Paramız var ama ilacımız yok: İran’da ilaç krizi kazanç düzenine dönüştü
“Hastalık kazanç kapısına dönüştü” diyen hastalar, hayati ilaçların karaborsaya düştüğünü ve fahiş fiyatlarla erişilemez hale geldiğini anlatıyor; veriler krizin arkasında yaptırımlardan çok iktidar bağlantılı çıkar ağlarının olduğunu gösteriyor.
SARE PURHEZRİ
Kirmanşan - İran’da derinleşen ilaç krizi, “Paramız var ama ilacımız yok” diyen hastaların sözleriyle çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Hayati ilaçların piyasadan çekilmesiyle birlikte hastalar karaborsa ve aracılara mahkum edilirken, fiyatlar hızla yükseliyor. Sahadan aktarılan veriler ve tanıklıklar, krizin yalnızca ekonomik nedenlerle değil, ilaç ithalatı ve dağıtımını kontrol eden iktidar bağlantılı çıkar ağlarının etkisiyle büyüdüğünü gösteriyor.
Gıda alanında insanlar etten soyaya, yerli pirinçten ithal pirince ya da süt ürünlerinden daha düşük kaliteli ürünlere yönelebilir. Ancak ilaç, yerine kolayca başka bir şey konulabilecek bir ürün değil. İlaç, gıdadan farklı olarak hayati bir ihtiyaç ve yokluğu doğrudan insanların hayatını tehdit eder. Bu önemli gerçek, İran yönetimi tarafından kendi çıkarları için kullanılıyor. Son yıllarda İran’da ilaç kıtlığı öyle bir noktaya ulaştı ki artık bunu yalnızca ekonomik sorunlar ya da dış yaptırımlarla açıklamak mümkün değil. İlaç dağıtımı, ithalatı, fiyatlandırılması ve hatta reçete yazımı; hükümete bağlı çıkar ağları, organize rant sistemleri ve yarı tekelci yapılar tarafından kontrol ediliyor. Bu durum, halkın kaliteli ve kalitesiz ilaç arasında seçim yapma hakkını da ortadan kaldırıyor.
Son savaşın ardından ithalatın ciddi şekilde sınırlandırılmasıyla birlikte, birçok hayati ilaç tamamen piyasadan kayboldu. Bu eksiklik öyle bir noktaya ulaştı ki hastalar en basit tedavi malzemelerini temin edebilmek için geçmişe göre kat kat fazla ödeme yapmak zorunda kalıyor. Daha önce kolayca bulunabilen ilaçlar bile artık yalnızca aracıların elinde ve fahiş fiyatlarla satılıyor; sanki ilaç piyasası, insan hayatının pek bir değer taşımadığı gizli bir açık artırma alanına dönüşüyor.
Bu geniş çaplı ilaç kıtlığının ve yüksek maliyetlerin arkasında, iktidarla bağlantılı organize bir mafya ağı bulunmakta. Bu gruplar çok iyi bilmektedir ki insanlar birçok günlük ihtiyaçtan vazgeçebilir, ancak tedavi ve ilaçtan asla. Bu nedenle halkın hayatıyla oynanan bu süreç, onlar için sınırsız bir kazanç kapısına dönüştü. Bu mafya ağları, siyasi ve güvenlik gücüne dayanarak ithalat ve dağıtım süreçlerini kontrol ediyor, yapay darboğazlar oluşturarak piyasayı kriz ortamına sürüklüyor. Sonuç olarak ilaç, bir tedavi aracı olmaktan çıkıp devasa kazançların elde edildiği bir ticari meta haline getiriliyor. Bu kazançlar doğrudan aracılar ve iktidara yakın ağların cebine girerken, hastalar ve aileleri ağır mali yük altında eziliyor.
Ani fiyat değişimleri kanser hastalarının yükünü artırıyor
Kirmanşan’ta yaşayan ve meme kanseriyle mücadele eden Hatıra S., yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“İlaçlarımı temin etmek için her bedeli ödemeye hazırım; ama sorun şu ki ne kadar para verirsem vereyim, ilacımı bulamıyorum. Eczaneler ilaçları sadece daha fazla para ödemeye razı olanlara veriyor, sanki insan hayatı da açık artırmaya çıkarılmış gibi. Geçen hafta bin bir ricayla ve yüksek bir ödeme kabul ederek ilaçlarımın iki kalemini Nobahar’daki bir eczaneden ayırttım. Ama almaya gittiğim gün dolar 190 bin tümene çıkmıştı ve eczane daha fazla para istedi. Oysa ön ödeme yapmıştım ve anlaşmıştık.”
