Tunus’ta 2025: Kadın hakları ve sivil toplum baskı altında

Tunus’ta kadın hakları ve sivil toplum alanı, 2025’te artan baskılar ve dernek faaliyetlerinin askıya alınmasıyla daraldı. Aktivistler, tutuklamalar ve şiddet tehdidine rağmen kadınların haklarını savunmayı sürdürüyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus – 2025, Tunuslu kadınlar için zorlu bir yıl oldu. Hem yurttaşlar hem de sivil toplum aktivistleri açısından baskının arttığı bu dönemde, 54 Sayılı Kararname ile aktivistlerin sesi kısılırken, 88 Sayılı Kararname kadın derneklerinin kapatılmasına yol açtı. Demokratik Kadınlar Derneği ve Kadınların Sesleri Derneği gibi örgütler hedef alınırken, yetkililer istismara uğrayan, çalışan ve çiftçi kadınların haklarını kısıtladı ve katledilen kadınların adalet hakkını engelledi. Bu baskı ortamı, bir yılda yaklaşık 30 kadının hayatını kaybettiği ülkede, kadınların kazanımlarını koruma ve yeni haklar elde etme çabalarını da zorlaştırdı.

Tunus Demokratik Kadınlar Derneği’nin verilerine göre, şiddet vakaları 2024’teki 580 vakaya kıyasla 2025’te bine yükseldi. Kadınların Sesleri Derneği, 2025’te 27 kadının katledildiğini açıkladı. Aile ve Kadın Bakanlığı’na göre ise şiddet vakalarının yüzde 70’i, dini ve sosyal söylemlerle meşrulaştırılan şiddet ve kadınlara karşı normalleştirilen nefret nedeniyle ortaya çıktı. Aktivistler, bu zorlu koşullar altında hem kendilerini savunmak hem de toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele etmek zorunda kaldı.

‘Adalet sisteminde güven kaybı yaşanıyor’

Lina Ben Mhenni Derneği’ni temsil eden feminist aktivist Henda Chennaoui, feminist hareketin sistematik olarak hedef alındığını belirtti. Henda Chennaoui, kadınlara karşı nefreti körükleyen yasalar ve ihanet suçlamalarını yayan siyasi söylemlerle aktivistlerin baskı altında olduğunu vurguladı. Adalet sisteminin güven kaybı yaşadığını ve hukukun, sivil toplumun bağımsız çalışmalarını zayıflatmak için araç olarak kullanıldığını ifade eden Henda Chennaoui, “Yargı, kadınları savunmaya çalışan sivil toplum örgütlerini engellemek ve çalışmalarını durdurmak için kötüye kullanılıyor” dedi.

‘Baskılara karşı birlik olmalıyız’

Aktivistlerin tüm zorluklara rağmen devrimci, onurlu ve sosyal adalet temelli bir Tunus için mücadele ettiğini vurgulayan Henda Chennaoui, derneklerin faaliyetlerinin durdurulması, ofislerinin kapatılması ve parlamento ile kamu kurumlarının kapanması gibi yetkililerin uyguladığı politikaların, bu yıl aktivizmi engellemek açısından emsalsiz ve tehlikeli olduğunu kaydetti. Henda Chennaoui, ideolojik ve aktivist farklılıklara rağmen, faaliyetlerin yeniden engellenmesini önlemek için birlik olmanın önemine dikkat çekerek, “Baskıya ve tiranlığa karşı birlikte hareket etmeliyiz” çağrısında bulundu.

‘Göçmenlere yardım ettikleri için tutuklandılar’

Henda Chennaoui, tüm feministlerin ve örgütlerin, sivil toplum çalışmalarına yönelik mevcut tehditleri kınamak amacıyla bir araya geldiğini vurguladı. Tunus’ta, Sahra Altı Afrika’dan gelen göçmenlere yardım ettikleri için tutuklanan siyasi kadınların yaşadığı trajediyi hatırlatan Henda Chennaoui, “İnsan hakları ve kadın hakları savunucuları olarak, bu kadınların serbest bırakılmasını ve onurlarının iade edilmesini talep ediyoruz. Çünkü onlar, istisnasız ve ayrım gözetmeden herkese onur kazandıran devrimin ayrılmaz bir parçasıdır ve sınırlarımızda hayatını kaybeden göçmenlere de onur sağlamayı amaçlıyorlar. Genel olarak derneklere, özellikle feminist harekete uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını ve çeşitli siyasi, sivil, insan hakları ve feminist akımlardan aktivistlerin serbest bırakılmasını istiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

‘Faaliyetlerin askıya alınması çalışmaları engelliyor’

