Werişe Muradi’den mesaj: Hiçbir cezaevi, idam ve baskı bu tarihsel süreci durduramaz

Evin Cezaevi’nden mesaj yayımlayan Kürt siyasi tutuklu Werişe Muradi, İran’daki protestolara dayanışma mesajı gönderdi. Werişe Muradi, kadınların bu mücadelenin öncüsü olduğunu ve özgürlüğün toplumun kalbinde var olduğunu belirtti.

Haber Merkezi- Kürt siyasi tutuklu Werişe Muradi, Evin Cezaevi’nden İran’daki protestoları destekleyen bir mesaj yayımladı.

Werişe Muradi, protestocularla dayanışma içinde olduğunu belirterek, şunları ifade etti:

“İran’ın farklı şehirlerinde, özellikle İlam ve Kirmaşah’daki mevcut protestolar, hayatı ve insan onurunu rehin alan; top, silah, hapis ve idamla yaşayan bir sistemin doğrudan sonucu. Melkşahi’deki katliam, bu sistemin acımasızlığının ve çaresizliğinin açık göstergesi olup, baskı ve kanın ne meşruiyet sağladığını ne de istikrar getirdiğini; aksine, kolektif direnişi ve iradeyi yeniden ürettiğini kanıtlamaktadır.”

Kadınların mücadelenin öncüleri olduğunu dile getiren Werişe Muradi “Bu süreç, ‘Jin jiyan, azadi’ tarihsel kopuşunun bir devamıdır; bu kopuş, toplumu hem dini despotizm hem de monarşinin geri kalmış kutuplarından geçirmiştir. Sadece sembol olarak değil, hem ataerkil hem de otoriter güç düzenlerini sorgulayan bir güç olarak kadınlar, bu mücadelenin öncüleridir” dedi.

Werişe Muradi’nin mesajının tam metni şöyle:

Ne dini despotizm ne monarşi; Jin, Jiyan, Azadi

Bu sözler, idam ve baskının sesiyle sürekli yankılanan hücrelerin yanında, cezaevi duvarlarının arkasından yazılıyor. Güç, bedenleri hapse atabileceğini, sesleri susturabileceğini ve halkın iradesini kırabileceğini sanıyor; ancak tarih defalarca gösterdi ki hiçbir duvar, çubuk veya ip, direniş ateşini söndürememiştir.

İran’ın farklı şehirlerinde, özellikle İlam ve Kirmanşah’daki mevcut protestolar, hayatı ve insan onurunu top, silah, hapis ve idamla rehin alan başarısız bir sistemin doğrudan ürünüdür. Melikşahi’deki katliam, bu sistemin acımasızlığının ve çaresizliğinin çıplak göstergesidir; açık bir şekilde kan ve baskı ne meşruiyet yaratır ne de istikrar, aksine direniş ve kolektif iradeyi yeniden üretir.

Bu yol, ‘Jin, jiyan, azadi’ tarihsel kopuşunun bir devamıdır; bu kopuş, toplumu hem dini despotizm hem de monarşinin geri kalmış kutuplarından geçirmiştir. Sembol olarak değil hem ataerkil hem de otoriter güç düzenlerini sorgulayan bir güç olarak kadınlar bu mücadelenin öncüleridir. Kadınların sahadaki varlığı, sadece güç dengelerini alt üst etmekle kalmaz, aynı zamanda özgürlüğün toplumun kalbinde var olduğunu ve hiçbir diktatörün, kralın veya gerici sistemin bunu ele geçiremeyeceğini gösterir.

Kürdistan halkı, tarih boyunca kritik anlarda, toplumsal örgütlenmeye ve canlı direniş hafızasına dayanarak, her güç merkezinden bağımsız ve bilinçli bir şekilde, en kısa sürede sahada yer aldığını kanıtlamıştır. Kürdistan’daki mücadele, kolektif irade, tarihsel direniş deneyimi ve toplumun canlı ağlarıyla şekillenmiştir; bu mücadele özgürlüğü bir vaat değil, eylem olarak görür. Bu coğrafya, tarihin dikte edilen mesajlarla, nostaljik kraliyet anlatılarıyla değil, eylem, direniş ve fedakarlıkla yazıldığını göstermiştir.

Bugün mesele geri dönüş değil ne tahta geri dönüş ne de İslamcı sistemin yeniden üretilmesi. Mesele, her iki gerici güç biçimini tarihsel olarak aşmaktır. Bu yolun liderliği halkın elindedir ne dünün kralları ne de bugünün yöneticileri. Biz, tüm halkların, etniklerin ve inançların katılımıyla kendi kaderini belirleyen, iradeli, demokratik ve çok sesli bir topluma inanıyoruz.

Özgürlük, tam da bu toplumun içinde var olup, hiçbir cezaevi, idam, baskı ve güç, bu tarihsel süreci durduramaz.”