Fathia Dbeich: Diasporadaki kadın yazarlar medya ve kültürel alanlarda dışlanıyor

Diasporadaki kadın yazarların medya ve kültürel alanlarda dışlanarak seslerini duyurmakta zorlandığını vurgulayan Tunuslu yazar Fathia Dbeich, “Şu an da varlıklarımızı vurgulamak ve şiddetle mücadele etmek için bir proje üzerinde çalışıyorum” dedi.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus- Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan diasporada yaşayan kadın yazarlar, kültürel ve medya alanında çeşitli engellerle karşı karşıya kalıyor. Etkinliklerden ve toplantılardan dışlanmaları, fikirlerini ifade etme ve vizyonlarını paylaşma fırsatlarını kısıtlıyor. Bu durum, kültürel ve sosyal diyaloğu zenginleştiren ve yaratıcı ortamda çeşitliliği artıran kadınların seslerini desteklemenin önemini ortaya koyuyor. Tunuslu yazar ve edebiyatçı Fathia Dbeich, kadınların kültürel toplantılardaki varlığının önemine dikkat çekerek bu soruna dair değerlendirmelerde bulundu.

‘Kadınlar dışlanma şiddetiyle karşı karşıya’

Sürgündeki kadın yazarların karşılaştığı zorluklara değinen Fathia Dbeich, bu kadınların “dışlanma şiddetiyle” karşı karşıya olduğunu belirtti. Medya, edebiyat ve kültür toplantıları ile feminist forumlardan sürekli dışlandıklarını söyleyen Fathia Dbeich, kadın yazarların tanınma hakkını talep ettiklerini vurguladı. Özellikle sürgündeki kadınlar için kültürel forumlarda varlık göstermenin çok önemli olduğunu ifade eden Fathia Dbeich, bu alanların kendilerini tanıtmak, çalışmalarına kadın bakış açısıyla bir boyut katmak ve yazar olarak statülerini kanıtlamak için hayati olduğunu söyledi. Fathia Dbeich, ayrıca basın röportajlarının, eserlerini hem kendi ülkelerinde hem de yurtdışında görünür kılarak, sürekli dışlanma döngüsünü kırmaya yardımcı olduğunu ekledi.

Fathia Dbeich, yurtdışında yaşayan Tunuslu kadın yazarların karşılaştığı zorlukların, anavatanları ile benimsedikleri ülke arasındaki ikilikten kaynaklandığını açıkladı. Yazar olarak Tunus ve Fransa arasında gidip gelerek Arapça yazmayı ve yayınlamayı tercih ettiğini belirten Fathia Dbeich, çalışmalarının Ortadoğu’nun daha geniş bir kesimine ulaşarak okuyuculara ana dillerinde hitap etme arzusunu yansıttığını söyledi.

‘Parçalanmış kimliklere karşı bir protesto’

Arapçayı seçmesini, parçalanmış kimliklere karşı bir protesto olarak gördüğünü ifade eden Fathia Dbeich, ancak günlük yaşamı, yabancılarla olan çalışmaları ve bu dili gerektiren alanlar nedeniyle Fransızcayı kullanmak durumunda kaldığını ekledi. Fathia Dbeich, Arapçaya geri dönerek iki dil arasında bir denge kurmaya çalıştığını anlattı. Fathia Dbeich, bununla birlikte, Arapça metinlerinin bölgedeki yavaş kitap pazarı, kitap fuarlarının ve kültürel alanların azlığı, yurtdışında yaşayan kadın yazarların edebi toplantılara sınırlı katılımı ve yaşadıkları ülkelerden gönderilen davetlerin yetersizliği nedeniyle Arap okuyucuya ulaşmakta zorluk yaşadığını vurguladı.

