Toplumsal kaygı çocukların ruh sağlığını tehdit ediyor
Savaş, protestolar ve hayat pahalılığına dair haberlerin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesiyle birlikte çocuklar da toplumsal kaygı dalgasına maruz kalıyor.
MEHYA RÜSTEMİ
Ciwanro – Ruh sağlığı uzmanlarına göre çocukların sürekli olarak şiddet haberlerine ve toplumsal krizlere maruz kalması, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB/PTSD) ya da kronik anksiyete gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Bu tür bozukluklar; kalıcı korku, kabuslar, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve davranış değişiklikleri gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Ulusal Ruh Sağlığı Araştırması sonuçlarına göre 6-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin yaklaşık yüzde 22’si bir tür ruhsal ya da davranışsal bozuklukla karşı karşıya. Bu vakaların önemli bir bölümü kaygı ve duygusal istikrarsızlıkla bağlantılı. Uzmanlar, kriz ve güvensizlik haberlerine sürekli maruz kalmanın mevcut sorunların şiddetini artırabileceğine dikkat çekiyor.
Buna rağmen birçok evde gündelik konuşmalar hâlâ savaş, enflasyon ve güvensizlik etrafında dönüyor. Çocuklar doğrudan kendileriyle konuşulmasa bile bu konuşmaların istemeden dinleyicisi oluyor. Uzmanlar, ev içinde haber akışının yönetilme biçiminin ve çocuğun yaşına uygun iletişimin ruhsal zararları azaltmada belirleyici olduğunu vurguluyor. Kaygı belirtilerinin gözlemlenmesi durumunda ise bir çocuk psikoloğuna başvurmanın sorunların kronikleşmesini önleyebileceği ifade ediliyor.
Okullarda danışman eksikliği
Aileden sonra okul, çocukların psikolojik güvenliği üzerinde en etkili alanlardan biridir. Ancak eğitim sisteminin akademik başarıya ve sınav rekabetine odaklanması, özellikle ilkokul düzeyinde öğrencilerin ruh sağlığını ikinci plana itmiş durumda.
Uzman personel eksikliği ve rehberlik hizmetlerinin daha çok ortaöğretim kademelerinde — çoğunlukla alan seçimi ve üniversite sınavı gibi konular nedeniyle — yoğunlaşması, ilkokul öğrencilerinin yaygın ve sistematik psikolojik destek hizmetlerine erişimini sınırlıyor. Oysa öğrenimin ilk yıllarında psikolojik müdahalelerin güçlendirilmesi, ileride ortaya çıkabilecek sosyal sorunların önlenmesinde temel bir rol oynayabilir. Bazı okullarda ise stresi azaltmak yerine artıran uygulamalar hayata geçiriliyor. Öğrencilerin cep telefonlarının düzenli olarak kontrol edilmesine dair haberler yayımlandı. Bu tür uygulamalar güvenlik hissi yaratmak yerine, gözetim altında olma duygusunu ve kaygıyı artırabiliyor.
Öte yandan, uzman altyapısının sınırlı olması ve yeterli denetime tabi olmayan bazı merkezlerin faaliyet göstermesi, çocuk ruh sağlığı destek ağının hala ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Buna ek olarak, bazı öğrenciler okul danışmanlarıyla yaptıkları görüşmelerin gizliliği konusunda yeterince güven duymuyor. Kişisel meselelerin aileye önceden haber verilmeden aktarılması, çocuğun güvenini zedeleyebilir ve yeniden başvurma isteğini azaltabilir.
Ebeveyn farkındalığının gölgesinde kalan çocuklar
Bazı bölgelerde psikoloğa başvurmak hâlâ toplumsal bir damgayla karşılanıyor. Birçok aile, çocuğun fiziksel sorunlarına hızlı tepki verirken; kaygı, depresyon ya da saldırganlık belirtilerini ya ciddiye almıyor ya da bunları büyümenin doğal bir parçası olarak görüyor.
Ebeveynlerin çocukların toplumsal krizlerle nasıl başa çıktığına dair bilgi eksikliği, maddi sıkıntı, şiddet ya da ölümlerle ilgili konuşmaların çocuğun yanında, onun etkilenebileceği hesaba katılmadan yapılmasına yol açıyor. Buna bir de haberler ve dijital medyaya kolay erişim eklendiğinde, çocukların zihni yaşlarının ötesinde kaygılarla yükleniyor.
10 yaşındaki bir kız çocuğunun annesi Rızvan yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Savaş günlerinde kızım geceleri uykusundan sıçrayarak uyanıyor ve yalnız kalmaktan korkuyordu. Sürekli ‘Yine savaş çıkacak mı?’ diye soruyordu. Bir süre düzeldi, ama protestolar başlayıp şiddet görüntüleri yayılınca kaygısı geri döndü.”
Çocuklar ve hayat pahalılığının ağır yükü
Çocukların kaygısı yalnızca savaş haberleriyle sınırlı değil. Ekonomik baskılar da onların ruh dünyasını farklı biçimlerde etkiliyor.
12 yaşındaki Zanyar’ın annesi, oğlundaki değişimi şöyle dile getiriyor: “Artık harçlığını harcamıyor. Basit bir atıştırmalık almak için bile tereddüt ediyor ve ailemizin maddi sıkıntı yaşayacağından endişe ediyor.”
Uzmanlara göre ekonomik belirsizlik ortamında çocuklar, aile içindeki kaygıyı hızla hissediyor ve çoğu zaman yaşlarına uygun olmayan bir sorumluluk duygusu geliştiriyor. Bu durum, uzun vadede güvensizlik, aşırı kaygı ve içe kapanma gibi sonuçlar doğurabiliyor.
Annesine göre daha önce neşeli ve sosyal bir çocuk olan Zanyar, artık ailenin maddi durumu hakkında sürekli sorular soruyor ve en küçük harcamalar karşısında bile suçluluk hissediyor. Bu tür davranışlar, çocukların küçük yaşlarda dahi ekonomik baskıyı fark ettiğini ve bunu içselleştirdiğini gösteriyor. Oysa bu yük, uzun vadede güvensizlik duygusuna ve kalıcı kaygıya dönüşebiliyor.
‘Yine savaş çıkacak mı?’ sorusuyla uyuyan çocuklar
Çocukların ruh sağlığı “daha iyi bir zamana” ertelenemez. Kriz haberlerinin aralıksız tekrarlandığı bir çağda, belki de ilk adım çocukların bu toplumsal kaygıdan aldığı payı azaltmaktır. Geceleri “Yine savaş çıkacak mı?” sorusuyla uykuya dalan çocukların, daha fazla habere değil; güven duygusuna, sakinliğe ve korunmaya ihtiyacı var.