Sajnanlı kadınlar: UNESCO’ya giren mirası yaşatıyorlar ama hakları yok

Tunus’un Sajnan kırsalında kadınlar, UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne giren geleneksel çömlekçilik sanatını yaşatmaya devam ediyor. Ancak zanaatkâr kadınlar, sosyal güvenceden yoksun olmaları nedeniyle ağır koşullarda çalışıyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus — Tunus’ta geleneksel çömlekçilikle uğraşan kadınlar, bu köklü zanaatı UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne taşımayı başarsa da yaşam koşulları hala oldukça zorlu. Ülkenin kuzeyindeki Sajnan kırsalında yaşayan kadınlar, sosyal güvence ve sağlık korumasından yoksun bir şekilde, sınırlı pazarlama imkanları ve yetersiz destekle çalışmalarını sürdürüyor.

Tunus’un kuzeyinde, dağların tarih kokusuyla buluştuğu Sajnan kırsalında kadınlar, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel yöntemlerle toprak kaplar üretmeye devam ediyor. Bu kapların üzerine çizdikleri sade motifler ve yerel olarak “Sajnan Gelini” olarak bilinen kadın figürleri, yorgun ellerin korumaya çalıştığı ancak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kültürel mirası simgeliyor.

‘Toprak benim ilk okulumdu’

Sajnan’ın “El-Katma” köyünde yaşayan zanaatkâr Sara Saidani, çocukluğundan beri çömlekçilikle uğraşıyor. Bu zanaatla ilişkisini anlatırken gülümseyerek şöyle diyor: “Bir günün bile toprağa dokunmadan geçmesini hayal edemiyorum… Bu, başkasının anlaması zor bir aşk hikayesi.”

Mesleği anneannesinden ve annesinden öğrendiğini söyleyen Sara Saidani, hayatında hiç okula gitmediğini belirterek “Toprak benim ilk okulumdu” diyor. Evinde çalıştığını ifade eden zanaatkâr, ürettiği çömleklerin son halini alana kadar 17 aşamadan geçtiğini anlatıyor.

Sara Saidani, çalışmanın köyün çevresindeki dağlardan kil toplanmasıyla başladığını, ardından toprağın bir süre dinlendirilip tamamen el emeğiyle şekillendirildiğini söylüyor. Bu sürecin büyük sabır ve hassasiyet gerektirdiğini belirten Sara Saidani, “Artık kil bile bizi anlıyor” ifadelerini kullanıyor.

Sağlık ve ekonomik sorunlar

Ancak uzun bir yerel geçmişe sahip bu zanaat kolay bir iş değil. Birçok kadın zanaatkâr, uzun çalışma saatleri ve sürekli eğilerek çalışmak zorunda kalmaları nedeniyle özellikle bel ağrısı ve görme sorunları gibi sağlık problemleri yaşıyor.

Sara Saidani’ye göre en büyük sorunlardan biri ise pazarlama imkânlarının zayıf olması. Yeterli fuar ve sergi olmadığı için birçok kadın ürünlerini yol kenarlarında satmak zorunda kalıyor. Sara Saidani bu durumu şöyle anlatıyor: “Bazen bir ay boyunca tek bir parça bile satamıyoruz. Oysa çoğumuz geçimimizi bu işten sağlıyoruz.”

Sara Saidani ayrıca yerel yetkililerle iletişimin zayıf olmasını da eleştiriyor. Pek çok zanaatkârın düzenlenen sergilerden haberdar edilmediğini ya da davet edilmediğini söyleyen Sara Saidani, sergilerin çoğunun başkentte yapılmasının da ayrı bir sorun olduğunu belirtiyor. Bu durumun kadınları köylerinden ayrılarak geçici konaklama kiralamaya zorladığını ve sınırlı imkânlarla çalışan kadınlar için bunun hem maliyetli hem de zor olduğunu ifade ediyor.

‘Bu mirası uluslararası tanınırlığa ulaştıran biziz’

Sara Saidani sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu mirasın uluslararası alanda tanınmasını sağlayan biziz. Bu nedenle hükümetin bizi desteklemesi ve ürünlerimizi daha iyi koşullarda satabileceğimiz sergiler düzenlemesi gerekiyor.”

Sara Saidani ayrıca zanaatkâr kadınların fuarlara katılabilmesi için “patente” (vergi kartı) zorunluluğu getirilmesini de eleştiriyor. Ona göre bu uygulama, satışların zaten sınırlı olduğu bir ortamda kadınların ekonomik durumunu daha da zorlaştırıyor.

Sara Saidani durumu şöyle dile getiriyor: “Yılda sadece bir fuar düzenleniyor ve bizden vergi kartı isteniyor. Hükümet dağlardan kil getirmemizin de bir  maliyeti olduğunu biliyor mu? Odun ve süsleme malzemelerini almak için de para harcıyoruz.”

Bu koşulların devam etmesinin genç kuşakların mesleğe ilgisini kaybetmesine yol açabileceğinden endişe eden Sara aidani, çocuklarının bu zorluğu gördüğünü ve bu nedenle gelecekte bu zanaattan uzaklaşabileceklerini söylüyor. Ona göre böyle giderse bu geleneksel meslek yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Sara Saidani ayrıca zanaatkâr kadınların yalnızca belirli günlerde hatırlanmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getiriyor. Dünya Kadınlar Günü gibi günlerde isimlerinin anıldığını söyleyen Sara Saidani, şu sözlerle tepkisini ifade ediyor: “Biz yılın on iki ayı sıcak ve soğuk demeden çalışıyoruz. Neden bizi sadece bir gün hatırlıyorlar?”

Sajnan kadınlarının tarihini anlatan bir miras

Öte yandan, kil işçiliğiyle uğraşan ve ailesinin geçimini bu meslekten sağlayan Rabia Saidani, yalnızca bir zanaatı değil, aynı zamanda bölgedeki kadınların direniş tarihini de miras aldığını söylüyor.

Rabia Saidani, “Büyükannelerimizden bu mesleği sevmeyi ve onu olduğu gibi korumayı öğrendik; ne makine kullanıyoruz ne de herhangi bir modern katkı,” diyerek zanaatın tamamen geleneksel yöntemlerle sürdürüldüğünü belirtiyor. Ancak birçok zanaatkâr kadının pazarlama konusunda ciddi zorluklar yaşadığını da ekliyor. Özellikle pek çoğunun okuma yazma bilmemesi ve modern tanıtım araçlarına erişememesi, ürünlerini tanıtmayı daha da güçleştiriyor.

Rabia Saidani, “Ürünlerimizi tanıtmak ve pazarlamak için bize destek olacak insanlara ihtiyacımız var,” diyerek kil işçiliğinin hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça yorucu olduğunu ifade ediyor. Buna rağmen kadınların tüm zorluklara rağmen çalışmayı sürdürdüğünü vurguluyor.

“Bu yorgun ellerle Sajnan çömlekçiliğini UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras listesine taşıdık,” diyen Rabia Saidani, buna rağmen hala sosyal güvenceye sahip olmadıklarını ve zanaatkâr olarak konumlarının resmi biçimde tanınmadığını belirtiyor.

Tüm bu zorluklara rağmen Rabia Saidani, kadınların bu mirası yaşatmaya devam edeceğini söylüyor: “Bu miras, Sajnan kadınlarının tarihini anlatıyor… Onun kaybolmasına izin vermeyeceğiz.”