‘Türkiye'nin barış süreci için üzerine düşenleri yapması gerekiyor’

Kürt özgürlük hareketinin attığı adımlara rağmen Türkiye’nin barış sürecinde ilerleme sağlayacak düzenlemeleri hayata geçirmemesi eleştiriliyor. Kobanêli kadınlar, kalıcı bir çözüm için demokratikleşme ve yasal güvencelerin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

SİLVA EL İBRAHİM

Haber Merkezi - Kürt sorununun çözümüne yönelik çağrılar sürerken, Türkiye’nin süreç karşısındaki tutumu tartışılmaya devam ediyor. Hukukçu ve siyasetçiler, Ankara’nın yasal adımlar atmamasının barış sürecini çıkmaza sürüklediğini ve bölgesel dengeleri olumsuz etkileyebileceğini ifade ediyor.

Kürt tarafı, Türk devletinin hukuki ve pratik adımlar atmamasını gerçek bir barış yerine “siyasi teslimiyet” dayatması olarak değerlendirirken, bu yaklaşımın bölgesel istikrar çabalarını zayıflattığını ve Kürt kimliği ile kültürünü hedef aldığını savunuyor.

‘Çağrı demokratik toplumun inşası için önemli’


        

1990’lı yıllarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşen Rojava’nın Kobanê kentinde yaşayan kadınlardan biri olan Vahide Seyit Ahmed, Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinin kadınlar üzerindeki etkisine dikkat çekti. Kadınların uzun yıllar baba ve erkek egemenliği altında yaşadığını belirten Vahide Seyit Ahmed, Kürt Halk Önderi’nin özgürlük anlayışının kadınların toplumsal yaşamda daha aktif rol üstlenmesinin önünü açtığını ifade etti.

Barış ve Demokratik Toplum çağrısının Kürt halkı ve bölgede birlikte yaşayan diğer halklar açısından önemli olduğunu belirten Vahide Seyit Ahmed, Türkiye’nin bugüne kadar bu süreçle ilgili herhangi bir yasal adım atmadığını söyledi.

Kürt halkının sorunun demokratik yöntemlerle ve diyalog yoluyla çözülmesinden yana olduğunu vurgulayan Vahide Seyit Ahmed, her iki tarafta da daha fazla can kaybının yaşanmaması gerektiğini belirterek, çağrının tüm halkların hak ve özgürlüklerine kavuşacağı demokratik bir toplumun inşası için önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin somut adımlar atmamasını demokrasi anlayışına bağlayan Vahide Seyit Ahmed, Ankara’nın demokratik görünmeye çalışsa da uygulamalarının bununla çeliştiğini savundu. Vahide Seyit Ahmed’e göre Türkiye, geçmişte Kürtlere ve diğer halklara yönelik politikalarının yeniden gündeme gelmesinden çekiniyor.

‘Teslimiyet barışı’ eleştirisi

Hukukçu Selva Osman ise Türkiye’nin süreçte hukuki değil siyasi bir yaklaşım benimsediğini öne sürdü. Selva Osman, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) attığı adımlara karşılık Ankara’nın herhangi bir girişimde bulunmadığını belirterek, Türkiye’nin Kürt sorununun anayasal ve hukuki zeminde çözülmesinden ziyade “teslimiyete dayalı bir barış” hedeflediğini savundu.

Türkiye’nin bugüne kadar yasal bir adım atmamasının sürecin başarı şansını zayıflattığını ifade eden Selva Osman, “Tek taraflı tavizlerle kalıcı bir çözüm mümkün olmaz” dedi.

Abdullah Öcalan’ın cezaevinde bulunmasına rağmen sürecin yürütülmesinde aktif rol oynadığını dile getiren Selva Osman, buna karşılık Türkiye’nin bir yıldır herhangi bir adım atmamasının tarafların sürece yaklaşımındaki farkı ortaya koyduğunu belirtti.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” tanınmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konudaki etkisini de tartışmalı hale getirdiğini kaydeden Selva Osman, “Haziran ayına kadar belirlenen süre bölgesel dengelerle bağlantılı, sürecin başarısı bu dengelerden etkilenecektir” ifadelerini kullandı.

Uluslararası insan hakları hukukuna göre Abdullah Öcalan’ın umut hakkından yararlanması gerektiğini savunan Selva Osman, süreci takip etmek amacıyla oluşturulan komisyonun kamuoyuna açıklama yaparak gelinen aşamayı ve gecikmenin nedenlerini paylaşması gerektiğini söyledi.

Selva Osman ayrıca, Türkiye’nin süreci geciktirmeye devam etmesi halinde bunun etkilerinin Kürdistan’ın dört parçasında da hissedileceği uyarısında bulundu.

Türkiye’nin tutumunun Suriye’deki Kürtlere etkileri

Kongra Star Kobanê Koordinasyon üyesi Peyman Aloş da, Türkiye’nin barış ve demokratik toplum sürecine yaklaşımını eleştirdi. Peyman Aloş, Ankara’nın tek bir kimlik, tek bir dil ve tek bir kültür anlayışını dayattığını, farklılıkları tanımayan bu yaklaşımın uygulanan politikalarda açık biçimde görüldüğünü söyledi.

Barış çağrısının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Türkiye’nin somut bir yasal adım atmadığını belirten Peyman Aloş, buna karşılık Kürt özgürlük hareketinin PKK’nin örgütsel yapısının feshi ve silahların imhası gibi tarihi girişimlerde bulunduğunu ifade etti. Ancak barışın yalnızca tek taraflı adımlarla inşa edilemeyeceğini vurguladı.

Türkiye’nin politikalarının yalnızca kendi sınırları içindeki Kürtleri değil, Suriye’deki Kürt meselesini de etkilediğinin altını çizen Peyman Aloş, özellikle kadın hakları ile dilsel ve kültürel haklar konusunda yaşanan sorunlarda Ankara’nın rolü bulunduğuna dikkat çekti.

Peyman Aloş, Abdullah Öcalan’ın son mesajına da değinerek, Türkiye’nin barış sürecinin ilerleyebilmesi için üzerine düşen hukuki yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiği yönündeki çağrısını hatırlattı.

Sonuç olarak, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bir yanda Kürt tarafının attığı tarihi adımlar, diğer yanda ise Türkiye’nin hukuki ve anayasal düzenlemelerden kaçınan tutumu arasında sıkışmış durumda. Sürecin geleceği ve bölge halklarının haklarına ilişkin gelişmeler ise önümüzdeki dönemde şekillenecek bölgesel dengelere bağlı görünüyor.