Kürt Dil Bayramı: Rojhilat Kürdistan’da inkar ve asimilasyon sürüyor
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nda, İran’da Kürtçe üzerindeki baskılar yeniden gündemde. Anadilde eğitim talebi güvenlik meselesi olarak görülürken, Kürtçe kamusal alanda hala eşit statüden uzak tutuluyor.
Haber Merkezi - İran’da 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı, kültürel bir kutlamadan çok, dil üzerindeki tarihsel baskı ve inkar politikalarının hatırlandığı bir gün olarak öne çıkıyor. Rojhilat Kürdistan’da Kürtçe, yalnızca eğitim alanında değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal düzeyde de sınırlandırılmaya devam ediyor. Yönetim yapısı, Farsça dışındaki dilleri “yerel dil” olarak nitelendirerek, Farsçanın hakimiyetini sürdürmekte ve dilsel ile kimliksel çeşitliliğin kademeli olarak ortadan kaldırılmasında ısrar etmektedir.
Başka bir ifadeyle, Rojhilat Kürdistan’da Kürt dili, Kürt toplumu ile merkezi devlet yapısı arasındaki en önemli siyasi mücadele alanlarından birine dönüşmüştür. Bu nedenle her yıl 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı günü, kültürel bir gün olmanın ötesinde, İran’da inkar, marjinalleştirme ve dilsel kontrol politikalarının sürekliliğini hatırlatan bir gün haline gelmiştir.
Görünürde İran İslam Cumhuriyeti, anayasanın 15. maddesine dayanarak “yerel ve etnik” dillerin basında kullanılmasına ve bu dillerin edebiyatının öğretilmesine izin vermektedir. Ancak bu madde, 19. madde ile birlikte uygulamada Farsça dışındaki dilleri sınırlandırma aracına dönüşmüştür. İran İslam Cumhuriyeti’nin hukuki yapısı, başından itibaren “anadil eğitimi” ile “anadilde eğitim” arasında bir ayrım oluşturmuştur; bu ayrım tamamen siyasi nitelik taşımakta olup, Farsça dışındaki dillerin eğitim, yönetim ve toplumsal katılım dili haline gelmesini engellemeyi amaçlamaktadır.
İran yönetimi hiçbir zaman Kürtçenin Rojhilat Kürdistan’da eğitim, bilgi üretimi, yerel yönetim veya kamu idaresinin resmi dili haline gelmesine izin vermemiştir. Son kırk yılda sunulan şey, yalnızca sınırlı ve sembolik bir katılım biçimi olmuştur; yani Kürtçenin resmi eğitim yapısında gerçek bir yer edinmesine izin verilmeden, bağımsız eğitim kurumlarında sınırlı düzeyde “Kürt edebiyatı” derslerinin verilmesine müsaade edilmiştir. Bu modelde anadil, temel bir insan ve siyasi hak olmaktan ziyade, süsleyici ve folklorik bir unsura indirgenmektedir.

Tarihsel bir politikanın devamı: Merkezi devletleşmeden İslam Cumhuriyeti’ne
İran’da dil meselesi yalnızca İslam Cumhuriyeti ile sınırlı değildir. Dilsel ve kültürel tekleştirme politikası, modern devletin oluşum sürecinde, Pehlevi döneminde başlamıştır; bu dönemde “tek millet, tek dil” anlayışı devlet inşasının temel ekseni haline gelmiştir. Bu süreçte Farsça, resmi ulusal kimliğin simgesi olarak yerleşmiş, diğer diller ise marjinalleştirilmiştir.
İslam Cumhuriyeti, ideolojik olarak kendisini Pehlevi rejiminden farklı olarak tanımlasa da dil ve kimlik alanında aynı merkezi yapıyı sürdürmüştür. Fark yalnızca söylemde kalmış, kültürel homojenleştirme projesi devam etmiş ve Farsça dışındaki diller resmi ve eşit statüye erişmekten mahrum bırakılmıştır.
Sonuç olarak, Rojhilat Kürdistan’da Kürt dili yalnızca eğitim alanında sınırlamalarla değil, aynı zamanda tarihsel bir dışlama ve marjinalleştirme yapısıyla karşı karşıyadır. Bu yapı, dilsel çeşitliliği İran’ın gerçekliğinin bir parçası olarak değil, güç merkezileşmesi için bir tehdit olarak görmektedir.
İran’da dil meselesinin en önemli boyutlarından biri, Farsçanın doğrudan siyasi güç yapısıyla bağlantılı olmasıdır. Farsça yalnızca resmi dil değil; devletin, bürokrasinin, ulusal medyanın, eğitimin, yargının ve toplumsal yükselmenin dilidir. Buna karşılık Kürtçe başta olmak üzere diğer diller daha alt bir konuma yerleştirilmiştir.