‘Sınırlı dağıtım, kadın yazarların tanıtımını engelliyor’

Fathia Dbeich, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu engel yalnızca finansal değil, aynı zamanda kültürel ve yazarların seslerini duyurup güçlendirecek yeterli desteğin olmamasıyla daha belirgin hale geliyor. Kadın yazarlar eserlerinin nerede yayınlanacağına dikkatle karar veriyor. Asıl hedef kitlem, Irak, Ürdün ve Mısır’ın da dahil olduğu Levant bölgesindeki okuyucular. Yani eserlerimin yaklaşık yüzde 80’i memleketim Tunus dışındaki okuyuculara ulaşıyor. Kadın yazarlar ayrıca ek bir zorlukla karşı karşıya: Okuyucular eserleri genellikle bağımsız edebi çalışmalar olarak değil, yazarın kadın olarak deneyimlerine açılan bir pencere olarak görüyor. Başlangıçta bunu önyargı olarak değerlendirdim, ancak daha sonra bu ilginin okuyuculara ulaşmanın bir yolu olabileceğini fark ettim. Sınırlı dağıtım, kadın yazarların tanıtımını engelliyor ve varlıklarını zayıflatıyor, bu nedenle entelektüellerin seslerini duyurmak ve edebi konumlarının tanınmasını sağlamak için ortak bir çaba göstermeleri gerekiyor.”

‘Kadınların sesleri duyurulmuyor’

Fathia Dbeich, sürgündeki kadın yazarların ulusal ve bölgesel medyada yeterince yer bulamamasını başlangıçta adaletsizlik veya ayrımcılık olarak değil, kültürel sahnedeki belirli seslerin hakimiyeti ve medya kurumlarıyla aralarındaki iletişim zorluklarının bir sonucu olarak gördüğünü açıkladı. Ancak şimdi bu durumun anormal olduğunu düşündüğünü söyleyen Fathia Dbeich, kadın yazarların deneyimlerine karşı adaletsizlik ve kayıtsızlık yarattığını belirtti.

Fathia Dbeich, Tunus’ta kültürel radyo üzerinden bir dinleyici kitlesine ulaşabilmeyi şans olarak görse de, diğer medya kuruluşlarından ilgi görmediğini ve etkinliklere davet edilmediğini vurguladı. Sürgündeki kadın yazarların bu alanlarda yer alma hakkına sahip olduğunu aktaran Fathia Dbeich, çalışmalarının öne çıkarılması ve deneyimlerinin kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. Fathia Dbeich, kadın yazarların yazarlığı hala erkek egemen bir alan olarak gören ataerkil zihniyet nedeniyle marjinalleştiğini ve bunun, bu alandaki kadınlara karşı ilgisizlik ile yeterli dikkatin gösterilmemesine yol açtığına vurgu yaptı.

Kadınları yazmak yaratıcılığının ayrılmaz bir parçası

Fathia Dbeich, eserlerinde kadın sorunlarını işlemeye her zaman feminist bir bakış açısıyla yaklaştığını belirterek, kadınlar hakkında yazmayı geçici veya dekoratif bir tercih değil, yaratıcı sürecin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü söyledi. Karakterlerinin çoğunun kadın olduğunu ve bu tercihin bilinçli bir seçim olduğunu vurgulayan Fathia Dbeich, çoğu yazılarda kadınlara genellikle erkek kahramanı tamamlayıcı rol verildiğine dikkat çekti. Fathia Dbeich, kendisine bu alanda ün kazandıran eserinin ise, Tuwan Üniversitesi Sosyolojik Araştırma Merkezi tarafından ilk kesişimsel feminist roman olarak kabul edilen ‘Melanin’ olduğunu dile getirdi.

Tunus'taki kadınların bugünkü gerçekliğine değinen Fathia Dbeich, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kadınlara yönelik şiddet küresel bir olgudur ve şiddet çeşitli toplumlardaki kadınları etkiliyor. Fransa ‘özgürlükler ülkesi’ olarak bilinmesine rağmen göçmen kadın yazarlar dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Şu an da varlıklarımızı vurgulamak ve şiddetle mücadele etmek için bir proje üzerinde çalışıyorum. Yaşanan şiddeti ‘susturma şiddeti’ olarak tanımlıyorum. Göçmen kadın yazarların sesleri duyulmuyor ve etkileri henüz hissedilmiyor.”