Sawsan El-Caadi: Tunus’ta şiddete karşı 58 Sayılı Yasa eksiksiz uygulanmalı

Tunus’ta şiddetin önlenmesi için 58 Sayılı Yasa’nın eksiksiz uygulanması gerektiğini belirten Sawsan El-Caadi, “Kadınların başarısını ve 'hayır' deme hakkını kabul etmeyen erkek egemen anlayış ortadan kaldırılmalı” diyerek, kadınların korunmasını istedi.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus - Tunus'ta kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin 58 Sayılı Yasa yürürlüğe girdiğinde, ülkenin hukuk sistemi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmişti. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, dikkatle değerlendirilmesi gereken acı bir çelişkiye işaret ediyor. Yasa şiddeti azaltmayı hedeflerken, veriler kadınlara yönelik şiddetin ve özellikle kadın katliamlarının endişe verici biçimde arttığını gösteriyor.

Kadınlar haklarını kullanamıyor

Resmi veriler ve raporlar, kadın katliamlarındaki artışı gözler önüne seriyor. 2017 yılında 7 olan kadın katliamı sayısı, 2024'te 25'e, 2025'te ise 30'a yükseldi. Böylece kadın katliamları son yıllarda yaklaşık dört kat arttı. Uzmanlara göre bu yükseliş tesadüfi değil. Kadınların özgürleşme ve yasal haklarını kullanma mücadelesi, hala erkek egemenliği ve "toksik erkeklik" anlayışını yeniden üreten toplumsal yapılarla karşı karşıya kalıyor.

Bu çelişkinin son örneklerinden biri, birkaç gün önce Tunus'un orta kesimindeki Kayrevan kırsalında öğretmen Merva'nın, evlilik teklifini reddettiği bir erkek tarafından katledilmesi oldu. Bu olay yalnızca münferit bir katliam olarak değil, kadının iradesini ve seçim hakkını kabul etmeyen erkeklerin işlediği "reddedilme katliamları" olarak tanımlanan vakaların yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor.

Erkek egemen kültürel yapının yansımaları

Evlilik teklifini reddettiği için katledilen Merva'nın yaşadıkları, dört yıl önce eşi tarafından katledilen Refka Şarni başta olmak üzere, koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığı birçok kadın katliamını yeniden gündeme getirdi. İnsan hakları savunucularına göre güvenlik sistemindeki eksiklikler ve tehditleri ciddiye almayan toplumsal anlayış, kadınları sistematik şiddete açık hale getiriyor. Bu tablo karşısında uzmanlar, yalnızca yasal düzenlemelerin yeterli olmadığını, erkek egemen kültürel yapının dönüştürülmesini, 58 Sayılı Yasa'nın etkin biçimde uygulanmasını ve kadınların korunmasına yönelik mekanizmalara daha fazla kaynak ayrılmasını istiyor.

İnsan hakları kuruluşlarında danışman olarak görev yapan Sawsan El-Caadi, uzun yıllardır Tunus'ta kadınlara yönelik şiddetle mücadele alanında çalıştığını ve özellikle ülkenin iç bölgelerinde 58 Sayılı Yasa'nın uygulanmasını yakından takip ettiğini belirtti. Sawsan El-Caadi, Tunus toplumunda genel olarak şiddetin arttığını, özellikle de toplumsal cinsiyete dayalı kadınlara yönelik şiddetin kaygı verici düzeylere ulaştığına dikkat çekti. Buna rağmen "toplumsal cinsiyete dayalı şiddet" kavramının toplumun önemli bir kesimi tarafından hala yeterince anlaşılmadığını kaydeden Sawsan El-Caadi, bu nedenle kavramın daha fazla anlatılması gerektiğini vurguladı.

