7 Mart katliamının üzerinden bir yıl geçti: Failler hala yargılanmadı
7 Mart 2025’te kıyı bölgelerinde Alevileri hedef alan katliamların üzerinden bir yıl geçmesine rağmen failler yargılanmadı. İnsan hakları ihlallerinin Süveyda ve Halep’in bazı mahallelerinde de tekrarlanması, cezasızlık tartışmalarını büyüttü.
Haber Merkezi - Suriye’de 7 Mart 2025’te kıyı bölgelerinde yaşanan ve yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği katliamların üzerinden bir yıl geçmesine rağmen adalet hala sağlanmış değil.
Soruşturma komisyonlarının raporlarına ve uluslararası kuruluşların “savaş suçu” tespitlerine rağmen faillerin yargılanmaması, cezasızlık eleştirilerini artırıyor. Bu süreçte Süveyda, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê gibi bölgelerde benzer ihlallerin yaşanması, Suriye toplumunda toplumsal barışın geleceğine dair kaygıları derinleştiriyor.
Katliamların hesabını sorma yönünde gerçek bir irade ortaya konulmadı
Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ne bir hesap soruldu ne de hesap sorma yönünde gerçek bir irade ortaya kondu. Aksine katliamlara karışan bazı isimler Yeni Suriye Ordusu içinde önemli komuta görevleri üstlendi. Faillerin yargılanması yerine, Ahmed el-Şara (Colani) tarafından uluslararası baskı nedeniyle aceleyle kurulan “Ulusal Soruşturma Komitesi” katliamları “geniş çaplı ancak kasıtlı değil” şeklinde nitelendirerek gerekçelendirdi. Komite ayrıca saldırıların “ideolojik değil intikam duygusuyla” gerçekleştirildiğini ileri sürdü; oysa saldırganların mezhepçi ifadeler kullandığını kendisi de kabul etti.
Aynı gruplar yeni katliamlar yaptı
Suriye’de hem eski rejim döneminde hem de mevcut dönemde kurulan soruşturma komiteleri çoğu zaman yalnızca zaman kazanma girişimi olarak görülüyor. Amaç, halkın yaşadığı acıların ve trajedilerin zamanla unutulması. Bu nedenle komite, suçluların hesap vermesini sağlayamadı. Nitekim aynı gruplar birkaç ay sonra Süveyda’daki katliamlarda da yer aldı.
Bu katliamla birlikte, Suriyelilerin devrimini ve zaferini ellerinden almaya çalışan İhvan çizgisindeki selefi-cihatçı yönetim, toplumsal barışın tabutuna ilk çiviyi çakmış oldu. Ardından Ceramana, Süveyda ve Kuzey ve Doğu Suriye’de yeni Suriye hayalinden geriye kalanları da tahrip etmeyi sürdürdü.
90’ı kadın olmak üzere bin 426 sivil katledildi
Geçici yönetimin kurduğu Ulusal Soruşturma Komitesi, Suriye kıyı bölgelerinde yaşanan olaylarda katliamlara karıştığı tespit edilen 298 kişinin kimliğini belirlediğini açıkladı. Komiteye göre bu saldırılarda 90’ı kadın olmak üzere bin 426 sivil hayatını kaybetti. Komite, faillerin adalet önüne çıkarılmasını ve geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının işletilmesini tavsiye ettiğini açıklasa da bugüne kadar bu yönde herhangi bir adım atılmadı.
Komite ayrıca 7, 8 ve 9 Mart tarihlerinde sivillere yönelik öldürme, kasıtlı cinayet, yağma, evlerin yakılması ve tahrip edilmesi, işkence ve mezhepçi hakaretler gibi suçların işlendiğini kabul etti.
Suriye’ye ilişkin Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu ise olayları daha kapsamlı biçimde değerlendirerek yaşananları “savaş suçu” olarak nitelendirdi. BM raporuna göre saldırılar; öldürme, işkence, ölü bedenlere yönelik insanlık dışı muamele, geniş çaplı yağma ve evlerin yakılmasını içerdi. Bu şiddet dalgası sonucunda on binlerce sivil yerinden edildi. Bazı vahşet görüntülerinin dijital medyada paylaşıldığı, sivillerin aşağılanıp kötü muameleye maruz kaldığını gösteren videoların yayıldığı da raporda yer aldı.
Raporda ayrıca cihatçı grupların önce Alevi erkekleri tespit ettiği, ardından onları kadın ve çocuklardan ayırarak dışarı çıkarıp, kurşuna dizerek öldürdüğü belirtildi. Bazı cenazeler günlerce sokaklarda bırakıldı, ailelerin onları gömmesine izin verilmedi; bazı insanlar ise belgesiz toplu mezarlara gömüldü.
