Tunus’ta gazeteciler için özgürlük çağrısı: Serbest bırakılmalılar
Tunuslu gazeteciler ve sivil toplum temsilcileri, cezaevindeki gazetecilerin ağır koşullarda tutulduğunu belirterek, tutsakların serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Haber Merkezi - Tunuslu Gazeteciler Sendikası’nın düzenlediği “Gazeteciler ve Hapishane Çilesi” başlıklı toplantıda cezaevinde bulunan gazetecilerin yaşadığı ağır koşullar gündeme getirildi. Toplantıda konuşan gazeteciler ve aktivistler, tutuklu gazetecilerin kötü koşullarda tutulduğunu, mesleklerini icra edemediklerini ve ailelerinin de ciddi sosyal ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldığını belirterek, düşünce tutuklularının serbest bırakılması çağrısında bulundu.
‘Gazetecilerin özgürlük alanına ihtiyacı var’
Gazeteci Şeza el-Hac Mübarek, yaptığı konuşmada cezaevinin genel olarak insanın yaşayabileceği en ağır deneyimlerden biri olduğunu, ancak gazeteciler için bunun çok daha zor olduğunu söyledi. Gazetecinin mesleğini ve hayatını sürdürebilmesi için özgürlük alanına ihtiyaç duyduğunu belirten Şeza el Hac Mübarek, cezaevinde bulunan gazetecilerle ve mesleği nedeniyle gözaltına alınan ya da yargılanan tüm meslektaşlarıyla tam dayanışma içinde olduğunu vurguladı.
Deneyimini paylaştı
Gazeteci Sonia ed-Dahmani ise tutuklu gazeteciler hakkında konuşmanın kendisi için çok acı verici olduğunu, çünkü aynı deneyimi bizzat yaşadığını belirtti. Sonia ed-Dahmani, nemli ve duvarları aşınmış odalarda tutulduğunu anlatarak şunları söyledi: “Mahkûm sürekli tetikte olmak zorundadır çünkü hakaretlerin ya da baskının nereden geleceğini bilmez. Cezaevi koşulları için söylenebilecek en az şey, son derece kötü ve unutulmayacak kadar ağır olduğudur.”
Sonia ed-Dahmani, cezaevindeki en zor şeyin, herhangi bir suç işlemediğini bilmek olduğunu ifade ederek, her gün aynı sorunun insanı takip ettiğini söyledi: “Burada ne yapıyorum?”
En ağır anların ise gözlerini açtığında hücrenin sert gerçekliğiyle yeniden yüzleştiği anlar olduğunu belirten Sonia ed-Dahmani, aynı sorunun tekrar tekrar zihninde belirdiğini dile getirdi.
‘Gazeteciler korku duvarını yıkmayı seçti’
Sonia ed-Dahmani, gazetecilerin korku duvarını yıkmayı seçtiklerini ve bu nedenle geri adım atamayacaklarını ifade etti. Ancak asıl acının ailelerin yaşadığı sıkıntılar olduğunu belirterek yaşlı annelerin maruz kaldığı aşağılanmanın ve çocukların yokluğun bedelini ödemesinin bu deneyimi daha da ağırlaştırdığını söyledi.
Sonia ed-Dahmani, tutukluların en basit fiziksel özgürlüklerden dahi yoksun bırakıldığını ve uzun bir yasaklar listesine uymaya zorlandıklarını belirtti. Cezaevinde ne yiyeceklerinden ne giyeceklerine kadar birçok konuda sınırlamalar getirildiğini söyleyen Sonia ed-Dahmani, kadın cezaevinde kaldığı süre boyunca “bir ayıp nesnesi gibi” muamele gördüğünü ifade ederek kadın tutuklular üzerindeki sıkı denetim ve kısıtlamalara dikkat çekti.
Konuşmasının sonunda tüm tutuklularla dayanışma içinde olduğunu vurgulayan Sonia ed-Dahmani, yaşananların artık yalnızca “yargı karmaşası” değil, “yargı çılgınlığı” haline geldiğini söyledi ve devletin bu sürece son verecek bir sağduyu göstermesi gerektiğini belirtti.
Ailelerin ağır yükü
Tutukluların aileleri de ağır bir yük taşıyor. Bu yük yalnızca sevdiklerinin cezaevinde olmasıyla sınırlı kalmıyor, günlük yaşamın ağır sorumluluklarını da beraberinde getiriyor.
Sivil toplum aktivisti Meryem ez-Zugaydi, ailelerin her hafta tutuklu yakınlarını ziyaret etmek için ihtiyaç duydukları eşyalarla dolu “kafe” (erzak çantası) taşıdıklarını ancak çoğu zaman son anda cezaevinin değiştirildiğini ve ailelerin büyük bir hayal kırıklığıyla geri dönmek zorunda kaldığını söyledi.
Meryem ez-Zugaydi, bir gazetecinin cezaevine girdiği anda gelir kaynağını da kaybettiğini belirterek şu soruları gündeme getirdi: “Ailesi nasıl yaşayacak? Çocukları hayatlarına ve eğitimlerine nasıl devam edecek?”
Bu nedenle ailelerin yaşadığı ekonomik ve sosyal yükün en az tutukluların çektiği acı kadar ağır olduğunu ifade etti.
Meryem ez-Zugaydi ayrıca teyzesinin, cezaevi deneyimi yaşayan yedi kardeşini ziyaret etmek için yıllarca büyük zorluklar çektiğini ve bugün bile bir tutuklunun oğluna iki yıldan uzun süredir destek olmaya devam ettiğini anlattı.
‘Artık yeter, bu sürece son verme zamanı geldi’
Konuşmasının sonunda gazetecilerin doğal yerinin cezaevi değil, sahada ve mikrofonun başında mesleklerini icra ettikleri alanlar olduğunu belirterek şu çağrıyı yaptı: “Artık bu sürece son verme zamanı geldi.”
Meryem ez-Zugaydi, “Yeter… artık yeter” diyerek tüm gazetecilerin ve düşünce tutuklularının serbest bırakılması çağrısında bulundu.