatılan toplumsal cinsiyet kalıplarına karşı verdiği mücadeleyle geçti. Kendi düşünce ve inançlarının yolundan giderek “Kadın sesinin” ayıp, günah, yasak olduğu erkek egemen ortamına vakur duruşuyla adeta meydan okuyan Ayşe Şan, ağır bedeller ödese de var olma mücadelesinden vazgeçmedi.

Bir kadın olarak maruz bırakıldıklarını yaktığı ağıtlar, söylediği stranlarla milyonlarca kişiye ulaştıran Ayşe Şan’ın stranları ve ağıtları aynı zamanda doğduğu coğrafyadaki diğer kadınların da acı ve kederli hikayeleriydi.

Evlerinde kurulan Dengbêj divanlarıyla stranlara ilgi duyar

Ayşe Şan, 1938 yılında Amed’de doğar. Annesi Haciye Erzurumludur. Babası Osman ise Cibran Aşireti’ne mensup dönemin tanınan dengbêjlerindendir. Babasının dengbêj olması nedeniyle Ayşe Şan da çocuk yaşlarda müzikle tanışır. Ayşe Şan, evlerinde sık sık kurulan dengbêj divanlarında dinlediği stranları tekrar eder.

Ayşe Şan’ın stran söylemesi hoş karşılanmaz

Ayşe Şan, 9 yaşındayken babası hayatını kaybeder. Babasının anısını yaşatmak için stranları onun gibi söylemek isteyen Ayşe Şan’ın bu isteği erkeklerin bulunduğu ortamda ‘kadın sesi günah’ denilerek kabul edilmez. İlk olarak sadece kadınların olduğu mevlitlerde, ilahi ve kasideler okuyan Ayşe Şan’ın sesi oldukça beğenilir. Ayşe Şan’ın bu ilgisi başta ailesi olmak üzere çevresi tarafından hoş karşılanmaz ve erkeklerin bulunduğu ortamda stran söylemesi istenmez. Ayşe Şan’ı bu ilgisinden uzaklaştırmak için evlenmesine karar verilir.

Müziğe ilgisinden uzaklaştırılmak için evlendirilir

Evlenmeyi istemese de karşı da çıkamayan Ayşe Şan, 1953 yılında henüz 15 yaşında iken Şevket adında bir erkeğin ikinci eşi olarak Mardin Derik'e gönderilir. Ayşe Şan’ın bu evlilikten bir kızı olur. Ancak başından beri istemediği evliliği sürdüremeyen Ayşe Şan’ın boşanma fikrine ailesi, akrabaları, aşiret üyeleri karşı çıkar. Babası vefat eden Ayşe Şan’ın annesi de akrabalarının karşı çıkmalarına güç getiremez. Ayşe Şan, ailesinin isteğiyle yaptığı evliliği bitirmek ister. Kızını da yanına alarak Amed’e döner. Amed’de bir terzide çalışmaya başlar. Ancak Ayşe Şan’ın hem evliliğini bitirmesi hem de müziğe devam etmek istemesi ailesi, akrabaları ve aşiret üyeleri tarafından tepkiyle karşılanır.

Tehditler nedeniyle ailesinin evine dönemedi

Dört kardeşi olan Ayşe Şan’ın tek erkek kardeşi vardır. Ayşe Şan, kendisinden küçük olmasına rağmen erkek kardeşinin tehditlerinden dolayı Amed’de ailesinin evine gidemez. Ailesinden kimsenin kendisiyle konuşmadığı Ayşe Şan, Amed’de mahalleden arkadaşı Kadriye’nin evinde kalır. Ayşe Şan’ın Kadriye ile doldurduğu kaseti dinleyen plak şirketi Kadriye ile de çalışmak ister. Ancak Kadriye’nin eşi izin vermez.

‘Eğer ben günah işlemişsem neden konserlerime geliyorsunuz’

Hem hakkında çıkan söylentilerden kurtulmak hem de stranlara duyduğu ilginin arkasından Antep’e giden Ayşe Şan, burada aile çay bahçelerinde ve Antep Radyosu'nda çalışmaya başlar. Kürtçe yasak olduğu için Antep Radyosu’nda Türkçe şarkılar okuyarak adından söz ettirir. Yöresel kıyafetleriyle çıktığı açık hava konserlerinde Türkçe ve Kürtçe şarkılar söyler. Bir konserinde şarkı söylemesine yönelik baskı ve eleştirilere ilişkin, “Eğer ben, şaşırmış ve günah işlemişsem siz neden konserlerime geliyorsunuz ve salona girmek için yarışıyorsunuz? Eğer ben kötü bir iş yapıyorsam neden beni dinliyorsunuz?” şeklinde serzenişlerde bulunur. (Oremar, 2012, s. 252)

‘Babamın hasretini ben yaşatmalıyım dedim’

Ayşe Şan, Irak’ta Kürtçe yayın yapan bir radyoda katıldığı programda niçin sanatçı olduğuna ilişkin şunları dile getirir:

