Baskı rejimine karşı en güçlü yanıt: Dayanışmayla hayatta kalmak

2026 kışındaki katliam ve süren baskılar sonrası İran’da bastırılmış öfke ve derin umutsuzluk ruh sağlığını tehdit ediyor. Uzmanlara göre bu atmosferde öz-bakım ve dayanışma ağları kurmak yalnızca bireysel bir ihtiyaç değil, kolektif bir direnç pratiği.

Urmiye – Güvenlikçi politikalar, ekonomik baskı ve toplumsal yasın iç içe geçtiği bir dönemde İran toplumunda ruhsal kırılganlık derinleşiyor. 2026 kışındaki kitlesel şiddetin ardından süren baskı ortamı, bireylerde çaresizlik, geleceksizlik ve bastırılmış öfke duygularını artırırken, uzmanlar bu duyguların kontrol altına alınmaması halinde ağır ruhsal sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Konu hakkında ajansımıza konuşan Klinik psikolog Aylin M.’ye göre bu koşullarda öz-bakımı sürdürmek ve küçük destek ağları oluşturmak, hem ruh sağlığını korumanın hem de umudu canlı tutmanın en etkili yollarından biri.

‘Bastırılmış umutsuzluk ve öfke en önemli risk etkenlerinden biri…’

Klinik psikoloji alanında yüksek lisans derecesine sahip Aylin M., siyasi baskı dönemlerinde derin umutsuzluk riskinin arttığını belirterek, “Bu tür dönemlerde birey yalnızca kişisel bir sorunla karşı karşıya değildir; kronik bir tehdit atmosferiyle yaşıyordur. Öfkenin, itirazın hatta yasın bile özgürce ifade edilmesi sınırlandığında, bastırılan duygular kişinin içinde birikmeye başlar. İran’da bu durum, ekonomik baskı ve etkisizlik hissiyle birleştiğinde derin bir umutsuzluğa yol açıyor. Bastırılmış umutsuzluk ve öfke, başka yıkıcı düşüncelerin ortaya çıkması açısından en önemli risk etkenlerinden biridir” dedi.

‘Mevcut şiddet bugünkü travmaların köküdür’

Risk grubunda kimlerin daha fazla yer aldığına değinen Aylin M. şöyle devam etti: “Geleceğe dair net bir perspektif göremeyen gençler, benzer travmalar yaşamış kişiler, son dönemdeki şiddet olaylarında yakınlarını kaybeden aileler ya da siyasi tutuklu yakınları gibi yas sürecindeki bireyler ve güçlü bir destek ağı bulunmayan kişiler daha yüksek risk altındadır. Mevcut şiddet ortamı, bugünkü travmaların temel kaynağıdır. Hatta bazı danışanlarımızdan defalarca, hayatta kaldıkları için suçluluk duyduklarını işittik.

Öte yandan insan, koşulları öngörebilme ihtiyacı olan bir varlıktır. Şu an bu öngörülebilirlik duygusu hayatın her alanında sarsılmış durumda. Belirsizlik birçok insan için son derece ağır bir yük haline gelmiş bulunuyor.”

Öz-Bakımın en önemli yöntemleri

Aylin M., öz-bakım yollarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Psikoloji her koşulda tek başına bir iyileşme reçetesi sunamaz. Böyle dönemlerde her birimiz öz-bakımı ve dayanışma ağlarını yaygınlaştırmakla yükümlüyüz. En hayati adım, güvenilen arkadaşlar arasında küçük destek ağları kurmaktır. Birbirimizin ruhsal durumunu günlük olarak gözetmeye yönelik yazılı olmayan anlaşmalar yapmak, bastırılmış öfkeyi yargısız biçimde dinlemek ve karanlık düşüncelerin yoğunlaştığı anlar için acil iletişim protokolleri oluşturmak, umutsuzluğa yol açan izolasyona karşı güçlü bir bariyer oluşturur.

Derin umutsuzluk düşünceleri ‘tünel görüşü’ yaratır; kişi sanki bu tünelden asla çıkamayacakmış gibi hisseder. Oysa her zaman bir çıkış yolu vardır. Ayrıca, sinir sisteminin yıpranmasını ve ruhsal tükenmişliği önlemek için şiddet içerikli görüntüleri tekrar tekrar izlemekten kaçınarak ‘ikincil travmayı’ yönetmek de son derece önemlidir. Bu, haberlerden tamamen kopmak anlamına gelmez; ancak maruziyeti bilinçli biçimde sınırlamak gerekir” ifadelerini kullandı.

‘İnsani bağları güçlendirerek hayatta kalmak en güçlü itiraz biçimidir’

Savaş ve çatışma ortamlarında hayatta kalma ve toplumsal bağları güçlendirmenin önemine değinen Aylin M. sözlerini şöyle tamamladı: “Riskli durumlarda, yani kişinin kendine zarar verme ihtimali ya da umutsuzluk düşüncelerinin yoğunlaşması söz konusuysa mutlaka ruh sağlığı uzmanlarından destek alınmalıdır. Olası zarar araçlarının ortamdan uzaklaştırılması gerekir. 123 numaralı sosyal destek hattı 7/24 hizmet vermektedir; ayrıca 1480, 1570 gibi hatlar da kriz anlarında yardımcı olabilir.

Böylesi bir atmosferde hayatta kalmak, ruh sağlığını korumak ve insani bağları güçlendirmek başlı başına en güçlü itiraz biçimidir. Çünkü her baskı düzeninin nihai amacı, muhalifleri fiziksel ya da psikolojik olarak ortadan kaldırmaktır. Yaşamda kalmak ve varlığını sürdürmek, bu stratejiyi boşa çıkarır.”