Hatıra, bunun sadece kendisinin değil birçok hastanın yaşadığı bir durum olduğunu belirterek, her döviz artışında eczanelerin ya ilaç vermediğini ya da daha fazla ücret talep ettiğini söyledi. Savaş ve ilaç kıtlığı bahanesiyle fiyatların astronomik seviyelere ulaştığını ifade eden Hatıra, “Sanki hastalığımız bir kazanç fırsatına dönüştü. Biz hastalar her gün acı ve kaygıyla mücadele ediyoruz, ama bir de merhametsiz bir piyasa ile karşı karşıyayız” dedi.
‘Ekonomik değil, siyasi bir tercih’
İran Eczacılar Birliği yönetim kurulu üyesi ve sözcüsü Hadi Ahmedi ise son günlerde yaptığı açıklamada, döviz krizine dikkat çekerek devletin sübvansiyon sağlama gücünün azaldığını ve bunun ilaç fiyatlarını yüzde 30 ila 300 arasında artırdığını söylemişti. Ancak bu açıklamaların gerçeği yansıtmadığı belirtiliyor. Fiyatlardaki bu artışın ekonomik bir zorunluluktan değil, siyasi bir tercihten kaynaklandığı ifade ediliyor. Çünkü ilaç üretimi ve dağıtımı belirli çevrelerin kontrolünde bulunuyor ve fiyat artışı bu gruplara doğrudan kazanç sağlıyor.
İran’da ilaç sektörü yıllardır halk sağlığı yerine çıkar gruplarının rekabet alanına dönüşmüş durumda. Resmi söylemde ilaç kıtlığı yaptırımlarla açıklansa da gerçekte kriz, ithalat, üretim ve dağıtımı kontrol eden yapıların bilinçli politikalarının sonucudur. Bu yapılar, yapay kıtlık, stokçuluk, karaborsa ve düşük kaliteli üretim yoluyla hem halk sağlığını tehlikeye atıyor hem de büyük kazanç elde ediyor.
Devlet dövizinin ilaç ithalatı için tahsis edilmesi de büyük bir rant kapısına dönüştü. İktidara yakın şirketler milyonlarca dolar almasına rağmen ya ilaç ithal etmemiş ya da ithal ettikleri ilaçları serbest piyasada kat kat yüksek fiyata satmıştır. Bu süreçte hastalar en basit ilaçlara ulaşmakta bile zorlandı.
İlaç ve Gıda Kurumu’nun rolü de bu süreçte dikkat çekiyor. Denetimle görevli bu kurum, uygulamada çıkar odaklı kararların merkezi haline geldi. İthalat izinleri, fiyat belirleme ve üretici seçimi gibi konular dar bir çevrenin kontrolünde olup, kararlar toplumsal ihtiyaçlara göre değil siyasi ve ekonomik çıkarlara göre alınıyor.
İran’da çocuklar krizin ilk mağdurları
Eczacılık öğrencisi Muhaddese M., “Dünyanın her yerinde çocuklar sağlık hizmetlerinde önceliklidir, ancak bizim ülkemizde çocuklar her zaman ilk mağdurlar oluyor” diyerek şunları söyledi: “Savaş öncesinde en büyük sorun kaliteli hammadde eksikliğiydi ve bu nedenle üretilen ilaçlar da düşük kalitedeydi. Ancak savaş sonrası kriz yeni bir aşamaya geçti. Artık hem kalite düşük hem fiyatlar yüksek hem de ilaçlar bulunamıyor. Bu durumdan en çok etkilenenler ise çocuklar.”
Son aylarda çocuk ilaçlarının eksikliği ciddi boyutlara ulaştı. Antibiyotikler, solunum ilaçları, astım spreyleri ve hatta basit ateş düşürücüler bile piyasada bulunmuyor. Ayrıca özel mamalar da büyük ölçüde temin edilemez hale geldi.
Bir annenin bebek maması bulma mücadelesi
Kirmanşan’ta yaşayan Rudabe K., bebeği için özel bir mamaya ihtiyaç duyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu mamayı hiçbir eczanede bulamıyorum. Sadece iki eczane temin edebileceğini söyledi ama fiyatı beş kat fazlaydı. Sonunda başka bir şehirde buldum ama sınırda mamaya el konuldu. Ne ülkede var ne de dışarıdan getirmeye izin veriliyor.”
Bu durum, halkın ilaç ve temel ihtiyaçlara erişiminin bilinçli politikalarla sınırlandırıldığını gösteriyor. Sonuç olarak İran’daki ilaç krizi, dış baskılardan çok, iç politikaların ve çıkar ilişkilerinin doğrudan bir sonucu. Halk sağlığı, yıllardır iktidarın çıkarları uğruna feda ediliyor.