Taizli kadınlar kuşatmaya karşı toplumsal dayanışmayı sürdürüyor

Taiz’de yıllardır süren kuşatma ve askeri tırmanış, kadınların yaşamını ağırlaştırırken su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimi de zorlaştırıyor. Kadınlar ise tüm zorluklara rağmen dayanışma girişimleriyle ailelere ve topluma destek oluyor.

RAHMA SHANZOUR

Yemen – Yemen’in Taiz kentinde, Eylül 2026’nın başında “Yemen Şafağı” operasyonunun başlatılmasıyla birlikte geniş çaplı askeri tırmanış yaşandı. Batı kıyısındaki bölgelerde ve Bab el-Mendeb çevresinde yaşanan saha değişimleriyle eş zamanlı olarak birçok cephede çatışmalar meydana geldi. Bu gelişmeler, sivillerin güvenliğine ilişkin endişeleri artırdı. Askeri tırmanış, 2015 yılından bu yana Husilerin kuşatması altında bulunan Taiz’de insani durumu daha da ağırlaştırdı. Kuşatma nedeniyle halkın ve malların hareketi kısıtlanırken temel ihtiyaçlara erişim de engelleniyor. Kentteki aileler, artan fiyatlar ve sağlık ile çevre hizmetlerindeki gerilemenin yanı sıra su, ilaç, yakıt ve gıda maddelerine ulaşmakta giderek daha fazla zorlanıyor. Bu durum, ailelerinin geçimini sağlamak ve temel ihtiyaçlarını karşılamak için çaba gösteren kadınların yükünü daha da artırıyor.

İhlallerin bilançosu ağırlaşıyor

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı tarafından yayımlanan “Taiz… Öldürme ve Kuşatma Arasında” başlıklı rapor, kentte yaşanan ihlallerin boyutunu gözler önüne seriyor. Rapora göre, ağın saha ekibi 1 Eylül-29 Ekim 2026 tarihleri arasında, 59 gün içinde sivillere ve sivil yapılara yönelik 2 bin 264 suç ve ihlali belgeledi. Aynı dönemde yaklaşık 12 bin 761 gelişigüzel mermi ve füze atıldığı kaydedildi. Raporda, aralarında 9 bebeğin de bulunduğu 38 çocuk ile 27 kadın olmak üzere toplam 189 sivilin yaşamını yitirdiği, 29 çocuk ve 46 kadın dahil 281 sivilin yaralandığı belirtildi. Ayrıca kadın, çocuk ve yaşlıların da aralarında bulunduğu 324 kaçırma ve zorla kaybetme vakası, 23 saha infazı ve 5 toplu katliam belgelendi. Sivil konutların ve mülklerin zarar görmesi, özel araçların yağmalanması, 23 okulun askeri kışlaya dönüştürülmesi, sağlık merkezleri ile ambulansların hedef alınması da raporda yer aldı. Raporda ayrıca 7 sağlık çalışanının yaşamını yitirdiği, yaklaşık 23 ticari merkez ile 5 sağlık tesisinin kapatıldığı bilgisi paylaşıldı.

Siviller bombardıman ve kuşatma arasında

34 yaşındaki Rahme Abdullah, Akroud bölgesinde evinin içinde güvenli bir yer bulmaya ve korunmak amacıyla alt kata inmeye çalıştığı sırada keskin nişancı ateşiyle yaralandı.

Sabr bölgesinde yaşayan 26 yaşındaki iki çocuk annesi Emel Kemal, evinde iki gün boyunca yiyecek ve sudan yoksun şekilde kuşatma altında kaldı. Emel Kemal, daha sonra açılan ateş sonucu vücudunun iki yerinden yaralandı.

Altmışlı yaşlarındaki Devle Hasan ise kuşatma nedeniyle farklı bir sorunla karşı karşıya. Böbrek yetmezliği hastası olan ve haftada dört kez diyalize girmesi gereken Devle Hasan, yakıt sıkıntısı nedeniyle seanslarının yarısına katılamıyor. Bu durum, sağlığını ciddi risk altına sokuyor.

