İran’da yaşanan işçi ölümleri ‘kaza’ değil sömürü düzeninin sonucu
İran çevresindeki ülkelerde yaşanan işçi ölümleri, münferit kazaların ötesinde; kadın, göçmen ve belgesiz emekçileri hedef alan sömürüye dayalı siyasal-ekonomik düzenin sonucu olarak ortaya çıkıyor.
ŞİLAN SAQİZÎ
Haber Merkezi - İran çevresindeki ülkelerde yaşanan işçi ölümleri, münferit “iş kazaları”nın sonucu değil; sömürüye, hukuki dışlamaya ve işçilerin sistematik olarak susturulmasına dayalı siyasal-ekonomik bir düzenin doğrudan ürünüdür. Bu düzen, özellikle kadın, göçmen ve belgesiz işçilerin yaşamını kendi varlığını sürdürmenin en ucuz maliyeti olarak görmektedir.
Sömürüye dayalı siyasal-ekonomik sistemlerde işçinin hayatı en ucuz meta hâline gelir; bu durum, işçi kadın, göçmen ya da belgesiz olduğunda daha da derinleşir. İşçi ölümleri “kaza” değil, sermaye kârını yaşam hakkının önüne koyan yapıların kaçınılmaz sonucudur.
Bu ölümler; güvencesiz ve sigortasız işlerde, insan kaçakçılığı ağlarında, göç yollarında ya da insanlık dışı yaşam koşulları nedeniyle meydana geliyor. Dosya, sistematik emek sömürüsü ile hukuki korumasızlık arasındaki ilişkiyi, devletlerin, aracıların ve bölgesel emek piyasalarının rolünü ve bu ölümlerin toplumsal sonuçlarını inceliyor.

İşçi ölümleri ve eşitsiz düzenin sürdürülmesi
İşçi ölümleri yalnızca “iş kazası” olarak görülemez; bu olgular ekonomik şiddet, hukuki adaletsizlik ve siyasal sessizliğin birleştiği yapısal bir sonucun ifadesidir. Türkiye, Irak, Afganistan ve Körfez ülkelerinde özellikle göçmen ve yoksul işçiler; düşük ücret, uzun çalışma saatleri, güvensiz ortamlar ve sigortasızlık koşullarında çalıştırılmaktadır.
Kadın işçiler çoğunlukla ev içi hizmetler, bakım, tekstil ve tarım gibi denetimin zayıf olduğu alanlarda istihdam edilmekte; bu durum onları sınıfsal ve cinsiyet temelli çifte sömürüye açık hâle getirmektedir. Erkek işçiler ise inşaat, maden ve taşımacılık gibi yüksek riskli sektörlerde, ciddi fiziksel tehlikelere ve hukuki korumasızlığa maruz kalmaktadır.
Bölge devletleri ise özelleştirme, taşeronlaştırma ve neoliberal politikalarla sorumluluktan kaçmakta; işçi ölümleri, sermaye kârını önceleyen adaletsiz düzenin görünür yüzü hâline gelmektedir.
Güç gölgesinde ölümün üretimi
İran ve bölge ülkelerinden işçilerin ölümü; sömürücü yapılar, eşitsiz siyasal düzen ve rantçı-neoliberal ekonomi politikalarının doğrudan sonucudur. Bu ölümler dört ana başlıkta toplanabilir:
• İş yerinde ölüm
Güvensiz atölyeler, kaçak fabrikalar ve tarım alanlarında, sigortasız ve sözleşmesiz çalışan işçiler hayatını kaybetmektedir.
• İnsan kaçakçılığı zincirinde ölüm
Özellikle kadınlar ve çocuklar; cinsel saldırı, zorla çalıştırma ve organ ticareti ağlarında yaşamını yitirmektedir.
• Yaşam koşullarına bağlı ölüm
Temiz suya, sağlığa ve beslenmeye erişimin olmaması, özellikle göçmen kadın işçiler arasında “sessiz ölümler”e yol açmaktadır.
• Göç yollarında ve devlet şiddeti sonucu ölüm
Savaş, yoksulluk ve baskıdan kaçan işçiler; sınır geçişlerinde, kazalarda, donarak ya da güvenlik güçlerinin şiddetiyle hayatını kaybetmektedir.
Bu ölümler tesadüf değil, yoksulları sistemin devamı için feda eden bir düzenin parçasıdır.

