Kayıp yakınları üç kentte sordu: Failler nerede?

Amed, Gever ve Êlih’te bir araya gelen kayıp yakınları ve İHD, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sordu. Eylemlerde Nazım Babaoğlu ve Nurettin Turgut dosyaları hatırlatılırken, Halepçe Katliamı’nın da insanlığa karşı suç olduğu vurgulandı.

Haber Merkezi — Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), Amed, Colemêrg’in Gever ilçesi ve Êlih’te düzenledikleri eylemlerde gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sordu. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirilen eylemlerde, 1994’te gözaltında kaybedilen gazeteci Nazım Babaoğlu ile 1993’te kaybettirilen Nurettin Turgut’un dosyaları gündeme getirildi. Êlih’teki eylemde ise Halepçe Katliamı’nın yıl dönümü anılarak katliamın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulandı.

Amed

Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) her hafta düzenledikleri, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 892’nci haftasında da Rêzan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi.

Eylemde Riha’nın Sêwereg (Siverek) ilçesinde 12 Mart 1994 tarihinde gözaltında kaybedilen Özgür Gündem Gazetesi muhabiri Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu.

Şüpheli kişilere ilişkin başvurular dikkate alınmadı

Nazım Babaoğlu’nun İHD Amed Şube yöneticisi Berfin Elçi tarafından okunan hikayesi şöyle: “1974 yılında Riha’nın Sêwereg ilçesinde doğan Nazım Babaoğlu, 1991 yılında Urfa Ticaret Lisesini bitirdikten sonra, 19 yaşında Özgür Gündem Gazetesi'nin Riha Bürosunda çalışmaya başlamıştır. Özgür Gündem Gazetesi Riha bürosu çalışanları bölgede devlete bağlı paramiliter güçlerin ve korucuların işlediği iddia edilen birçok suç ile ilgili de haber yayınlamıştır. Bunlardan biri de Bucak Aşiretine mensup dört korucunun Siverek’te görevli bir öğretmenin evini basarak öğretmene ve kız kardeşine cinsel saldırıda bulunduklarına dair hazırladıkları haberdir. Bu haber Özgür Gündem gazetesinde yayınlanınca Urfa Bürosu çalışanlarına yönelik tehditler daha da artar. Haberin yayınlanmasından sonra; gazetenin etrafında şüpheli kişilerin dolaşmaya başlaması üzerine, can güvenliklerinin sağlanmasına dair resmi kurumlara yaptıkları başvurulara cevap verilmez ve hiçbir önlem alınmaz.

Bucak Aşiretine mensup kişiler tarafından kaçırıldı

12 Mart 1994 sabahı Siverek’teki yerel bir gazetenin çalışanı ve ilçenin Anadolu Ajansı temsilcisi Murat Yoğunlu, Özgür Gündem Urfa Bürosu’nu telefonla arar. Murat Yoğunlu, gazetenin yetkililerine Sêwereg’de korucularla ilgili çok önemli bir haber olduğunu ve mutlaka muhabir göndermelerini söyler. Bunun üzerine Nazım Babaoğlu, sözü edilen haberi takip etmek ve Murat Yoğunlu ile buluşmak üzere ilçede bulunan İrfan Matbaası’na gider. Görgü tanıklarının beyanlarına göre; Nazım Babaoğlu, İrfan Matbaası adlı işyerine gittiğinde Bucak Aşiretine mensup korucular tarafından zorla dışarı çıkartılarak bir araca bindirilip Sedat Bucak’ın evine götürülür. Nazım Babaoğlu’ndan 12 Mart 1994 tarihinden bu yana bir daha haber alınamaz.

En son Sedat Bucak'ın evinde görülür

Görgü tanıkları, Sedat Bucak'ın çiftlik evinin altında hücre tipi yerler bulunduğunu ve birçok insanın burada alıkonulduğunu belirtmiştir. Sedat Bucak’ın evinde alıkonulan ve daha sonra serbest bırakılan bazı kişiler de Nazım Babaoğlu’nu orada görmüş, ona ne sorduklarını, ne yaptıklarını duymuşlardı. Nazım Babaoğlu’nun alıkonulduğu günlerde, Urfa’da Hüseyin Taşkaya ve ismi öğrenilemeyen iki kişi daha yine korucular tarafından kaybettirilmişti. Kayıp olan kardeşi Hüseyin Taşkaya’yı ararken Sedat Bucak’ın evinde Nazım'ı gören ve günler sonra gazetedeki resminden tanıyan Aziz Taşkaya; Nazım Babaoğlu’nu gördüğünü ve kim olduğunu sorduğunda, kendisine ‘Bu genç, gazeteci’ cevabı verildiğini aktarır. Aynı evde alıkonulan ve sorgulanıp bırakılan başkaları da Özgür Gündem Gazetesine gelerek bildiklerini anlatır. Nazım Babaoğlu’nun yirmi gün kadar Bucakların elinde sağ olarak kaldığı ve bir araçla Urfa’da gezdirilerek sorgulandığını da görenler olur. Bu duyumlar üzerine oğlunun akıbetini öğrenmek için çabalayan, baba İbrahim Babaoğlu, polisler tarafından gözaltına alınıp tehdit edilir.