Gazeteci ve kadın hakları aktivisti Yosra Belali, son yılların Tunus’taki kadınlar açısından hem zor kazanımların elde edildiği hem de bu kazanımların savunulması için verilen mücadelenin en ağır dönemlerinden biri olduğunu ifade etti. Yosra Belali, kadın katliamlarındaki artışın ve buna eşlik eden şiddetin en yakıcı sorun olduğunu vurgulayarak, “Bu tablo, kadınların adalete erişiminin ciddi biçimde kısıtlanmasının bir sonucudur” dedi. Kadın derneklerinin siyasi duruşları nedeniyle baskı altında tutulduğunu kaydeden Yosra Belali, “Faaliyetlerin bir ay süreyle dondurulması ya da askıya alınması, çalışmaların sekteye uğratılması ve fonların kesilmesi gibi tekrar eden kısıtlamalar yaşandı. Bu uygulamalar, kadın örgütlerinin çalışmalarını sürdürmesini ciddi biçimde tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

‘Kadın gazeteciler gerçeği aktardıkları için baskı altına alınıyor’

Bu yıl kadın gazetecilerin karşılaştığı zorluklara da değinen Yosra Belali, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kadın gazeteciler, çoğu zaman koruma olmadan, profesyonel basın kartı ya da sahada çalışmalarını kolaylaştıracak ve güvenlik kısıtlamalarını aşmalarını sağlayacak resmi gazeteci kimlikleri olmadan görev yapıyor. Azalan özgürlükler, mesleği icra etmek için lisans almanın zorlaştırılması, artan şiddet ve elde edilen kazanımların gerilemesi arasında sıkışmış durumdalar. Bizden, gerçeği olduğu gibi aktarmamız, suistimalleri ve ihlalleri ortaya çıkarmamız bekleniyor. Ancak kadın gazeteciler, röportaj yaptıkları kadınların anlatıları yetkililerin resmi söylemiyle örtüşmediğinde, özellikle kadın sorunlarını ele alırken ciddi kısıtlamalarla karşılaşıyor. Bu iç içe geçmiş sorunlar, kadın gazeteciler üzerinde ağır bir baskı ve karanlık bir gölge oluşturuyor.”

‘Derneğimiz gericiliğe karşı direnişi sürdürüyor’

Tunus Demokratik Kadınlar Derneği Başkanı Raja Dahmani ise, özellikle insan hakları ve feminist örgütlerin bugün yaşadığı siyasi, ekonomik ve sosyal krizin yeni olmadığını belirtti. Raja Dahmani, derneğin 1989’daki kuruluşundan bu yana adaletsizliğe karşı mücadele ettiğini, yetkililer, diktatörlükler ve devrim süreci dahil olmak üzere farklı dönemlerde siyasi ve ideolojik baskılara maruz kaldığını, buna rağmen gerici ve sağcı akımlara karşı direnmeyi sürdürdüğünü ifade etti. Dernek faaliyetlerinin, şiddete karşı uluslararası bir kampanyanın başlatılmasından hemen önce, siyasi bir kararla aniden bir ay süreyle askıya alındığını hatırlatan Raja Dahmani, bu tür kısıtlamaların bugün de devam ettiğini söyledi. Raja Dahmani, söz konusu uygulamaları, dernek aktivistlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi zorluklardan biri olarak değerlendirdi.

‘Sosyal adaleti ve adil yargılamaları savunmayı sürdüreceğiz’

Askıya alma kararının bazı faaliyetleri aksattığını ve şiddete maruz kalan kadınlara, tutuklulara, çalışan kadınlara ve diğer gruplara sunulan hizmetlerin sürekliliğine dayalı çalışma anlayışını zayıflattığını belirten Raja Dahmani, buna rağmen mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurguladı. Raja Dahmani, “Bu aksamalara rağmen kararlılığımızı ve azmimizi koruyoruz. Kadınların karşı karşıya kaldığı gerçek sorunları tehlikeye atabilecek her şeye karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Geri adım atmayı reddediyoruz, kamu ve bireysel hakları, sosyal adaleti ve adil yargılamaları savunmayı sürdüreceğiz” diye belirtti.

‘Siyasi kadın tutukluların sesi olacağız’

Siyasi kadın tutukluların durumuna dikkat çeken Raja Dahmani, “Siyasi kadın tutuklular serbest bırakılana ve özgürlükleri iade edilene kadar onları savunmayı ve susturulmuş seslerini duyurmayı sürdüreceğiz” dedi. Aktivistlerin duruşları ve görüşleri nedeniyle hapsedilmesini reddettiklerini vurgulayan Raja Dahmani, “Kadınlar olarak, düşüncelerimiz yüzünden cezaevine konulmayı kabul etmiyoruz. İfade, düşünce ve görüş özgürlüğü ile aktivizm ve sivil çalışma hakkına inanıyoruz. Tunus Demokratik Kadınlar Derneği olarak, kadınların görüşleri ve siyasi pozisyonları nedeniyle yargılanmasına karşıyız” dedi.

