İran’da düşük gelirli kadınlar sağlık hizmetlerinde ayrımcılık yaşıyor

İran’da düşük gelirli kadınlar, devlet hastanelerinde yalnızca tıbbi hizmet eksikliğiyle değil, sistematik ayrımcılık ve sosyal eşitsizliğin ağır yüküyle de karşı karşıya.

ŞİLAN SAQİZÎ

Haber Merkezi- Bugün İran’da, tıbbi bakıma en fazla ihtiyaç duyan düşük gelirli kadınlar, yalnızca açık ayrımcılıkla değil, aynı zamanda eşitsiz yapılar, yetersiz yasal güvenceler ve sosyal koruma eksikliği nedeniyle haklarını savunmaktan büyük ölçüde mahrum bırakılıyor. Bu tablo, sadece bu kadınların sağlık hakkını tehdit etmekle kalmıyor, İran’daki sosyal ve tıbbi adalet krizinin derinliğini de gözler önüne seriyor.

Kadınlar sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya

Sosyal adaletin söylemde kaldığı, ayrımcılığın ise kurumsallaştığı bir düzende sağlık sistemi de bu çarpık yapının dışında değil. Kağıt üzerinde “evrensel sağlık hizmeti” olarak tanımlanan sistem, pratikte ikiye ayrılıyor: İmkanı olanlar için tedavi, yoksullar için bekleyiş ve acı. Özellikle kadın hane reisleri, göçmenler ve ötekileştirilmiş topluluklardan gelen düşük gelirli kadınlar, İran’daki şehir hastanelerinde her gün sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyor. Çoğu, sağlık merkezlerine tedavi görmek için değil, “tedavi edilmeye değer olduklarını” kanıtlamak zorunda bırakıldıkları bir sınavdan geçmek için geliyor.

Hastalar kayıt altına alınmıyor

İran’daki yoksul kadınlar, diğer gruplara göre çok daha ağır bir sağlık yükü taşıyor. Hastalıklar, istenmeyen gebelikler, kronik depresyon, tedavi edilmemiş ağrılar ve yetersiz beslenme günlük hayatlarının bir parçası. Ancak sağlık sistemine erişimleri, çoğu zaman bir “sağlık hizmeti”nden çok bir “baskıcı rejim”i anımsatıyor. Kayıtsız doktorlar, yorgun hemşireler, yetersiz hizmetler, eski ekipmanlar ve aşağılayıcı prosedürler, bu kadınların rutin deneyimlerini şekillendiriyor. Yanlarında bir refakatçi ya da destek grubu yoksa, uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor, ilaç veya testler için yeterli paraları olmadığında ise acıları çoğu zaman kayıt altına bile alınmıyor.

Tükenmiş bir sistem

Bu tedavi açığı, İran İslam Cumhuriyeti’nin sınıf ve ideolojik yapısıyla doğrudan bağlantılı. Özel hastaneler, yüksek gelirli gruplara astronomik fiyatlarla hizmet sunarken, kamu hastanelerindeki düşük gelirli kadınlar ilgisizlik, tedavide gecikmeler, uzman doktor eksikliği ve tükenmiş bir sistemle mücadele ediyor. Hatta beden dili, sade giyim, aksan ve utanç gibi işaretler, sağlık çalışanları tarafından görmezden gelmenin gerekçesi haline geliyor. Birçok kadın, tedavi sırasında aşağılanmanın acı deneyimini yaşamak zorunda kalıyor ve bu durum, sağlık hizmetlerine erişimi daha da güçleştiriyor.

Kadınların koşulları daha da zorlaştı

Temel sağlık sigortasının kaldırılması, temel hizmetlerin paralı hale gelmesi ve ilaç sübvansiyonlarının sona ermesi, düşük gelirli kadınların sağlık koşullarını daha da zorlaştırdı. Birçok kadın, yüksek maliyetler ve hastanelerde yaşanan olumsuz deneyimler nedeniyle tedavi aramaktan kaçınıyor ve hastalıklarını gizli tutmak zorunda kalıyor. Bu tablo, hükümetin kadınları hamilelik ve geleneksel çocuk doğurma rollerine yönlendiren politikalarının, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal sağlıklarını koruyacak bir altyapı sağlamadığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Adil bir sağlık sistemi, temel vatandaşlık haklarının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Ancak İran’da, özellikle düşük gelirli kadınlar için sağlık hakkı, yalnızca güvence altına alınmakla kalmıyor, aynı zamanda alt sınıfları kontrol etme, cezalandırma veya göz ardı etme aracı haline geliyor. Psikiyatrik hizmetler ve kadın sağlığı hizmetleri çoğunlukla yüksek gelirli gruplarla sınırlı kalıyor, sağlık politikaları ise genellikle insan odaklı olmaktan uzak ve kadın bedenini dışlayan bir yapıda.

Sağlık, bir lüks değil, evrensel bir hak olarak kabul edilmediği sürece düşük gelirli kadınlar sistemden faydalanamıyor. Tıbbi uygulamalar, sermaye ve ataerkil yapının etkisinden arındırılmalı, sağlık adaleti hem siyasi hem de sosyal bir talep olarak görülmelidir. Kadınların bedenlerine onurun geri verilmesi, hükümetin sloganlarıyla değil, sağlık hizmetlerine gerçek, eşit ve insancıl erişimle mümkün olur. Bu analiz, sadece mevcut krizi ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda politikaların yeniden gözden geçirilmesi ve kadınların unutulmuş onurunu geri kazanmaya yönelik bir çağrı niteliği taşıyor.