Wan’da uyuşturucu kullanımı ‘özel savaş politikalarıyla’ yayılıyor

Wan’da uyuşturucu kullanım yaşının 10-12’ye kadar düştüğü belirtilirken, Eğitim-Sen Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, yaygınlaşmayı “özel savaş politikaları” kapsamında değerlendirdi.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Wan- Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşırken, Kürdistan kentlerinde çocuklar ve gençler giderek büyüyen bir tehditle karşı karşıya bırakılıyor. Wan’da madde kullanım yaşının 10-12 yaş aralığına kadar gerilediğine ilişkin veriler, uyuşturucunun yalnızca bireysel bir bağımlılık sorunu olmaktan çıkarak bir krize dönüştüğünü ortaya koyuyor. Uyuşturucu maddelerin özellikle okul çevrelerinde çocuk ve gençlere daha kolay ulaşabilmesi ekonomik kriz, işsizlik, geleceksizlik, zorunlu göç ve özel savaş politikalarıyla birlikte bu tabloyu  daha da derinleştiriyor.

Sınır hattında bulunan Wan’da uyuşturucu ticaretine yönelik operasyonlarda yüksek miktarlarda madde ele geçirilmesine rağmen, uyuşturucuya erişimin giderek kolaylaştığı ve kullanımın gençler arasında daha görünür hale geldiği bir gerçek. Wan uyuşturucu operasyonları haberleri ile gündeme gelirken önlenemez miktarda süren yoğun uyuşturucu trafiği endişeye sebep oluyor. Okulların açılmasıyla birlikte en çok endişe edenler ise anne, baba ve eğitimciler. Çünkü okul önleri uyuşturucu satışının yapıldığı yerler olarak ifade ediliyor. Yapılan saha çalışmalarına ve elde edilen verilere göre madde kullanım yaşı 10–12 yaş seviyelerine kadar inmiş durumda. Tedavi ve danışmanlık merkezlerine (AMATEM/YEDAM) başvuran ya tespit edilen kullanıcı grubunun yüzde 60'tan fazlası ise 16–30 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyor.

Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasını yalnızca bireylerin ya da ailelerin sorunu olarak görmenin krizin gerçek nedenlerini görünmez kıldığını dile getiren Eğitim-Sen Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt, Kürdistan’da uzun yıllardır süren çatışmalı sürece ve “özel savaş politikalarına” dikkat çekerek yaşanan tabloyu ajansımıza değerlendirdi.

‘Krizle birlikte kullanım daha da yaygınlaştı’

Funda Demir Bozkurt, madde kullanımın yaygınlaşması ve gitgide yaşın düşmesinin birçok sebebi olabileceğini söyleyerek durumun toplumsal bir kriz olduğuna vurgu yaptı. Funda Demir Bozkurt, “Toplumsal bir kriz olarak baktığımız noktada bunun birçok gerekçesini ortaya koyabiliriz. Ekonomik krizle madde kullanımının yaygınlaştırdığını söyleyebiliriz. Çünkü bununla birlikte derin bir yoksulluk, işsizlik, geleceksiz bırakılma, gelecek kaygısı gibi durumlar ortaya çıktıkça bireylerde madde kullanımına yönelik eğilim artıyor. Bunların yanı sıra zorunlu göç, okul terkleri, maddeye kolay erişim ve buna yönelik önleyici, kapsayıcı birtakım çalışmaların yürütülmemesi, sadece maddeyi satan ya da kullanan kişilere odaklanılması toplumsal alt yapıyı, krize neden olan çeşitli durumları ortaya koymadan yapılan çalışmalar var olan durumu daha da derinleştiriyor. Dolayısıyla bireyler birçok sebeple uyuşturucuya yönelebiliyor” şeklinde konuştu.

‘Süreç özel savaş politikalarıyla şekillendi’

