Her şey Barzani'ye edilen o teşekkürde gizli!

Özgür Kürtler artık kendi varlığı ve özgürlüğü pahasına hiçbir egemen ve işgalci gücün çıkarına boyun eğecek Kürtler değildir.

ROJBİN PELİN

Suriye geçici yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasındaki Mart 2025 anlaşmasının uygulanması beklenirken ve bu amaçla yeni yılın başında son görüşmeler yapılırken, bir gecede tüm denklemler değişti.

Bağlılık ilkesi yerine, Suriye geçici yönetimi büyük bir askeri güç ve on binlerce farklı cihatçı grup üyesiyle Halep'in Eşrefiyê ve Şex Meqsûd mahallelerine saldırdı.

Burada yaşananların detaylarına girmeyeceğim. Olayları dürüstçe aktaran yayınlar, bu iki mahalleye yönelik saldırıların ne içerik ne de amaç bakımından Kobanê saldırılarından aşağı kalmadığını gösterdi. Sivillerin katledilmesi, insanların Hitler dönemindeki Nazi toplama kamplarına benzer şekilde toplanması, sivil Kürt halkını koruyan kadın asayiş üyelerinin cenazelerinin teşhir edilmesi ve daha fazlası... Bilgi zaten çok, ancak durum bu iğrenç oyunların arkasındaki amacın analiz edilmesini gerektiriyor.

Bu oyunda görünen o ki, pratik planlayıcı Türkiye ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'dır. Fidan, adeta Suriye devlet başkanı gibi hareket ediyor. Sahada oluşturduğu yapı, daha önce Kürtlere, Dürzilere ve Alevilere karşı savaşmış tüm grupları kapsayan bir "Heyet"tir. Belgelere göre, bu güçlerin bir kısmı Türklerden oluşuyordu ve görüntüleri dijital medyada paylaşıldı.

Daha büyük katliamları engellemek için direniş kararı

Bu saldırılar Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi için beklenen bir durumdu, bu nedenle bölgenin askeri ve siyasi yetkilileri bazı önlemler almıştı. Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) Halep'in Kürt mahallelerinden çekilmesi, Suriye Geçici Hükümeti'ne bahane vermemek adına bir uzlaşı çerçevesinde atılmış bir adımdı. İç Asayiş Güçleri'nin bırakılması ise, daha önce Dürzi ve Alevi katliamlarını tecrübe etmiş sivil halkı korumak içindi. İç Asayiş Güçleri, Colani'nin sadece gömlek değiştirdiğini, aynı IŞİD zihniyetiyle hareket ettiğini ve her an saldırabileceğini biliyordu. Nitekim öyle de oldu. Ancak Eşrefiyê ve Şex Meqsûd’daki İç Asayiş Güçleri, Colani'nin "sakallı Baas"ın başka bir versiyonu olduğunu göstermek, ahlaki ve devrimci bir görev olarak halkı korumak ve daha büyük katliamları engellemek için dünya kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla direniş kararı aldı.

Halep'ten direnişsiz çekilmek, Türkiye'nin isteğiyle Colani'nin planladığı ve gizlemediği üzere, Kuzey ve Doğu Suriye'nin diğer tüm bölgelerinin yeniden kontrol edilmesine razı olmak anlamına gelirdi.

Halep'in Kürt mahallelerine yönelik saldırı ve katliamların, ABD, İsrail ve Suriye arasında (Türkiye'nin de dolaylı katılımıyla) Paris'te yapılan anlaşmadan hemen sonra gelmesi manidardır. Bu anlaşmada Erdoğan'ın dostu Tom Barrack çok kötü bir rol oynamaktadır. Anlaşma maddelerine baktığımızda, Halep katliamının nasıl meşrulaştırıldığını, Kuzey ve Doğu Suriye'deki özgür Kürt iradesi üzerinden nasıl kirli bir planın yürütüldüğünü ve bunun Önder Apo'nun "Barış ve Demokratik Toplum" projesi ile Kürdistan'ın diğer parçaları üzerindeki etkisini daha iyi anlıyoruz. Olaylar, et ile tırnak gibi birbirine bağlıdır.

Bu hesapların perde arkasında ne var?

Peki, açıklığa kavuşması gereken bu hesaplar nelerdir? Çünkü perde arkasına ve arka plana bakmadan günlük olaylar içinde boğulmak yetersiz kalır. Şunu da belirteyim; tarihi hafızası zayıf olanlar için beklenmedik olan şey, tam da Halep'teki Kürtlere yönelik saldırılar sırasında Colani'nin (Suriye geçici yönetimi başkanı Ahmed Şer'i) KDP Genel Başkanı Mesud Barzani'ye teşekkür etmesinin arkasındaki sırdı. Bu teşekkür; barışa, bir arada yaşamaya, demokrasiye ve eşitliğe inanan birçok kişide soru işaretleri yarattı. Bazı kaynaklar, ABD'nin Barzani Yardım Vakfı'na, Eşrefiyê ve Şex Meqsûd sakinlerine yardım ulaştırması için maddi destek verdiğini belirtiyor. Ayrıca KDP medyasının telaşına, spikerlerin "kahramanlaştırma" çabalarına ve bir KDP kanalının (El Şems) Colani ile yaptığı röportaja dikkatinizi çekerim.