Sistematik şiddet gözardı ediliyor

Son olarak Kayrevan kırsalında genç öğretmen Merva'nın evlilik teklifini reddettiği erkek tarafından katledildiğini belirten Sawsan El-Caadi, olayın kamuoyunda "reddedilme cinayeti" olarak anıldığını söyledi. Sawsan El-Caadi, insan hakları örgütleri açısından bunun hukuken doğrudan bir kadın katliamı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu tür katliamların münferit olmadığını vurgulayan Sawsan El-Caadi, bunların kadınların maruz kaldığı sistematik şiddet zincirinin son halkasını oluşturduğunu ifade etti. Kamuoyunun çoğu zaman yalnızca katliama odaklandığını belirten Sawsan El-Caadi, katliamlardan önce yaşanan tehditlerin ve uzun süreli şiddetin ise çoğunlukla göz ardı edildiğini dile getirdi.

‘Devlet kurumlarının hukuki sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor’

Sawsan El-Caadi, "Kadın katliamlarından önce genellikle uzun bir tehdit ve şiddet süreci yaşanıyor. Dört yıl önce polis eşi tarafından katledilen Refka Şarni de defalarca ölüm tehdidi almış, yetkililere başvurmuştu, ancak yeterince korunamadı. Devlet kurumlarının hukuki sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Aynı zamanda mağdurların yakın çevresi de bu tehditleri hafife almamalı. Bugün özellikle dijital medyada kadınlar her gün benzer tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Bir kadın bir erkeğin tanışma ya da evlilik teklifini reddettiğinde, bazı erkekler bunu kabullenemiyor; hakaret ediyor, tehdit ediyor ve hatta şiddete başvurmayı bir cezalandırma yöntemi olarak görüyor" dedi.

“Reddedilme katliamları” olarak tanımlanan olgunun önemli bir toplumsal sorun haline geldiğini söyleyen Sawsan El-Caadi, "Bu süreç çoğu zaman alay, hakaret ve sözlü saldırılarla başlıyor. Bazı erkekler kadınların kendilerini reddetmesini kabullenemediği için şiddete başvuruyor ve bu süreç kadın katliamıyla sonuçlanabiliyor. Bu tür vakalar özellikle kırsal ve uzak bölgelerde daha sık görülüyor. Bunun temelinde erkek egemenliği, mutlak kontrol anlayışı ve toplumsal rollerin adaletsiz biçimde dağıtılmasıyla beslenen ‘toksik erkeklik’ kültürü yatıyor. Buna karşın son yıllarda kadınlar eğitimde ve çalışma hayatında önemli başarılar elde ediyor. Ne yazık ki bu durum da erkek egemen zihniyeti daha fazla rahatsız ediyor" şeklinde konuştu.

‘Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için 58 Sayılı Yasa eksiksiz uygulanmalı’

Mağdurların yakın çevresinde hakim olan kültürün de bu katliamlarda önemli rol oyladığını dile getiren Sawsan El-Caadi, sözlerinin sonunda şu hususlara dikkat çekti:

“Katledilen öğretmen de büyük ihtimalle aldığı tehditleri çevresiyle paylaşmıştı, ancak kimse bu tehditlerin katliamla sonuçlanabileceğini düşünmedi. Bu nedenle toplumsal kültürün değişmesi gerekiyor. Kadınların başarısını ve 'hayır' deme hakkını kabul etmeyen erkek egemen anlayış ortadan kaldırılmalı, çocuklar aile içinde eşitlikçi bir anlayışla yetiştirilmeli. Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için 58 Sayılı Yasa eksiksiz uygulanmalı, kadınların korunmasına yönelik insan kaynağı ve maddi imkanlar güçlendirilmeli. Kadınların korunması bir lüks değil, toplumsal bir zorunluluktur. Kamu medyası, eğitim ve kültür kurumları da karşılıklı saygı kültürünü yaygınlaştırmalı. Ailede ve toplumda şiddet yerine eşitlikçi ilişkiler güçlendirilmeden, ataerkil tahakküm ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sona erdirilmeden gerçek anlamda eşitlikçi bir toplum kurulamaz."