Nazım Babaoğlu’nun babası ve annesi de Nazım’ın kaybettirilmesinden bir müddet sonra Sedat Bucak ile görüşür. Görüşmeden yaklaşık bir ay sonra Fırat Nehri'nin kenarında kimliği tespit edilemeyen cansız bir beden bulunur. Olay yerine Nazım Babaoğlu olabilir şüphesiyle gidip araştırmak isteyen aileye izin vermeyen emniyet yetkilileri, bulunan cenazeyi kimlik tespiti yapmadan kimsesizler mezarlığına defneder. Aileye zaman zaman Nazım’la ilgili tanıklılar ulaşsa da, bu tanıklar resmi kurumlara beyan vermekten çekinir.

AİHM’e yapılan başvuru devam ediyor

Ailenin tüm başvurularına, tanık beyanlarına rağmen Nazım Babaoğlu dosyasında bir gelişme sağlanmaz. 2021 yılında soruşturma dosyasına kısıtlılık kararı getirilir. Avukatların kısıtlılık kararına itirazı sonuçsuz bırakılır.   Aile soruşturma aşamasında bırakılan dosyada, adil yargılanma ve yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin Anayasa mahkemesine başvurur. Başvuru ‘kabul edilemez’ bulunarak reddedilir. Daha sonra aynı gerekçelerle AİHM’e yapılan başvuru devam etmektedir.”

Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

Êlih

Êlih'te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 728’nci haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdü. “Kayıplar bulunsun faillere yargılansın” pankartının açıldığı eylemde kayıpların fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde 16 Mart 1988 tarihinde gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’na değinildi.

Burada konuşan İHD Êlih Şube Yöneticisi Hüseyin Elçi, şunları söyledi: “Asıl mesele tüm dünyaya Halepçe'nin bir soykırım olduğunu kabul ettirmek. Çünkü Halepçe katliamını; Saddam tek başına yapmadı; dünyadan politik ve teknik anlamda destek alarak yaptılar. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler, Avrupa dahil dünya çapında bir suç ağının işi. Bu ağı deşifre etmek aynı zamanda Halepçe'nin soykırım olduğunu dünya nezdinde kabul ettirmek gerek. Bu durum yalnızca Halepçelilerin değil; kendini insanlığa karşı sorumlu hisseden herkesin görevidir. Halepçe Katliamının üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen Halepçe kenti, yaralarını hala taze yaşıyor. Kimyasal saldırı sonrasında şehit aileleri, olayın tanıkları ve birbirini kaybeden aileler hala birbirini bulmuş değil. Bu operasyonun sonucu olarak ortaya çıkan Halepçe katliamı insanlık açısından büyük bir trajedidir ve bu trajediyi iliklerine kadar yaşamış ve halen acısını, ızdırabını yaşamaya devam eden sadece Kürt milletidir.”

Açıklama oturma eylemi ile son buldu.

Colemêrg 

İHD ve kayıp yakınlarının Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesinde sürdürdüğü eylem 218’inci haftasında devam etti. Bu haftaki açıklamada, 1993 yılında gözaltına alındığı inkâr edilen Nurettin Turgut’un akıbeti soruldu. Sanat Sokağı’nda yapılan eylemde gözaltında kaybettirilen kişilerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki açıklamayı İHD Colemêrg Şubesi Kayıplar Komisyonu Sözcüsü Eren Baskın okudu. Baskın, 218’inci haftada gözaltına alındığı inkâr edilen Nurettin Turgut için bir araya geldiklerini söyledi.

Colemêrg’in Gever ilçesinde yaşayan ve taksicilik yaparak hayatını sürdüren Nurettin Turgut’un 1993 yılının Şubat ayında evinden çıktıktan sonra bir daha geri dönmediğini ifade eden Eren Baskın, “İki hafta haber alınamaması üzerine aile arama çalışmaları başlattı. Kısa bir süre sonra aile Bedlîs’in Tetwan ilçesinden arandığını ve güvenlik güçlerinin Nurettin Turgut’un yanındaki bir kişiyle birlikte araçta silah bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alındığını öğrendi. Turgut’un amcası Cemil Turgut’un Tetwan’a giderek savcıyla görüştü. Savcılık ise herhangi bir gözaltı işlemi olmadığını aileye söyledi” diye aktardı. 

Cenazesinde ağır işkence izlerinin bulundu

Eren Baskın, Cemil Turgut’un kendi imkânlarıyla yaptığı araştırmada Tetwan yolunda işkence edilerek öldürülmüş bir bedenin bulunduğunu ve belediye ekipleri tarafından Kimsesizler Mezarlığına gömüldüğünü öğrendiğini belirtti. Eren Baskın, bu bilginin ardından Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Cemil Turgut’a bulunan cenazenin otopsi sırasında çekilen fotoğraflarının gösterildiğini ve ailenin Nurettin Turgut’u teşhis ettiğini söyledi. Eren Baskın, tanınmayacak halde olan Nurettin Turgut’un cenazesinde çok sayıda kurşun izi ve ağır işkence izlerinin bulunduğunu belirtti. Cenazenin bir muhtar tarafından bulunduğu bilgisinin verildiğini ifade eden Eren Baskın, Nurettin Turgut’un aracının ise Meletî’de bulunduğu bilgisinin aileye iletildiğini söyledi.

Kovuşturmaya gerek görülmedi

Cenazenin teşhis edilmesinin ardından Tetwan’da soruşturma başlatıldığını belirten Eren Baskın, Gever’den Maletî’ye kadar dokuz farklı noktada kimlik kontrolü ve kayıt işlemleri olmasına rağmen soruşturmayı yürüten savcılığın, ailenin avukatlarıyla birlikte yaptığı ısrarlı başvurulara rağmen “aracın kayıtlarının istenmesinde yarar yoktur” denilerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini ifade etti.