Hükümetin “etnik grup”, “azınlık” ve “yerel dil” gibi kavramları sürekli kullanması da bu egemenlik mekanizmasının bir parçasıdır. Bu kavramlar tarafsız değildir; Fars kimliğinin merkezde, diğer kimliklerin ise çevrede tanımlandığı hiyerarşik bir anlayışı taşır. Bu nedenle İran’da dil meselesi yalnızca kültürel bir farklılık değil, eşitsiz güç yapısının bir yansımasıdır.
Rojhilat Kürdistan’da bu politikaların etkisi daha derin olmuştur. Kürt bir öğrenci, okulun ilk gününden itibaren anadili olmayan bir dilde eğitim görmek zorunda kalmaktadır. Bu durum yalnızca eğitim başarısında düşüşe ve akademik eşitsizliğe yol açmakla kalmaz, aynı zamanda kimlik silinmesi ve kültürel yabancılaşma sürecini de yeniden üretir.

Kürtçenin güvenlikleştirilmesi
İslam Cumhuriyeti, son on yıllarda anadilde eğitim taleplerini güvenlik perspektifiyle ele almıştır. Kültürel aktivistler, yazarlar, öğretmenler ve Kürt dili alanında çalışan kişiler defalarca çağrılma, gözaltı ve baskıya maruz kalmıştır. Hatta gayriresmi Kürtçe dersleri düzenlemek ya da edebiyat ve eğitim alanında faaliyet yürütmek dahi birçok durumda güvenlik suçlamalarıyla karşılaşmıştır.
Bu yaklaşım, devletin Kürtçenin gelişimini yalnızca eğitim meselesi olarak görmediğini, aksine bunu güç dağılımı ve merkez-çevre ilişkilerinin yeniden tanımlanmasıyla bağlantılı değerlendirdiğini göstermektedir. Çünkü anadilde eğitim, yalnızca kelimelerin öğretilmesi değil; kimliğin, tarihsel hafızanın ve siyasi yapıda eşit katılım hakkının tanınması anlamına gelir.
Tüm baskı ve sınırlamalara rağmen Kürtçe, Rojhilat Kürdistan’da canlılığını korumaktadır. Yazarlar, şairler, gazeteciler, öğretmenler ve kültürel aktivistler son yıllarda Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Kitap ve dergi yayıncılığı, gayriresmi eğitim faaliyetleri, edebi çalışmalar, ailelerin anadili yeni kuşaklara aktarma çabaları ve Kürtçe isimlerin kullanımı bu kültürel direnişin parçalarıdır.
Gerçekte Kürtçenin İran’daki varlığını sürdürmesi, dili kolektif kimlik ve hafızanın ayrılmaz bir parçası olarak gören toplumun çabalarının sonucudur.
Çok dilliliğin inkarı: İran’ın çözülemeyen krizi
İran devletinin temel krizlerinden biri, toplumun çok dilli ve çok kimlikli yapısını kabul edememesi ya da etmek istememesidir. Siyasi yapı hala “tek millet, tek dil” anlayışına dayanmaktadır; bu anlayış ise pratikte Farsça dışındaki dillerin kademeli olarak ortadan kaldırılmasına yol açmaktadır.
Oysa anadilde eğitim, uluslararası standartlara ve UNESCO gibi kurumların önerilerine göre temel insan haklarından biri ve eğitimde adaletin sağlanmasının en önemli araçlarından biridir. Buna rağmen İran’da bu hak hala siyasi ve güvenlik meselesi olarak ele alınmaktadır.
Bu koşullarda Kürt Dili Günü yalnızca bir dilin anılması değil; kültürel homojenleştirme ve dilsel merkezileşme politikalarına karşı uzun süredir devam eden mücadelenin hatırlatılmasıdır. Rojhilat Kürdistan’da anadilde eğitim talebi de yalnızca kültürel bir talep değil; siyasi eşitlik, dilsel adalet ve çoklu kimliklerin tanınması mücadelesinin bir parçasıdır.
İran’da çok dilliliğin inkarı, merkez ile çevre arasındaki tarihsel uçurumu derinleştirmiştir. Kürtçe ve diğer Farsça dışındaki diller eğitim, idari ve siyasi sistemlerde hak ettikleri yere ulaşamadığı sürece, dil meselesi İran’da siyasi bir kriz olarak varlığını sürdürecektir; inkar ve indirgeme politikalarıyla her geçen gün daha da derinleşen bir kriz.