“Babam çok iyi bir dengbêjdi. Sesi çok iyiydi. Babam klam söylediğinde sesi o kadar güzel ve gürdü ki, her yere yankı yapar, başka bir köyden bile duyulurdu. Sesim, alakam baba tarafına çekmiş. Babamdan etkilendim. Babam vefat ettiği zaman onun sesine ve kendisine hasret kaldım. Bir dengbêj babamın klamlarını söylediğinde yanlış söylüyordu. Çok üzülüyor ve ağlıyordum. Babam sesini hiçbir plaka kaydetmedi. Bu nedenle, ‘Babamın hasretini ben yaşatmalıyım’ dedim. Babamın ve bu eski hakiki aşıkların tesirinde kaldım. İşte Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre bunlar da bende etki yarattı. Ahlakımla, sesimle, merakımla bir bütün olarak babama çekmişim.”

Hakkındaki söylentilerin kendisini etkilemesine izin vermedi

Antep’te radyoda şarkı söylediği duyulan Ayşe Şan’a aile ve aşiret üyelerinin öfkesi büyür. Ailesiyle tüm bağı koparılan Ayşe Şan’a sadece annesi sahip çıkar. Kızını korumaya çalışır. Ayşe Şan, yine katıldığı radyo programında annesini ve Kürtçe müziğe olan ilgisini şu cümleleriyle anlatır:

“Annem, hiçbir çocuğum babana benzemedi. Huyun, ahlakın, okuman, alimliğin hepsi babana benzemiş’ derdi. Ama annem insanların etkisi altında kalıyordu. Bazı düşmanlarımız vardı. Anneme ağabeyime, ‘Alim kızı Kur’an okumuş neden gidip dengbêj olmuş’ diyorlardı. Ama beni bunların hiçbiri etkilemedi. Öleceğimi bilsem dahi Kürtçe klamları ile babamın seslendirdiği klamları söyleyeceğim diyordum. Ancak daha sonra bu merakla Irak radyosunu dinlemeye başladım. Orada söylenen Kürtçe klamları dinlediğimde ağlıyordum. Arkadaşlarım, komşular aklını kaybedeceksin diyorlardı. Bu ne Irak radyosudur, Türkçe radyo aç diyorlardı. Ben diyordum Irak’a aşığım ölsem de Irak radyosunu dinleyeceğim.”

‘Ez Xezalim’ şarkısıyla sesini binlere ulaştırır

Antep’te iki yıl radyoda çalışan Ayşe Şan, 1963 yılında çocuğunu da yanına alarak İstanbul’a gider. Ayşe Şan’ın İstanbul’a gitme nedeni ise Kürtçe söylemek istediği için radyodan dışlanması olarak öne sürülür. Kürtçe’nin yasak olduğu bu dönemde İstanbul’da da konserler veren Ayşe Şan, plak çalışmasına başlar. Çıkardığı plakta, iki Türkçe ve iki Kürtçe şarkıyı seslendirir. Kürtçenin yasak olması nedeniyle Ayşe Şan’ın Kürtçe seslendirdiği stranlar bazı çevreleri rahatsız eder. Ayşe Şan ise Kürtçe stranlarını söylemeye devam ettiği bu dönemde "Ez Xezalim" şarkısıyla sesini binlerce kişiye ulaştırır.  Kürtçe şarkıları nedeniyle gözaltına alınan Ayşe Şan, daha sonra serbest bırakılır. Kürtçe anadilinde stranları söylemekten vazgeçmeyen Ayşe Şan “Lé Lé Xifşé”, “Lorke”, “Siverek Yollarında”, “Gurbette” şarkılarıyla da binlerce kişinin yüreğine dokunarak ün salar.

‘Benim dertlerim ne kitaplara ne romanlara sığar’

Ama bu defa da Kürtçe okuduğu stranlardan dolayı baskılarla karşılaşan Ayşe Şan, 1972 yılında Türkiye'yi terk ederek işçi olarak Almanya’ya gider. Ayşe Şan, Almanya’daki sürgün hayatının zorluklarını “Benim dertlerim ne kitaplara ne romanlara sığar. Söylesem bitmez şimdi” şeklinde anlatır. Bu dönemde Ayşe Şan’ın, Kürtçe ve Türkçe şarkılarının olduğu kasetler elden ele dolaşır.

Müzik şirketleri hakkını yer

Ancak müzik piyasasındaki sömürü çarkı Ayşe Şan’ı da içine alır. Plakları çok satmasına rağmen sadece müzik şirketleri para kazanır. Ayşe Şan, bu haksızlık karşısında iki defa intihara kalkışır. Ayşe Şan, bu durumu “İlk plağım 4 parçadan oluşuyordu. Bir değil iki değil 20 bin değil çok fazla sattı ilk plağım. 2 defa intihara kalkıştım. Çünkü benim sırtımdan, benim sesim sayesinde 4-5 firma milyoner oldular. Fabrika, mağaza açtılar” şeklinde anlatır.