İnsan hakları örgütlerine ve Colani ile yapılan programa göre, gelecekte Mesud Barzani'nin arabuluculuğuyla Colani'nin Rojava Kürtleri ile masaya oturacağı bir süreç planlanıyor. Barzani, Kürdistan Bölgesi'nin Bağdat ile olan tek bir sorununu çözememişken, Suriye'deki Kürt sorununun çözümünde nasıl arabuluculuk yapacak? Son bilgilere göre bu program Colani'nin isteğiyle ertelendi (veya iptal edildi), çünkü bu program oyunun kendisini ifşa ediyor ve böyle bir tezgahın kanıtı haline geliyordu.

Tam da bu dönemde, dijital medyada Mazlum Abdi ve İlham Ehmed'in prestijini kırmayı hedefleyen geniş kapsamlı bir saldırı var. Bu kampanya; Kürt, Arap ve Türk dijital medyası tarafından koordineli bir şekilde yürütülüyor. Mesaj şu: "Bunlar sizi temsil edemez, sözcünüz biziz." Evet, amaç 12 bin şehit verilen Kürdistan'ın o parçasındaki Kürt davasının etkisini ve temsilini tasfiye etmektir. Mazlum Abdi ve İlham Ehmed'i karalama çabaları, DSG'yi Halep'teki saldırıların içine çekme çabalarının başarısız olmasıyla ilgilidir. Hedefe ulaşılamayınca bu kez medya kampanyası başlattılar. Herkes iyi biliyor ki IŞİD'in başkenti Rakka, Tabka, Minbic ve birçok Arap bölgesinin özgürleştirilmesi DSG güçlerinin yardımıyla oldu. DSG olmadan bu imkansızdı.

Yürütülen bu oyun sadece bu kadar değil, çok daha büyüktür. Bu oyun uluslararası, bölgesel ve yereldir; daha önce Şengal üzerinde yapılan kirli bir sözleşmedir. 2014'te Ürdün'de Türkiye öncülüğünde yapılan uluslararası ve bölgesel güçlerin toplantısından hemen sonra binlerce Êzidî Kürt katledilmiş ve cihatçı gruplar tarafından köleleştirilmişti. Şimdi aynı oyun Rojava üzerinde oynanıyor. Ancak bu kez Suudi Arabistan da dahil olmuş durumda; parasıyla, medya organlarıyla (Al Arabiya ve Al Hadath), istihbaratıyla ve Türk medyasıyla aynı manşet ve içerikle hedefe ulaşmak istiyorlar.

Kürtler için bu süreç, Rojava konusundaki muhataplığı Barzani'ye devretme zeminidir. Kuzey'deki tüm olaylar ve Barzani'nin Şırnak'ta korucuları ziyareti de aynı çerçevedeydi. Bu oyunların iki yüzü var: Saf ve duygusal Kürtler, KDP'nin ulusal birlikten yana olduğunu sanıyor; ancak madalyonun diğer yüzü, özgür Kürt kimliğinin kurban edildiği kirli bir oyundur. Kürt sorununun çözümündeki tüm yumurtaları, çoktan kırılmış olan Barzani'nin sepetine koymak; Kürt'ü, kendisi hariç herkesin askeri olmaya hazır bir figür haline getirmektir. Bölgesel veya uluslararası bir güç ihtiyaç duyduğunda kullanılacak, gözü hep dışarıda olan bir Kürt kimliği yaratılmak isteniyor.

Kürtler içinde uluslararası güçlerin borazanlığını yapan bazıları da "Kürtler neden İsrail ve ABD ile anlaşmıyor?" diyor. Sanki Kürtlerin kapısı bölgesel ve uluslararası güçlerle anlaşmaya kapalıymış gibi... Ancak özgür Kürtler artık kendi varlığı ve özgürlüğü pahasına hiçbir egemen ve işgalci gücün çıkarına boyun eğecek Kürtler değildir.

Peki çözüm ne?

Tüm bu yaşananlar, Türkiye'nin enerji koridoru ve yeni ticaret yolları projesinin dışında kalmak istemediğini; diğer uluslararası güçlerin de Türkiye'yi başka odaklardan koparmak için, Kürtlerin bastırılması ve bu projelerin katledilen halkların cesetleri üzerinden geçmesi pahasına her şeye taviz vermeye hazır olduğunu gösteriyor. Buna engel olabilecek tek proje, sorunların köklü çözümünü hedefleyen, çatışma zeminini ortadan kaldıran, demokratik entegrasyon ve anayasal-hukuki yöntemleri esas alan Önder Apo'nun "Barış ve Demokratik Toplum" projesine dayalı halkların iradesidir.