İran’da sübvansiyon düzenlemesi yoksulluğu azaltmada yetersiz

İran’da sübvansiyonlar, nakit ödemeler ve elektronik kuponlarla yeniden düzenleniyor. Destekler temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelirken, yüksek enflasyon ve sınırlı esneklik, hane halklarının yaşamını zorlaştırıyor.

MAHYA ROSTAMİ

Civanro- Son yıllarda sübvansiyonların yeniden düzenlenmesi, İran’da refah politikalarının temel araçlarından biri haline geldi. 2023 yılında bazı temel ürünler için uygulanan tercihli döviz kurunun kaldırılmasıyla hükümet, ithalatçılara doğrudan döviz tahsis etmek yerine hane halkına nakit sübvansiyon ödemeye başladı. Amaç, sistemi daha şeffaf hale getirmek ve kaynak israfını önlemekti. Ancak yüksek enflasyon nedeniyle sabit tutarlı nakit yardımların alım gücü hızla düştü ve desteğin etkinliği tartışma konusu oldu. Bunun üzerine nakit desteğe alternatif ya da tamamlayıcı olarak elektronik ürün kuponu sistemi devreye alındı.

Elektronik kupon uygulaması 2023’ün sonlarında gönüllülük esasına göre başlatıldı ve kademeli olarak genişletildi. 2023 yılı sonuna kadar yedi gelir dilimi sistemden yararlanabilir hale geldi. Program kapsamında 11 temel ürün destek kapsamına alındı ve haneler tanımlanan krediyle bu ürünleri satın alabildi. 2024’ün sonunda başlatılan “Fajraneh” planıyla teşvik tutarları artırıldı ve kullanım koşulları kolaylaştırıldı. 2026 yılında ise enflasyon ve döviz politikalarındaki değişiklikler nedeniyle ürün kredileri yükseltildi, ancak uzmanlar, artan yaşam maliyetlerinin bu artışın etkisini büyük ölçüde sınırladığını belirtiyor.

Yoksulluk riski artıyor

Desteklerin dağıtımı, nüfusu gelir düzeyine göre 10 gruba ayıran “gelir ondalık (desil) sistemi” üzerinden yapılıyor. Süreç, Kooperatifler, Çalışma ve Sosyal Refah Bakanlığı’na bağlı İran Refah Kurumu tarafından yürütülüyor. Buna göre birinci ila üçüncü gelir dilimine aylık 400 bin Toman, dördüncü ila dokuzuncu dilime ise 300 bin Toman ödeme yapılıyor. Ancak ekonomik durgunluk ve kronik enflasyonun devam etmesi, yoksulluk riskini artırıyor. Uluslararası raporlar, mevcut eğilimlerin sürmesi halinde yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfusun artabileceğine işaret ediyor.

Sınıflandırma gerçeği yansıtmıyor

Civanro’da yaşayan bazı vatandaşlar, gelir sınıflandırmalarının hane halklarının gerçek ekonomik durumunu yansıtmadığını belirtiyor. Sara Moradi, “Eşim tamirci ve biz kiracıyız, ancak kart okuyucumuz olduğu için dokuzuncu desildeyiz. Oysa bu gelirle temel ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz” diyerek, mevcut sınıflandırma kriterlerine itiraz ediyor.

Eşya kuponu programının destekçileri, bu politikanın sübvansiyonların doğrudan temel ihtiyaç maddelerinin alınmasında kullanılmasını sağlayacağını vurguluyor. Bu yöntem, desteğin doğru hedeflenmesine ve temel ürünlerin pazarda gereksiz harcanmasının önlenmesine yardımcı olacağı düşünülüyor. Buna karşın eleştirmenler, programın hane halklarının seçimlerini sınırlamasını en büyük sorun olarak görüyor. Konut kirası, sağlık ve eğitim gibi giderlerle karşı karşıya kalan aileler için yalnızca belirli ürünlerle sınırlı kredi almak, finansal esnekliği azaltıyor. Program yaygınlaştıkça, gayri resmi pazarlarda eşya kuponlarının arzına dair raporlar da ortaya çıktı. Bazı haneler, kredilerini daha düşük fiyata nakde çevirip, program kapsamı dışında kalan giderlerini karşılamayı tercih etti.

Finansal esneklik yok

Ravansar sakini Somayeh Mohammadi, programla ilgili, “Alışveriş listesiyle alışveriş yaptık, ancak fiyatlar yüksekti ve seçenekler sınırlıydı. Nakit paramız olsaydı, harcamalarımızı daha iyi idare edebilirdik” diyor.

Bu tür anlatılar, bazı hane halklarının mal tahsisinden ziyade finansal esnekliği tercih ettiğini gösteriyor. Bu durum, destek politikalarının etkinliğinin değerlendirilmesinde önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Elektronik emtia kayıt defteri ve sübvansiyonların azaltılması, kaynak kısıtlamaları çerçevesinde geçim desteğini hedefleme amacı taşırken, kronik enflasyon ve azalan satın alma gücü gibi faktörler bu sistemin uygulamada karşılaştığı zorlukları artırıyor.

Destekle istikrar sağlanamıyor

Bir diğer tartışma alanı da yerli üretime etkisi. Bazı ekonomistler, sistem kapsamındaki malların arzı esas olarak ithalat veya zorunlu fiyatlandırma yoluyla sağlandığında, yerli üreticilerin yatırım yapma ve verimliliği artırma konusunda daha az motive olabileceğini belirtiyor. Buna karşılık politika yapıcılar, tüketici koruması ve piyasa istikrarının öncelikli olduğunu vurguluyor. Son yıllardaki deneyimler, bu tür destek sistemlerinin başarısının yalnızca finansal kaynak sağlamaya değil, uygulamada şeffaflığa, ekonomik verilerin sürekli güncellenmesine ve toplumun geçim gerçekleriyle koordinasyona bağlı olduğunu gösteriyor. Yapısal reformlar ve ekonomik istikrar sağlanmadan, hiçbir destek aracı hane halklarının yaşam üzerindeki baskıyı tamamen ortadan kaldıramıyor.