Tunus’taki seller: Latifa Tajouri’den kentleşme ve su yönetimi eleştirisi

Kentsel planlama ve geliştirme uzmanı Latifa Tajouri, Tunus’ta yaşanan selleri değerlendirirken, “Çağdaş planlamacılar suyu artık kutsal bir armağan olarak görmüyor, vadileri doldurup betonlaştırıyor” sözleriyle tepki gösterdi.

NEZİHA BOUSSAİDİ

Tunus - Harry Kasırgası’nın etkisiyle bu hafta başında Tunus’un birçok şehrinde yaşanan seller, ciddi insani, maddi ve psikolojik kayıplara yol açtı.

Tunus ve bazı kıyı illerini vuran sel, beş kişinin yaşamını yitirmesine ve denizin karaya doğru ilerlemesiyle birçok bitişik turistik tesise zarar vermesine neden oldu. Etkilenen kıyı bölgeleri arasında başkentin kuzey banliyösü ve özellikle Sidi Bouzid, El Tabak, Errabia ile La Marsa şehrinin El Bahr El Azraq mahalleleri yer alıyor. Sel, bu bölgelerde belediye ve sakinlerin iki gün boyunca süren pompalama ve temizlik çalışmalarını gerektirdi.

Ajansımız, sel felaketlerinin nedenleri, yol açtığı sonuçlar ve gelecekteki zararları azaltmaya yönelik olası çözümleri değerlendirmek üzere kentsel planlama ve kalkınma uzmanı Latifa Tajouri ile görüştü.

‘Müdahalede geç kalındı’

Latifa Tajouri, Tunus ve La Marsa’daki sellerin türünün ilk örneği olmadığını, daha önce de benzer olayların yaşandığını belirtti. Ancak bu kez, sellerin sakinler üzerinde yarattığı kayıp ve korkunun çok büyük olduğunu vurgulayan Latifa Tajouri, Harry Kasırgası’nın tek başına sorumlu olmadığını, olayda kolektif bir sorumluluk olduğunu ifade ederek, “Müdahale çok hızlı gerçekleşmedi, yollar çatlayarak büyük çukurlara dönüştü ve birçok evi su bastı” dedi.

Latifa Tajouri, Tunus’un bugün tanık olduğu kentsel felaketlerin, “su hafızası” kavramını yeniden tartışmaya açtığını belirtti.

‘Su yollarına saygı duyulmuyor’

Latifa Tajouri, “Bir şehir sadece katı maddelerin birikimi değildir, su yolları ve tarihi bağlantıları aracılığıyla nefes alan canlı bir varlıktır. Bugün yaşadığımız şey, silmeyi amaçlayan ‘beton kentçilik’ ile unutulmayı reddeden ‘su hafızası’ arasındaki bir mücadeledir” diye kaydetti. Latifa Tajouri, eski Tunus şehirlerinin su yollarının kutsallığına büyük saygı duyduğunu, ancak modern kentleşmenin dar bir işlevselci bakış açısıyla suyu ya kovulması gereken bir düşman ya da yeraltı kanallarına hapsedilmesi gereken bir mahkum gibi ele aldığını ekledi.

Latifa Tajouri, sözlerine şöyle devam etti: “Limanlarda veya başka yerlerde yaşanan boğulma trajedilerine tanık olduğumuzda, bu olaylar bize suyla olan manevi bağlantımızı kaybettiğimizi hatırlatıyor. Çağdaş planlamacılar, hem teknik hem mimari açıdan, suyu artık ilahi bir armağan ve hassas bir sosyal sistem olarak görmüyor, onun yerine su yollarını doldurarak ve vadileri daraltarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu nedenle, vadilerin üzerine inşa etmek sadece bir teknik hata değil, aynı zamanda doldurduğumuz bu su yolunun gömülmeyi kabul etmeyeceğini görmezden gelen derin bir körlüktür. Su, binanın altında istikrarlı bir unsur olmak yerine, yıkıcı bir güç olarak binanın üstüne çıktı, çünkü suya yerini ve hak ettiği yeri veren ‘taht mimarisine’ gereken saygıyı göstermedik.”

‘Biriken su evlerimize sızıyor’

Selden etkilenenlerden biri olduğunu belirten Latifa Tajouri, “Marsa’nın Al-Hakam Mahallesi’ndeki Tayeb Sayala Caddesi’nde yaşıyoruz. Komşu bölgelerden, Sidi Bouzid ve Jebel Khawi’den gelen büyük miktarda su burada birikiyor. Bu bölgenin yılda birkaç kez temizlenmesi ve taranması gerekiyor, aksi halde su evlerimize giriyor ve tüm mobilyalarımızı tahrip ederek gerçek bir felakete yol açıyor. Biz kadınlar, temizlik yapmak, korkmuş çocuklarımıza psikolojik destek sağlamak ve yıldırım ve akan sudan travma geçiren yaşlılara bakmak için büyük çaba sarf etmek zorunda kalıyoruz” sözlerine dikkat çekti.