Funda Demir Bozkurt, uyuşturucu kullanımının en görünür sebeplerinden birinin maddeye erişimin çok kolay hale gelmesi olduğuna dikkat çekerek, özellikle kimyasal içerikli maddelerin çok rahat bir şekilde edinilebilir olmasının kullanımı yaygınlaştırdığının altını çizdi. Funda Demir Bozkurt, “Genel olarak değerlendirdiğimizde Kürdistan başta olmak üzere Türkiye’de uyuşturucuya eğilimin çok yüksek oranlarda arttığını görüyoruz. Wan’da 10 yaş, Amed’de yaşın 8’e kadar ya da örneğin Bursa’da 9’a kadar düştüğünü ifade edebiliriz. Ama bunları değerlendirirken Kürdistan için ayrı bir çerçeve oluşturmak gerekiyor. Çünkü Kürdistan’da 50 yıldır süren çatışmalı bir ortam var. Dolayısıyla ortamın toplumsal krize neden olduğu bir durum söz konusu. En önemlisi bu çatışmalı durumu sadece silahla, topla, tüfekle değerlendiremeyiz. Yalnızca böyle gerçekleştirilmiyor. Aynı zamanda bu çatışmalı durumun beraberinde getirdiği özel savaş politikaları olarak tanımladığımız ayrı bir kategorisi var. Özel savaş politikaları ise silahla elde edilemeyen durumları psikolojik, sosyolojik ve toplumsal boyutta elde etmeye çalışmak, toplumda kriz yaratmak ile toplumsal çürümeye zemin hazırlamak” dedi.

‘Kürdistan’da yaygınlaşmasının sebebi politik'

Funda Demir Bozkurt, özellikle gençlerin uyuşturucu madde kullanımına sürüklenmesi, genç kadınların fuhuşa itilmesi, kültürel, sosyal ve sanatsal boyutta yaratılan tahribatların hepsinin özel savaş politikalarıyla sağlandığını ifade etti. Funda Demir Bozkurt sözlerine şöyle devam etti: “Kürdistan’da yaygınlaşmasını politik bir yerden okumak gerekiyor. Şu anda kalıcı barışın konuşulduğu bu dönemde artık bizde toplumsal olarak fiili çatışmalı sürecin ortadan kalkmasıyla birlikte yaratılan tahribatı ve krizi de görmeye başladık. Yıllardır özel savaş politikaları diye dillendirdiğimiz bu meseleyi toplum hissetmeye, yaşamaya, çözümlemeye başladı. Ekonomik krizinde en önemli gerekçelerinden biri çatışmalı süreçlerdir. Ekonomik krizle beraber derin yoksulluk, işsizlik ortaya çıkıyor. Yoksulluğun tanımı ve adı değişiyor. Kadın, çocuk ve genç yoksulluğu dediğimiz tanımlar peyda oluyor. Bu da bireylerin madde kullanımına yöneltiyor. Çatışmalı süreçler sadece belli bir bölgede sıkışan çatışma durumuyla sınırlı kalmıyor. Toplumsal şiddet aile içi şiddetin önünü açıyor. ‘Kadın cinayetleri politiktir’ diyoruz. Neden politiktir? O çatışmalı dilden ve durumlardan beslenir. Aynı şekilde toplum içerisindeki şiddette toplumda var olan o çatışmalı, savaşlı süreçlerden beslenir. Haliyle birey aile içi, toplumsal şiddete maruz kalmışsa, ötekileştirilmişse, toplumun içerisinde yeteri kadar yer edinememişse, kendini eşit yurttaş olarak görememişse çareyi madde kullanımında bulması çok olağan.”

‘Okullar güvenli alanlar olmalı’

Okulların kamusal alanlar olduğunu ve öğrenciler, öğretmenler, okulda çalışan herkes için güvenli bir alan olması gerektiğini belirten Funda Demir Bozkurt, “Son zamanlarda okullardaki şiddet okullara yönelik şiddet öğrenci ve eğitim emekçilerine dönük şiddetle biz okul ve şiddet arasındaki ilişkiyi konuşmaya başladık. Çok yakın bir zamanda Manisa’da bir okul saldırısı gerçekleşti, Wan’da bir kız çocuğunun okula silahla gitmesi ve bunu gören eğitim emekçilerinin, velilerin engel olmasıyla büyük bir kriz engellendi. Osmaniye’de bir eğitim emekçisi katledildi. Dolayısıyla çok net görünüyor ki okullarımız güvenli alanlar değil. Kamusal ve güvenli alanlar olması gerekirken şu anda mevcut sistem okulları o güvenilir olma durumunda çıkarmış. Eğer bir okula bir silahla, bıçakla çok rahat girilebiliyorsa bu uyuşturucu satıcılarının okulların önünde yer almasını engelleyemezsiniz. Okulun, sınıfların içerisine kadar giren bir şiddet var. Okul önleri dediğimiz yer şiddete çok daha açık, uyuşturucu satıcılarının çok rahat konumlandığı yerlere dönüşebiliyor. Biz okullar ve okul çevreleri gençler, çocuklar için güvenli yerler olmalı diyoruz” dedi.

