Yine ‘Jin, Jiyan, Azadî’

“Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi kadınları ortak talepler etrafında bir araya getirmiş ve kadın devriminin yolunu açmıştır. İran ve Rojhilat Kürdistan’da da bir kadın devriminin gerçekleşmesi için daha fazla birlik ve örgütlülüğü gerekli kılmaktadır.

BAHAR AWRÎN*

Ortadoğu’da ve Rojhilat Kürdistan bağlamında bir kez daha önemli ve kader belirleyici gelişmelere tanıklık ediyoruz. Geçtiğimiz yıl Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı “Barış ve Demokratik Toplum” süreciyle birlikte, bir yandan Kürtler demokratik bütünleşme ve hükümetle diyalog yönünde çeşitli platformlar oluşturmaya çalışırken, diğer yandan İsrail ve hegemonik güçlerin bölgede yeni bir düzen kurma girişimlerinin hız kazandığı görülmektedir. Bu durum, tarihsel deneyimlerin de gösterdiği üzere, devrimci zeminlerin ve yeni fırsatların çoğu zaman kaos ve kriz ortamlarında ortaya çıktığını bir kez daha ortaya koymaktadır. 2011 yılında bölgesel gelişmelerin yarattığı koşullarda ortaya çıkan Rojava Devrimi de bu potansiyelin somut bir örneğidir ve gelecekteki değişim ve dönüşümlerin ağırlık merkezi olma niteliğini taşımaktadır. Bu nedenle Rojava Kürdistanı’nın herhangi bir parçasında gerçekleşen her türlü olumlu değişim ve ilerleme, yalnızca yerel düzeyde kalmayacak, diğer bölgelerini ve bölgesel dengeleri de doğrudan etkileyecektir.

Kendi gelecekleri hakkında karar verecek olan halktır

2025 yılının son günlerinde İran’da ve Rojhilat Kürdistan’da yeni bir halk ayaklanması dalgası başladı. Bu dalga, “Jin jiyan azadî” olarak tanımlanan devrimci ayaklanmaların bir devamı ve yeniden alevlenmesi niteliğini taşımakta; aynı zamanda derin ve köklü değişim potansiyellerini içinde barındırmaktadır. İran’ın otoriter yönetimi, son yıllarda inkar politikalarını derinleştirmesi, otokrasiyi yoğunlaştırması ve yaşamın tüm alanlarını baskı altına alması nedeniyle toplumda büyük bir öfke ve protesto birikimine yol açmıştır. Yoksulluk, adaletsizlik, baskı ve ayrımcılıktan bunalan halk, her ne pahasına olursa olsun toplumsal ve siyasal alanda devrimci değişiklikler yaratma kararlılığı içindedir. Halkın sergilediği devrimci duruş ve değişim iradesi son derece önemli ve belirleyicidir. Kendi gelecekleri ve yaşamları hakkında karar verecek olan da bizzat bu halktır. İran rejiminin derin bir siyasi çöküşle birlikte meşruiyet ve yapısal krizler yaşadığı göz önünde bulundurulduğunda, demokratik bir devrim için elverişli bir zemin oluşmuştur. Bu koşullar altında Rojhilat Kürdistan’daki demokratik örgütler ve hareketler, koordinasyon, işbirliği ve birlik esasına dayalı ortak bir platformda buluşarak somut programlar ve etkili mekanizmalar geliştirebilirler.

Kadın sorunu devrimin öncelikli konularından biri

Hiç şüphesiz, devrimin ve onu şekillendiren dinamiklerin en önemli unsurlarından biri kadınlardır. Çünkü kadın sorunu, hala içinde bulunduğumuz yüzyılın temel meselelerinden biri olma niteliğini korumaktadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda kadın mücadelesinin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi gerekliliğine dikkat çekerek “tecavüz kültürü” kavramını ele almaktadır. Ona göre, kadınlar tecavüz kültürünü toplum bağlamından ortadan kaldırmadıkça özgürlüğe kavuşamazlar. Kadına yönelik tecavüzün, yalnızca cinsel tecavüz bağlamında tanımlanamayacak farklı biçimleri vardır. Tecavüz kültürü, ataerkillik ve iktidar kültürünün bir ürünüdür ve tarihsel kökenlere sahiptir. Buna göre, kadın sorunu temel sorunlardan biri olarak kabul edilmekte ve devrimin öncelikli konularından biri olmaya devam etmelidir.