‘Yıpranmış bir altyapı nedeniyle hazırlıksız kaldık’

Sel felaketinin nedenlerine değinen Latifa Tajouri, “İklim uzmanlarına göre bu seller iklim değişikliğinin bir sonucu. Bekleniyordu ve uyarılar yapılmıştı, ancak yetkililerden gecikmiş bir yanıt ve ani sorunları ele alamayacak kadar yıpranmış bir altyapı nedeniyle hazırlıksız kaldık. Şehir planlaması uzmanı olarak gördüğüm sorun, suyla ve onun sembolizmiyle olan ilişkimizi kutsal bir şeyden, dünyevi ve işlevsiz bir şeye dönüştürmemizdir. İşlevsel kentsel genişleme uğruna suyu yollar ve kaldırımlarla kapatıp ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Bu anlayış, özellikle Marsa’da bugün başarısızlığını kanıtlamıştır” diye belirtti.

‘Kesin çözümler oluşturmalıyız’

Bu planların suyu emen “sünger şehir” yaklaşımı temel alınarak ve su ve yeşil alanları genişletmeye yönelik stratejilerle güncellenmesi gerektiğini söyleyen Latifa Tajouri, “Suyu depolamak için detaylı ve iyi düşünülmüş planlar geliştirmeliyiz. Şu anda iklim krizi ve su kıtlığıyla karşı karşıyayız ve yağmur suyunu depolayamıyoruz. Stratejilerimizi değiştirmeli ve sorunu çözmek için kesin planlar oluşturmalıyız” diye ekledi.

Su Kanunu taslağı

Latifa Tajouri, sözlerinin devamında, “Su Kanunu taslağı şu anda inceleniyor ve umarız Kentsel Planlama Kanunu ile çelişmez. Bu kanun, su kaynaklarının korunmasını vurguluyor ve vatandaşlar arasında nehir kıyılarına ve bitişik su yollarına inşaat yapılmaması konusunda farkındalık yaratıyor. Ancak bu mesafelere yeterince saygı gösterilmiyor ve bu nedenle vatandaşlar da sorumludur” dedi. Ayrıca Latifa Tajouri, nehir kıyılarının zorunlu olarak kapatıldığı şehirlerde demografik büyümenin gözlemlendiğini, fakat izinsiz inşaatların göz ardı edildiğini ifade etti.

Latifa Tajouri, mevzuatın bölge ve şehirler için uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, böylece su kaynaklarının ve altyapının sürdürülebilirliğinin sağlanabileceğini vurguladı. Vatandaşların toprak ve su kaynaklarına karşı bilinçli ve sorumlu olması gerektiğini belirten Latifa Tajouri, bu kaynakların yalnızca bugünkü haklar değil, gelecek nesillerin de hakkı olduğunu söyledi.

‘Denize çok yakın binalar görüyoruz’

Latifa Tajouri, “Denizin doğal olarak gelgitler arasında genişleme ve daralma hakkı vardır, bu nedenle kamuya ait denizcilik alanına saygı göstermeliyiz. Geçmişte atalarımız, denize yakın evler inşa etmeme hakkına saygı duyar ve aralarındaki mesafeyi korurlardı, ancak bugün denize çok yakın binalar görüyorsunuz. Deniz, boş zaman, lüks ve ayrıcalıklı sınıfların sembolü haline geldi, insanlar denize müdahale ettikçe felaketlere tanık oluyoruz” şeklinde konuştu.

‘Evsel atıklar su akışını engelleyerek sellere yol açabiliyor’

Özellikle kurak dönemlerde yerleşim alanları ve vadilerin korunmasının önemine dikkat çeken Latifa Tajouri, “Çünkü evsel atıklar, pazar ve inşaat molozları su akışını engelleyerek sellere yol açabiliyor. Kadınlar sosyal kültürün başlıca itici güçleridir ve çevre bilinciyle çocuklarını yetiştirmelidir. Kadınlar afetler sırasında ailelerini korumakla sorumlu olduklarını söyleyen Tajouri, bu nedenle kirlilik ve sel riskini azaltmada en büyük yükü taşıyan grup olduklarını ifade etti.

Özellikle kurak dönemlerde, yerleşim alanlarının ve vadilerin korunmasının çok önemli olduğunun altını çizen Latifa Tajouri, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çünkü insanlar sıklıkla evsel atıklarını, pazar artıklarını, mekanik atıkları ve inşaat molozlarını bu alanlara atıyor ve bu da su akışını engelleyerek sellerin oluşmasına yol açıyor. Biz kadınlar, sosyal kültürün başlıca itici güçleriyiz. Çocuklarımızı çevreyi koruyacak şekilde yetiştiriyor, yaşadığımız yere bağlılık ve aidiyet duygusu kazandırıyoruz. Bu bilinçle yetiştirilen nesiller, vadilerdeki kirliliği ve genel kirlilik riskini azaltıyor. Afetler sırasında ailelerimizi korumak da bizim sorumluluğumuz, bu yüzden en büyük yük biz kadınların omuzlarında.”