Filistin Sineması belgelenmiş gerçekleri anlatan üç filmiyle Oscar’a aday gösterildi

Üç Filistin filminin Oscar’a aday gösterilmesi, Filistin sineması açısından tarihi bir dönüm noktası olurken, Yönetmen Hiba Kreizim, bu başarının Gazze savaşı sonrası Filistin anlatısına yönelik küresel algıdaki değişimi yansıttığını söyledi.

RAFIF ESLEEM

Gazze - Filistin sineması, son dönemde üç filmiyle Oscar adaylığı elde ederek tarihi bir başarıya imza attı. Bu, Filistin’den birden fazla filmin aynı yıl final ödülüne aday gösterilmesi açısından bir ilk oldu. Bu gelişme, yalnızca yapımların kalitesi ve emek veren kişilerin başarısıyla mı ilgili, yoksa 2023 Gazze Şeridi savaşının ardından Filistin’e dair uluslararası algıda bir değişim mi yaşandığını da tartışmaya açıyor.

Oscar, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından her yıl verilen ve dünya sinemasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle aday gösterilen ve ödüle ulaşan filmler, hem sanatsal hem de kültürel açıdan büyük önem taşıyor. Filistinli yönetmen Hiba Kreizim, “Bu kadar çok Filistin filminin Oscar adaylığı elde etmesi, Filistin’de sanat ve sinema alanında niteliksel bir sıçramayı temsil ediyor” sözleriyle durumu değerlendirdi.

3 film Filistin’den

Hiba Kreizim, 2025 Akademi Ödülleri’ne dört Arap filminin aday gösterildiğini, bunlardan üçünün Filistinli yönetmenlere ait olduğunu kaydetti. Hiba Kreizim, bunlar arasında, Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın “Hind Rajab’ın Sesi”, Filistinli-Amerikalı yönetmen Cherien Dabis’in “Senden Geriye Kalanlar” ve Filistinli yönetmen Annemarie Jacir’in “Filistin 36” bulunduğunu belirterek, söz konusu filmlerin final aşamasında toplam 15 yapımla yarışacağını, kazananların 22 Ocak’ta açıklanacağını ve ödül töreninin Mart ayında gerçekleştirileceğini açıkladı.

Filmlerin içeriğine ilişkin bilgi veren Hiba Kreizim, Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın “Hind Rajab’ın Sesi” filminde, genç bir kadının ailesiyle birlikte İsrail güçleri tarafından kuşatılırken Kızılay ile iletişim kurmaya çalıştığını ve sonunda vurularak hayatını kaybettiğini anlattığını belirtti. Hiba Kreizim, Filistinli yönetmen Annemarie Jacir’in “Filistin 36” filminde ise, 1936 isyanından başlayarak 2025’e kadar İsrail’in Filistin üzerindeki emellerini ele aldığını, özellikle İngiltere’nin işgaldeki rolüne dikkat çektiğini söyledi. Hiba Kreizim, “Film, arşiv görüntüleri ile özenle seçilmiş oyuncu kadrosunun dramatik sahnelerdeki performansını birleştiriyor” dedi.

Filistinli-Amerikalı yönetmen Cherien Dabis’in “Senden Geriye Kalanlar” filminin ise 1976-2022 yılları arasında Batı Şeria’daki işgali konu aldığını dile getiren Hiba Kreizim, “Yerleşim uygulamalarını, İsrail güçlerinin halka karşı işlediği ihlalleri ve Filistinlilerin şehirlerinden yerlerinden edilme çabalarına karşı topraklarında kalmanın günlük bedelini gözler önüne seriyor” dedi.

‘Filmler gerçeği anlatıyor’

Gazze Şeridi’ndeki son savaşın, Filistin anlatısının klişeleşmiş imajını değiştirdiğini belirten Hiba Kreizim, “Bu gerçekler, belgelenmiş bilgileri ve gerçekleri sunmak için özenle seçilmiş yöntemleriyle dünyayı bunları görmeye ve inanmaya zorlayan Filistinli kadın yönetmenler ve gazeteciler tarafından aktarıldı. Bu yıl seçilen filmler, Filistin'deki sömürgecilik hakkında gerçeği anlatıyor ve İsrail anlatısının yanlışlığını ortaya koyuyor. Bu, daha önce uluslararası alanda kabul edilemez bir şeydi" dedi.

Hiba Kreizim, belgesel ve dramatik yapımlar aracılığıyla Filistin anlatısının görünür kılınmasının güçlü bir insani boyut taşıdığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu filmler, sunulan materyalin güvenilirliğini güçlendirdi ve Filistinlilerin yalnızca hayattan nefret eden, öldürmeyi amaçlayan ‘teröristler’ olarak algılanmasına yol açan bakış açısında ciddi bir kırılma yarattı. Bugün Filistinliler, topraklarındaki sömürgeciliğin gerçekliği ve bunun için her gün ödedikleri bedel üzerinden, doğru bir imaj ve mesajla dünyaya anlatılıyor. Balfour Deklarasyonu gibi tarihsel ve edebi konuları ele alıp, bunları karakterlerin olayları tartıştığı ve belgeler sunduğu dramatik bir yapıya dönüştürmek, o dönemde neler yaşandığını öğrenmek isteyen çok daha geniş bir kesimin ilgisini çekti. Bu durum özellikle Gazze savaşı sırasında Filistin yanlısı gösterileri destekleyen ve örgütleyen genç kuşak açısından belirleyici oldu. Ayrıca oyuncuların sergilediği güçlü performanslar, anlatının etkisini artırarak gerçeğin izleyiciye daha derin bir şekilde ulaşmasını sağladı.”

Filistinli kadınlar etkileyici roller üstlendi

Filistinli kadınlar, bu filmlerde üstlendikleri etkileyici ve öncü rollerle Filistin kültürünün ve farkındalığının yayılmasına katkı sundu, topluma rehberlik etti ve direniş çabalarının görünür kılınmasında önemli bir rol oynadı. Kadınların güçlü varlığı, bu yapımların Filistinli aktrisler, yazarlar ve yönetmenlerin emeği olmadan Oscar düzeyine ulaşamayacağını açık biçimde ortaya koyuyor.

Filistin filmleri, 1990’ların başından itibaren Oscar adaylığı için başvurular yapmaya başladı. Her ne kadar o dönemlerde finale kalamasalar da, bu katılımlar aday gösterilen yapımlara önemli bir değer ve görünürlük kazandırdı. Almanya’daki bir film festivalinde birincilik ödülü alan “Maria” gibi önceki Filistin yapımları ile Kızıldeniz Film Festivali’ne seçilen diğer filmler, Filistin sinemasında istikrarlı bir yükselişe işaret ediyor.

Filistinli yönetmen Hiba Kreizim, sinematik içeriğin sürekli gelişmesiyle birlikte Filistin filmlerinin uluslararası festivallerde daha fazla adaylık ve ödül kazanma potansiyeline sahip olduğunu belirterek, bu sürecin Filistin anlatısının dünya kamuoyunda daha güçlü bir yer edinmesine katkı sağlayacağını ifade etti.