Kızını kaybettikten sonra sanat hayatına ara verir

Almanya'da ikinci evliliğini bir müzisyenle yapan Ayşe Şan’ın, bu evliliğinden de bir oğlu ve bir kızı olur. Eşi tarafından ihanete uğrayan Ayşe Şan’ın, bu evliliğinde de mutsuz olur. Kızı Şehnaz’ı henüz 18 aylıkken kaybeden Ayşe Şan, sanat hayatına bir süre ara verir. Ayşe Şan bu dönem kızının ölüm acısıyla söz ve bestesini yazdığı "Qederê" isimli stranı seslendirir. Ayşe Şan 3 çocuğuyla birlikte bir süre sonra tekrar Türkiye'ye döner. Yeniden İstanbul’a yerleşir. Verdiği konserlerle geçimini sağlar.

Bağdat Radyosu’nda çalışmaya başlar

Ancak İstanbul’da hem söylediği Kürtçe şarkılar nedeniyle gördüğü baskılar hem de ailesinin süren tehditleri üzerine Ayşe Şan, 1978 yılında Irak'a giderek birçok Kürt sanatçıya ev sahipliği yapan Bağdat’ın Sesi Radyosu’nda çalışmaya başlar. Kürt sanatçılarla da tanışma fırsatı bulan Ayşe Şan, birlikte konser vererek “Eyşana Elî” adıyla sesini duyurur. Bağdat, Duhok, Kerkük ve Hewler’de konserler verir. M.Arif Cizrawi, İsa Berwari, Gulbihar, Tehsin Taha, Nesrin Şerwan gibi birçok Kürt sanatçıyla sahne alır.

‘Annem dışında başka hiç kimsem yoktu’

Yeniden Türkiye'ye dönerek 1979 yılında İzmir'e yerleşen Ayşe Şan’a tehditler bitmez. Geçimini sağlamak üzere postanede bulduğu işte çalışmaya başlar. Burada da uzun süre kalamayan Ayşe Şan, Aydın ve Kütahya illerine sürgün edilir. Emekli olunca tekrar İzmir’e dönen Ayşe Şan, akrabalarının tehditleri sebebiyle doğduğu ve her fırsatta hasretini dile getirdiği Amed’i bir daha göremez. Annesinin Ayşe Şan’ı ölmeden son bir kez görme isteği de yerine getirilmez. Sadece annesinin sahip çıktığı Ayşe Şan’ın annesinin mezarına gitmesine bile izin verilmez. Ayşe Şan yaşadığı bu acıyı Kürtçe "Dayıkê" adlı stranıyla dile getirir.

En büyük derdini “Annem” diye tanımlayan Ayşe Şan, şöyle der: “Annem ölmesin ben öleyim diyordum. Çünkü annem dışında başka hiç kimsem yoktu. Annem öldüğünde gurbetteydim. Zaten annemi çok göremedim. Onun hasreti vardı. Ölmeden bir hafta önce onunla konuştum. Annem, ‘Gel benim yanıma, bırak bu işi’ dedi. Ben de ‘tamam’ dedim. Annem çok temiz bir insandı. Sürekli namaz kılmamı, Kur’an okumamı ve dizlerinin dibinde olmamı isterdi. Ancak bir tahsilatım yoktu. Babamdan kaynaklı da dengbêjliğe merakım vardı. Ben de ondan kaynaklı sanatçı oldum. Annem vefat ettiğinde ben gidip onu göremedim. Bana da haber vermediler. Annemin ölümünden sonra ona olan özlemimden dolayı 6 ay hastalandım. Doktorlar beni zor kurtardı.”

Vasiyeti yerine getirilmez

Erkek kardeşini de kaybeden Ayşe Şan’ın, kardeşinin mezarına da gitmesine izin verilmez. Yaşatılan onca zulüm ve acıların açtığı derin yaralarla yaşayan Ayşe Şan kansere yakalanır. İzmir’de tek başına kaldığı evde 18 Aralık 1996 tarihinde kanser hastalığı nedeniyle hayatını kaybeder. Hayattayken de yalnız bırakılan Ayşe Şan öldüğünde de yalnızdı. Cenazesi çok az kişinin katılımıyla defnedildi. Ölmeden önce vasiyet etmesine rağmen cenazesi Amed’e götürülmedi.

Ayşe Şan, kadın ve sanatçı kimliğinden dolayı aile ve aşiretin, Kürtçe şarkılar söylediği için ise devletin hedefi olan yalnız bir sanatçıydı. Şarkılarına sansür konulan, televizyon ve radyo programlarına çıkması engellenen Ayşe Şan, yine de geride örnek alınacak bir mücadele ve miras bıraktı. Sözlü gelenekten gelen birçok stranı seslendirerek kayıt altına alarak günümüze kadar gelmesin sağlayan Ayşe Şan’ın adına akademik çalışmalar dahi yapıldı. Toplumun ilerisinde olan Ayşe Şan, erkek egemen bir sisteme karşı mücadele eden kadınlar arasında tarihte yerini aldı. Ayşe Şan’ın kederli ve hisli sesiyle söylediği stranları, yürekleri yakmaya devam ediyor.