Temsilsiz ölen işçiler
Otoriter ve neoliberal yapılarda en kırılgan kesimler —kadınlar, göçmenler, çocuklar ve kayıt dışı çalışanlar— sendikal ve hukuki korumadan yoksundur. Bölgedeki işgücünün büyük kısmını oluşturan kayıt dışı işçiler ne sigortalıdır ne de ölümleri kayda geçer.
Kadın işçiler, erkek egemen sendikal yapılarda görünmez kılınmakta; cinsel taciz, gebelik, ev içi emek gibi sorunlar sendikal gündemin dışında bırakılmaktadır. İran ve bölge ülkelerinde bağımsız sendikalar ya yasaklıdır ya da ağır baskı altındadır.
Bu nedenle işçi ölümleri yalnızca “risk” değil, örgütsüzlük ve temsil yokluğunun sonucudur. Bu ölümler, politik-ekonomik bir cinayettir.
İşçi ölümlerinin ardında kalanlar
Bir işçinin ölümü, ailesi için yoksulluk, güvencesizlik ve dışlanmanın başlangıcıdır. Kadınlar ve çocuklar, gelir kaybı nedeniyle zorla çalışmaya, çocuk yaşta evliliğe ya da eğitimi terk etmeye sürüklenmektedir.
Kadınlar hem yas hem de ekonomik ve hukuki baskılarla baş başa kalmaktadır. Çoğu zaman tazminat alma ya da dava açma imkânı yoktur. Medyada ölümler görünmez kılınır, sorumlular hesap vermez.
Ölümcül bölgesel emek piyasası
Körfez ülkeleri ve Türkiye’de göçmen işçiler için emek piyasası, gerçek bir istihdam alanı değil; ucuz ve sessiz işgücü üretim alanıdır. Kefalet sistemi ve benzeri uygulamalar işçileri modern köleliğe sürüklemektedir.
Aracı firmalar ve insan tacirleri, yüksek maaş vaadiyle işçileri kandırmakta; varış noktasında ise ağır borç, kötü çalışma koşulları ve şiddetle karşılaşılmaktadır. Özellikle kadınlar, ev içi ve cinsel sömürüye açık alanlarda çalıştırılmaktadır.

Sigortasız ölüm: İsimsiz, kayıtsız, haksız
Sigortasız işçi ölümleri öngörülebilir ve sistematiktir. Sigorta, temel bir hak değil; göçmenler ve kadınlar için erişilmez bir ayrıcalık hâline getirilmiştir. Sigortasızlık; devlet, piyasa ve sermayenin ortak çıkar alanıdır.
Bu ölümlerde ne tazminat ödenir ne de hukuki süreç işletilir. Aileler çoğu zaman cenazeye dahi ulaşamaz. Sigortasız ölüm, toplumsal hafızadan silinmenin en çıplak hâlidir.
Sessiz ölümden yaşam hakkına
İşçi ölümlerini azaltmak için teknik düzenlemeler yeterli değildir; yaşam hakkını merkeze alan siyasal-toplumsal bir dönüşüm gereklidir.
- Göçmen ve kayıt dışı işçiler, sosyal haklara sahip “toplumsal yurttaşlar” olarak tanınmalıdır.
- Bölgesel ve uluslararası denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
- Bağımsız sendikalar ve emek ağları desteklenmelidir.
- Göçmen işçiler için bölgesel tazminat ve sigorta fonları kurulmalıdır.
Sonuç olarak işçi ölümleri, yapısal şiddetin ve hukuki adaletsizliğin kesişim noktasındadır. Gerçek çözüm, hukuku ve toplumsal hafızayı emekçiler lehine yeniden kurmaktan geçmektedir. İşçinin ölümü unutulmamalı; yaşamı, hukuk düzeninin merkezine geri döndürülmelidir.