‘Okul çevresinin risk haritası olmak zorunda’

Funda Demir Bozkurt, okul ve okul çevrelerinde yapılması gerekenlere ve mücadele yöntemlerine dair de şunları dile getirdi:

“Okulların önüne güvenlik ya da kolluk kuvvetleri tarafından güvenliğin sağlanmasını talep ederek bu sorun çözülmez. Eğitimin eşit, adil, demokratik ve barışçıl bir hale getirmeden zaten okul içindeki şiddeti, okula yönelik şiddeti çözemeyiz. Okul ile toplum arasındaki ilişkiyi kavramadan şiddet mevzusunu açıklayamayız. Okul çevresinin risk haritası olmak zorunda. Çocukların mahremiyetine ve kimlik bilgilerine dikkat edilerek çeşitli önlemler almak gerekir. Her okulun mevcuduna göre rehber öğretmen normlarının arttırılması lazım. Her okulda bir sosyal hizmetler uzmanının olması gerekiyor. Bununla ilgili istihdam alanlarının yaratılması gerekiyor. Okullardaki güvenliği sadece kaba güvenlik anlayışlarıyla oluşturmak yerine okul, aile, veli, çocuklar, sivil toplum kuruluşları, eğitim sendikalarının hepsiyle beraber bir mekanizma oluşturmak gerekiyor. Okulun neye ihtiyacı var, o bölgenin şartları nedir, ne tür riskler var? Var olan riskleri ortadan kaldıracak önleyici çalışmaların yapılması gerekiyor.”

Sistemin eğitim kurumlarının görevini yalnızca öğrenciyi uyuşturucu kullanmama, uyuşturucunun zararlarını anlatma gibi kısır bir alana sıkıştırdığına dikkat çeken Funda Demir Bozkurt, sistemin “siz okulda uyuşturucu kullanmanın zararlarını anlatın, madde bağımlılığını anlatın ama bununla yetinin” noktasında olduğunu aktardı. Funda Demir Bozkurt, “Oysa veriler, analizler bunu göstermiyor. Okul kültürel, toplumsal aynı zamanda güvenli bir alan olmalı. Çocuk oraya gittiği vakit kendini güvenli hissetmeli, sosyalleşebilmeli, kendi kültürünü yaşayabilmeli, kendi anadilini konuşabilmeli, kendini okula ve çevresine ait hissetmeli. Böyle bir sistemin varlığına ihtiyaç var. Hali hazırdaki sistem çocukları şiddetten, uyuşturucudan koruyamıyor. Ve son dönemlerde artış gösteren çocuk intiharları var buna yönelikte bir şey yapamıyor. Demek ki mekanizmada ciddi bir problem var. Bu mekanizmayı işlevsel hale getirmek için ciddi çalışmalar yürütülmesi gerekiyor” diye vurguladı.

‘Toplumun bütün kesimleri rol üstlenmeli’

Uyuşturucu kullanımına yönelik verilere ulaşamadıklarını belirten Funda Demir Bozkurt, eğitim emekçilerinin önleyici ya da tedbir almak için çalışmaların içinde yer alamadıklarını aktararak, “Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, toplumsal bir soruna dönüşmesi sadece eğitim kurumlarının çözebileceği bir sorun değil. Eğer toplumsal bir krizden, sorundan bahsediyorsak o toplum içerisindeki tüm kurum, kuruluş ve derneklerin bu anlamda rol, misyon üstlenmesi, sorumluluk alması gerekiyor. Eğitim, sağlık kurumları, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, çocuklar, kadınlar, gençler üzerine çalışmalara yürüten dernekler bu anlamda çalışmalara yürütmeli. Ve söz konusu kurum, kuruluşların birbiriyle işbirliği içinde olması gerekiyor” dedi.

Ağustos ayında mahallelerde madde satışını engellemek ve kullanımının önüne geçmek amacıyla Wan’ın Xaçort (Hacıbekir) mahallesinde kadınların uyuşturucu satıcılarına yönelik tuttukları nöbeti hatırlatan Funda Demir Bozkurt, “Demek ki kurumlar ve toplum birlik olabilirse yaşanan durumların yakıcı ve yıkıcılığına karşı gerekli tedbirlerin alınması, gerekli olanın net bir şekilde ortaya konulmasının zeminin oluşturabilir. Çözümü sadece uyuşturucu satanların yakalanması, kullananların rehabilite edilmesi üzerinden kurgulayamayız. Aksine bütün toplum bu süreci sağlıklı yürütebilmenin yol ve yöntemlerini konuşmalıyız. Çocukları, gençleri yaygın madde kullanımına karşı korumanın sistemsel bir biçimde yol yöntemini tartışmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.