Bu örnekler, askeri tırmanışın siviller üzerindeki doğrudan etkilerinin bir bölümünü ortaya koyuyor. Siviller bir yandan bombardıman ve keskin nişancı saldırılarının tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, diğer yandan tedaviye ve temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorluk çekiyor.

Su krizi ve sağlık riskleri büyüyor

Taizli aktivist Semîra El-Halîdî, kentteki insani durumun kelimenin tam anlamıyla felaket boyutuna ulaştığını belirterek, şu ifadelerde bulundu:

“Su krizi ciddi boyutlara ulaştı. Halk sokaklarda ve mahallelerde bir yudum su bulabilmek için çabalıyor. Alternatif su kaynağı olarak kullanılan bazı sebiller, stoklarının tükenmesi nedeniyle artık hizmet veremiyor. Çöplerin birikmesi, temizlik hizmetlerinin gerilemesi ve atık taşıyan kamyonların toplama alanlarına ulaşmakta zorlanması salgın ve hastalıkların yayılma riskini artırıyor. Bombardımanın hedefindeki kentte en fazla zarar görenler kadınlar ve çocuklar. Bombardımanda kullanılan silahların olası sağlık etkileri, uzun vadede yol açabileceği hastalıklar ve engellilik durumları konusunda endişeliyiz. Bu nedenle silahların türünü ve etkilerini belirlemek amacıyla bağımsız tıbbi inceleme ve belgeleme yapılması gerekiyor. Kadınların yaşadığı zorluklar güvenlik ve sağlık riskleriyle sınırlı değil. Özellikle gıda fiyatlarının yükseldiği, temel ürünlerin ve yemeklik gazın kıtlaştığı koşullarda birçok kadın, ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için ek yükler üstleniyor.”

Kadınlar dayanışma girişimleriyle destek oluyor

Kuşatma ve askeri tırmanışın, ailelerin üzerindeki ekonomik yükü daha da artırdığını belirten Semîra El-Halîdî, “Aileler, sınırlı gelirleri ve düşen satın alma güçleri nedeniyle gıda, gaz ve diğer günlük ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlanıyor. Zorlu koşullara rağmen kadınlar, ailelere ve topluma destek olmayı, cephelerdeki savaşçılara yardım etmeyi amaçlayan toplumsal dayanışma girişimleriyle insani ve toplumsal rollerini sürdürüyor. Kadınlar, kış mevsiminde dağlık bölgelerdeki savaşçılara soğukla mücadele edebilmeleri için yiyecek ve kışlık giysiler ulaştırmaya yönelik girişimler düzenliyor. Bu girişimler, Taiz’in tanındığı toplumsal dayanışmanın örneklerinden biri. Kadınların rolü yalnızca yardım ulaştırmakla sınırlı kalmıyor; savaş ve kuşatma koşullarında toplumu kucaklamayı ve bir arada tutmayı da kapsıyor” sözlerine dikkat çekti.

Zor koşullara rağmen direniş sürüyor

Kadınların topraklarına bağlı kalmasının ve ailelerin bombardımana ve zor yaşam koşullarına rağmen kentte yaşamayı sürdürmesinin bir direniş biçimi olduğunu kaydeden Semîra El-Halîdî, “Ailelerin büyük bölümü, hatta belki de tamamı, karşı karşıya kaldıkları ağır koşullara rağmen Taiz’de kalmakta ısrar ediyor. Bombardıman, su kıtlığı, artan fiyatlar ve sağlık hizmetlerindeki gerileme arasında kadınlar ve kız çocukları, günlük yaşamın gerekliliklerini karşılamanın ötesinde savaşın güvenlik, psikolojik, sağlık ve toplumsal sonuçlarıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor. Kadınların girişimleri ise krizin etkilerini hafifletmeye ve toplumun birliğini korumaya çalışıyor” şeklinde konuştu.