Kadınların rolüne daha fazla odaklanmak gerekiyor

Kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” hareketinde etkili bir rol oynadıkları ve sürecin ilerlemesinde belirleyici bir sorumluluk üstlendikleri göz önüne alındığında, bu aşamada halkın demokratik ayaklanmalarında yeniden öncü rolü üstlenmeleri mümkündür. Toplumun “kadınsızlaştırılması”na yönelik politikalar ile cinsiyetçi baskı ve yapısal şiddet aracılığıyla kadınların dışlanmasına karşı, kadınların devrimci süreçteki rolüne ve varlıklarının taşıdığı tarihsel öneme daha fazla odaklanmak gerekmektedir.

İran toplumundaki kadınlar, çok katmanlı baskı ve sistematik zulümle karşı karşıyadır. Son yıllarda, özellikle “Jin, Jiyan, Azadî” ayaklanmasının ardından, kadınlara yönelik şiddette belirgin bir artışa tanık olduk. Bu şiddet, kadınlara karşı uygulanan bir intikam politikası olmanın yanı sıra, onları boyun eğmeye zorlamayı hedefleyen sistematik bir baskı biçimidir. Buna karşın İranlı kadınlar, eşsiz bir cesaret ve kararlılıkla, kendilerine dayatılan her türlü kısıtlama ve engeli sosyal ve siyasal mücadelenin bir parçasına dönüştürmüştür. “Jin, Jiyan, Azadî” ayaklanması sürecinde kadınların sergilediği radikal duruş, iktidardaki rejimin ideolojik yapısına ağır bir darbe vurmuş, rejim, aradan geçen zamana rağmen kadınların açığa çıkardığı direniş enerjisini denetim altına almayı başaramamıştır.

Devrimin siyasal ve toplumsal içeriğini korumak hayati bir öneme sahiptir

Demokratik devrimlerin temel özelliklerinden biri, halkçı bir karaktere sahip olmalarıdır. Bu nedenle İran ve Rojhilat Kürdistan’daki halk ayaklanmalarının kritik aşamalarında, devrimi kontrol altına alma ya da bastırma yönündeki girişimlere karşı kayıtsız kalınmaması gerekmektedir. Geçmiş yüzyıllardaki toplumsal hareketlere bakıldığında, dünya sömürge sisteminin devrimleri ve sistem karşıtı mücadeleleri farklı yöntemlerle, çoğu zaman dolaylı yollarla saptırmaya ve etkisizleştirmeye çalıştığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda, devrimin siyasal ve toplumsal içeriğini korumak hayati bir öneme sahiptir. “Jin, Jiyan, Azadî” ayaklanması, İran ve Rojhilat Kürdistan toplumunda yeni değerler, somut kazanımlar ve güçlü bir direniş kültürü yaratmıştır. Bu süreç, kadınları toplumdan dışlayan anlayışları tersine çevirerek kadınları yeniden yaşamın ve toplumsal mücadelenin merkezine taşımıştır. Çünkü “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi yaşam özgürlüğünü esas alır, yaşamın özgürleşmesini ise toplumun ve özellikle kadın özgürlüğünün gelişimiyle mümkün görür.

Kadın sorunu ve toplumsal sorunlar arasındaki bağ

Abdullah Öcalan, son değerlendirmelerinde bir erkeğin sosyalist olup olmadığının ölçütünü, kadına nasıl davrandığı üzerinden tanımlamış ve sosyalizmin temelini kadın özgürlüğü olarak nitelendirmiştir. Çünkü geçmişte, önce ulusal ve sınıfsal sorunların çözülmesi, ardından kadın sorunlarının ele alınması gerektiği yönünde yaygın bir anlayış hakimdi. Oysa çağımızın gerçekleri göstermektedir ki, “kadın sorunu” derinlemesine analiz edilmedikçe hiçbir sosyalist devrim başarıya ulaşamayacak ve buna bağlı olarak diğer toplumsal sorunlar da çözümsüz kalacaktır.

Bu bağlamda Kürt kadınları, siyasal, örgütsel, teorik ve savunma mücadeleleri alanlarında önemli bir deneyim ve birikime sahiptir. Bu deneyimler, bir kadın devrimi için güçlü bir kaynak oluşturmakta ve dünya çapında tüm kadın mücadelelerine ilham verebilecek nitelik taşımaktadır. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi, kadınları ortak talepler etrafında bir araya getirmiş ve kadın devriminin yolunu açmıştır. Bu nedenle İran ve Rojhilat Kürdistan’da bir kadın devriminin gerçekleşmesi, her zamankinden daha fazla birlik, örgütlülük ve devrimci dönüşümle uyumlu bir programın hayata geçirilmesini gerekli kılmaktadır.

*Jineoloji Akademi Üyesi