Katliam ‘bireysel olaylar’ adı altında meşrulaştırıldı
8 Aralık 2024’te uluslararası ve bölgesel güçlerin müdahalesiyle rejimin değişmesinden sonra, belirli toplumsal grupları hedef alan ihlaller başladı. Bu ihlaller kimi zaman öldürme, kimi zaman kaçırma ya da baskı biçiminde gerçekleşti. En ağır darbeyi ise Aleviler aldı. Humus’tan Lazkiye’ye, Ceble ve Tartus’tan Şam’a kadar birçok bölgede Aleviler hedef alındı. Geçici yönetim ve onu destekleyen çevreler bu saldırıları uzun süre “bireysel olaylar” olarak nitelendirerek meşrulaştırmaya çalıştı; ta ki büyük felaket yaşanana kadar.
Olayların başlangıcı, Suriye ordusunun farklı mezheplerden asker ve subaylarının silahlarını ülkeyi devralan yönetime teslim edip durumlarının “düzenlenmesi” süreciyle başladı. Ancak Heyet Tahrir el-Şam cihatçılarının benimsediği ideolojik çizginin İbn Teymiyye düşüncesine dayanması nedeniyle sürece devlet ya da devrim aklı değil, intikam ve mezhepçilik zihniyeti hâkim oldu.
Her suç için bir gerekçe bulunur anlayışıyla hareket eden geçici yönetim, Alevilerin sabotaj girişiminde bulunduğunu ve eski rejimi geri getirmeye çalıştığını iddia etti. Ancak yönetim cihatçı grupları kontrol altına alamadı. Saldırılar giderek genişledi ve sonunda Suriye toplumunun köklü bileşenlerinden biri olan Alevilere karşı soykırım boyutuna varan katliamlara dönüştü. Geçici yönetime bağlı ve geçmişte El Kaide ile onun uzantıları olan örgütlerde yer almış cihatçı unsurlar, geçen yıl 6 Mart’ta Lazkiye’nin Ceble kentine bağlı Beyt Ana kasabasına helikopter desteği ve topçu bombardımanı eşliğinde saldırı düzenledi.
Medyanın dili katliamı körükledi
Bu şiddetli saldırıya karşı bazı gençler kendilerini savunmak için silaha sarıldı. Ancak gerilimi düşürmek ve durumu kontrol altına almak yerine geçici yönetim tüm gücüyle Alevi bölgelerine saldırdı. Bu durum Alevilerin hedef alındığı bir saldırıya dönüştü. Saldırılara, Alevileri çocuk, yaşlı, kadın demeden öldürmeyi meşrulaştıran nefret ve intikam söylemleriyle dolu bir medya dili eşlik etti. Bu söylemler, Baas rejiminin yönetimi boyunca işlenen tüm suçların sorumluluğunu bu mezhebin üzerine yüklemeye çalıştı.
Arap medyasının bazı önemli kanalları da, daha sonra Kürtlere yönelik saldırılarda olduğu gibi, Al Arabiya Al Hadath ve Al Jazeera başta olmak üzere, devletin anlatısını benimseyerek mezhepçi gerilimi körükledi. Hatta geçici yönetim kontrolündeki bölgelerde bazı camiler de verilen fetvalarla öldürme çağrılarını yayarak bu gerilimin aracı haline geldi.
Alevi kadınlar ise esir haline getirildi
Cihatçı gruplar, Alevi köylerini hedef aldı; köylere girerek katliamlar ve ihlaller gerçekleştirdiler, bunları görüntülediler ve hatta bunlarla övündüler. Bu olayların en çarpıcı örneklerinden biri, öldürülen gençlerin başında duran Zerka Sbahiyye’nin görüntüsüydü. 86 yaşındaki anne ve büyükanne, acıyla yıkılmış olmasına rağmen dimdik durdu. Gözyaşlarını tutarak, kendisine hakaret eden ve alay eden cihatçıların karşısında onurlu bir duruş sergiledi.
Öte yandan kaçırılan Alevi kadınlar ise esir haline getirildi. Bazıları Suriye’deki cihatçıların merkezi olarak bilinen İdlib’e götürüldü ve burada ağır şiddete ve “cinsel köleliğe” maruz bırakıldı. Bazıları fidye ödenerek ailelerine geri dönebildi, ancak birçoğunun akıbeti hâlâ bilinmiyor.
Katledilenler ve aileleri için adalet ne zaman sağlanacak?
Bugüne kadar adalet sağlanmış değil. Katliamlar sürekli ertelenirken, benzer suçların Süveyda’daki katliamlarda da tekrarlandığı ortaya çıktı. Sahil bölgelerindeki katliamlara karışan bazı faillerin yüzleri yeniden görüldü. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde de benzer vahşet sahneleri yaşandı: cenazelere işkence edilmesi ve insanların binaların balkonlarından atılması gibi olaylar tekrarlandı.
Bütün bunların ardından Suriye halkı hala aynı soruyu soruyor: Katledilenler ve aileleri için adalet ne zaman sağlanacak?