İran genelinde yayılan protestolar devam ediyor: En az 7 kişi hayatını kaybetti

İran’da 72’den fazla kente yayılan protestolarda güvenlik birimlerinin gerçek mermi kullanması sonucu en az 7 kişi yaşamını yitirdi, 35 kişi yaralandı ve 134 kişi gözaltına alındı. İnternet kesintileri ve medya sansürü tepkileri artırıyor.

Haber Merkezi — İnsan hakları kaynaklarının raporlarına göre, ülke genelinde altıncı gününe giren kitlesel protestolarda, bugün itibarıyla en az 7 kişi, aralarında en az bir çocuğun da bulunduğu şekilde, güvenlik birimlerinin doğrudan gerçek mermi kullanması sonucu hayatını kaybetti. Protestolar şu ana kadar 72’den fazla kente yayılmış durumda. Aynı kaynaklara göre 35 kişi yaralandı, 134 kişi ise gözaltına alındı.

Artmaya devam eden bu veriler, güvenlik birimlerinin protestoculara karşı örgütlü ve ölümcül şiddet kullandığını ortaya koyuyor. Uluslararası insan hakları kuruluşlarının da endişeyle izlediği süreçte, bazı bölgelerde güvenlik güçlerinin herhangi bir uyarı yapmadan ve yakın mesafeden halka ateş açtığı bildiriliyor. Yaralıların durumunun kritik olduğu, bazılarının ise gözaltı merkezlerinde sağlık hizmetlerine erişiminin engellendiği belirtiliyor.

Bilgi akışı engellenmeye çalışılıyor

Ülke genelinde protestolar ve grevler yayılırken, hükümet interneti keserek ve ağır iletişim kısıtlamaları getirerek bilgi akışını engellemeye çalışıyor. Sokaklarda insanlar hayatını kaybederken, aileler cenazelerini defnetmeye ya da gözaltına alınan yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışırken, resmi ve hükümete bağlı medya organlarının hava durumu, spor karşılaşmaları ve gişe verileri gibi gündemlerle yayın yapmayı sürdürmesi dikkat çekiyor.

Sokaktaki gerçeklik ile resmi medya anlatısı arasındaki bu derin uçurum, kamuoyundaki güvensizliği daha da artırırken, resmi medyanın toplumdan kopuşunu ve iktidar yapısının gerçek krizlere yanıt verme konusundaki yetersizliğini gözler önüne seriyor. İran’ın son yılların en kritik siyasal ve toplumsal dönemlerinden birinden geçtiği bu süreçte, iktidarın halkın taleplerine kayıtsız kalarak inkâr, baskı ve medya ambargosunda ısrar ettiği ifade ediliyor.

Altı gün önce Tahran’da, riyalin değer kaybı ve esnaf protestoları üzerine başlayan eylemler kısa sürede merkezi kentlere, Loristan’a ve Rojhilat Kürdistanı’na yayıldı. İnsan hakları kaynakları ve dijital medyada paylaşılan görüntüler; şiddetli müdahaleler, ateşli silah kullanımı ve farklı bölgelerde yaşanan çatışmalara işaret ediyor. Kuhdeşt gibi bazı kentlerde protestocuların katledildiği ve gece saatlerinde defnedildiğine dair bilgiler paylaşıldı.

Bağımsız kaynaklar, muhalif çevreler ve dijital medyada yayımlanan videolara göre, bu sabahdan itibaren protestolar ve grevler onlarca kentte devam etti ve Tahran’dan diğer eyaletlere hızla yayıldı. Bağımsız medyanın tanık anlatımları, görüntüler ve videolar üzerinden yaptığı belgeleme çalışmalarına göre, protesto dalgası artık yalnızca büyük kentlerle sınırlı değil; birçok ilçe ve il merkezini de kapsıyor.

Kuhdeşt ve bazı diğer bölgelerden gelen haberlerde, güvenlik güçlerinin doğrudan ateş açtığı, protestocuların yaralandığı ve en az birkaç kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. Hukukçular ve yerel insan hakları kurumları olayları belgelemeye çalışırken, birçok bölgede zarar görenlerin sayısına ilişkin resmi ve bağımsız tıbbi doğrulama henüz bulunmuyor.

Öte yandan, özellikle yerel aktivistler ve öğrencileri hedef alan geniş çaplı ve planlı gözaltıların yaşandığına dair çok sayıda rapor yayımlandı. Bağımsız kaynaklar, ölü ve gözaltı sayılarına ilişkin ilk verilerin parçalı ve zaman zaman çelişkili olduğuna dikkat çekiyor.

Rojhilat Kürdistanı’nın protestolardaki rolü

72’den fazla kenti kapsayan protesto dalgasında Rojhilat Kürdistanı sokaklarının görece sessiz olduğu yönündeki yorumların gerçeği tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor. Rojhilat Kürdistanı’nın kendine özgü siyasal ve toplumsal dinamiklere sahip olduğu vurgulanıyor. “Jin, Jiyan, Azadî” protestoları sırasında Sine, Mahabad, Dîwandere, Ciwanro, Seqiz ve Bokan gibi kentler eylemlerin merkezinde yer almış ve en sert baskılara maruz kalmıştı. Güney bölgelerde ise İslamabad-ı Garb (Şabad) ve özellikle Abdanan yeni bir protesto dalgasının öncüsü olmuştu.

Son protestolarda ise Kirmanşan’dan Lek ve Loristan bölgelerine kadar uzanan geniş bir alanda kitlesel eylemler yaşandığı, çok sayıda gözaltının kayda geçtiği ve kentlerin büyük bölümünde güvenlik önlemlerinin artırıldığı bildiriliyor. Bu yönüyle Rojhilat Kürdistanı’nın, siyasal tutumları ve stratejik konumuyla her dönemde protesto hareketlerinin önemli bir parçası olduğu ifade ediliyor.

Protestolar üzerinden yayılan söylemler

Eylemler sırasında, yurt dışındaki bazı Farsça yayın yapan medya organlarında monarşi yanlısı çevrelerin eylemleri, sürgündeki Reza Pehlevi’nin ön plana çıkarıldığı bir siyasi projeye dönüştürme çabası da tartışma yarattı. Bu çevrelerin Reza Pehlevi’yi “alternatif lider” olarak sunma girişimleri, özellikle Kürtler başta olmak üzere Fars olmayan halklar tarafından meşruiyetsiz ve eşitlik mücadelesine tehdit olarak değerlendiriliyor.

Kürtler ve İran’daki diğer ezilen halklar açısından monarşinin yeniden gündeme gelmesi; Pehlevi dönemindeki dil, kültür ve özerklik taleplerinin bastırılmasını, militarizmi ve sistematik şiddeti hatırlatıyor. Kürt siyasi ve medya kurumları, dışarıdan dayatılan liderlik projelerinin, yerel ve köklü toplumsal hareketleri merkezci başka bir anlayışla gasp etme riski taşıdığı uyarısında bulunuyor.

Bazı aktivistler ise, halkın yalnızca İslam Cumhuriyeti’ni değil, monarşiyi ve tarihsel otoriterliğin yeniden üretilmesini de reddettiğini vurguluyor. Hareketin liderliğinin, medya kampanyaları ve nostaljik söylemlerle değil; sahadaki gerçek talepler, doğrudan katılım ve mücadele içindeki toplumsal çeşitlilikten doğması gerektiğinin altı çiziliyor.