‘Eşitlik ilkesi ortadan kaldırıldı’

Tunus Demokratik Kadınlar Derneği’nden sosyolog ve aktivist Fathia Saidi de feminist hareketin 25 Temmuz 2021’de parlamentonun kapatılmasının ardından yeni bir döneme girdiğini belirterek, “Bu tarihten sonra mücadelemizin merkezine, kadın haklarında yaşanan açık gerilemeler yerleşti” dedi. Fathia Saidi, özellikle seçim yasasında yapılan değişikliklere dikkat çekerek, “Devrimin en önemli kazanımlarından biri olan, kadınların kamusal ve siyasi hayata katılımında yatay ve dikey eşitlik ilkesi ortadan kaldırıldı” sözlerine dikkat çekti.

‘Siyasi şiddette benzeri görülmemiş bir artış yaşandı’

Kadınlara yönelik şiddete karşı mücadelenin her gün sürdüğünü vurgulayan Fathia Saidi, “Ancak bu yıl, 2017 tarihli 58 sayılı Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kanunu’nda tanımlandığı biçimiyle siyasi şiddette benzeri görülmemiş bir artış yaşadık” dedi. Yetkililere karşı durdukları için aktivistlerin hapsedilmesine tepki gösteren Fathia Saidi, “Feminist sesler bugün, tutuklamalara ve baskılara karşı daha yüksek sesle konuşuyor” diye ekledi.

Fathia Saidi, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu yıl, kadınlara yönelik siyasi şiddette benzeri görülmemiş bir artışa tanık olduk. Görüşleri, insan hakları çalışmaları, medya faaliyetleri ya da siyasi duruşları nedeniyle 20’den fazla aktivist tutuklu bulunuyor. Bu, bugün karşı karşıya olduğumuz en ciddi tablo. Bu durumun ağır sonuçları var. Kadınlar artık yasal yaptırımlardan korktukları için aktif olmaktan, görüşlerini ve eleştirilerini dile getirmekten çekiniyor. Devrimin ilk yıllarıyla kıyaslandığında, kadınların kamusal alandaki varlığı belirgin biçimde zayıfladı. Erkekler için kamusal alan, kadınlar için ise özel alan ayrımının hala sürdüğü bir ülkede yaşıyoruz.

‘Kadınları yeniden eve kapatmak istiyorlar’

Kadın hakları ilkesinin kaldırılması, daha önce 2014’te yüzde 33’e, 2018 yerel seçimlerinde ise yüzde 44’e ulaşan kadın temsil oranlarının ardından, parlamentoda neredeyse hiç kadın kalmamasına yol açtı. Bu, devrimle kazanılmış, hak temelli ve son derece önemli bir kazanımın tamamen ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Eşitlik ilkesi, kadınların siyasi hayata aktif biçimde katılmasını sağlayan somut ve yerel bir stratejiydi, ancak bu ilke kaldırıldı ve bu durum son derece üzücü. Bugün her düzeyde bir gerilemeye tanık oluyoruz. Tutuklamalar ve gözaltılar bu gerilemeyi daha da tehlikeli hale getiriyor. Kadınları yeniden eve kapatan klişelere dönme riskiyle karşı karşıyayız ve biz aktivistler bundan ciddi biçimde endişe duyuyoruz.”

‘Şiddete karşı çalışan kadın doktorlar görevlerini kaybetme korkusu yaşıyor’

Bu yıl kadın derneklerinin faaliyetlerinin dondurulmasının sivil alanı daralttığını ve kadınlar için teşviki zayıflattığını dile getiren Fathia Saidi, “Bu durum, kadınların katılmak ile uzak durmak arasında tereddüt etmesine neden oldu. Şiddete maruz kalan kadınlarla çalışan bazı uzmanlar ve derneklerle işbirliği yapan kadın doktorlar, temel görevlerini kaybetme korkusuyla geri çekilmeyi tercih etti. Tehditler, insani amaçlı çalışmalar olmasına rağmen, çalışkan ve istismara uğramış kadınlara fayda sağlayan sivil faaliyetlerden uzak durmalarına yol açtı. Bu baskılar, kadınların sivil ve kamusal alandaki varlığını azalttı ve ortaya çıkan durum, hem tehlikeli hem de eşi benzeri görülmemiş bir durum” diye kaydetti.