Kirmanşah okullarında hastalık adı altında öğrencilerin vücudu kontrol ediliyor
Kirmanşah’ta öğrenciler, protestolara katıldıkları için okullarda zorla vücut aramalarına ve baskıya maruz kalırken, eğitim ortamı korku ve tehdit alanına dönüştürüldü.
NASİM AHMADİ
Kirmanşah - Ocak ayında İran genelinde düzenlenen protestoların en acı ve şok edici gerçeklerinden biri, ölenler arasında çok sayıda çocuk ve gencin bulunması oldu. Birçoğu henüz 18 yaşına bile ulaşmamış bu çocuklar, yalnızca sokakta oldukları, özgürlük için seslendikleri veya protesto alanından geçtikleri için kurşunların hedefi haline geldi. Bu durum, hükümetin iktidarını korumak için toplumun en savunmasız ve genç üyelerini feda etmekten çekinmediğini ortaya koyuyor. Mevcut raporlara göre, son protestolarda yüzlerce çocuk doğrudan baskıcı güçlerin silahlarından hayatını kaybetti; aralarında, hükümetin ölümlerini diğer protestocularla ilişkilendirmeye çalıştığı ve doğrudan öldürülmelerinin izlerini silmeye çalıştığı beş yaşın altındaki çocuklar bile bulunuyor.
Okullar, çocuklar için baskı mekanlarına dönüştü
İslam Cumhuriyeti'nin uyguladığı şiddet yalnızca sokaklarla sınırlı kalmadı; protestoların üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen farklı biçimlerde sürüyor. Okullar, çocuklar için güvenli olması gereken yerler, baskı ve yıldırma mekanlarına dönüştü. Çok sayıda rapor, güvenlik güçleri ve hükümetle bağlantılı yetkililerin, öğrencileri çağırarak yasadışı sorgulamalar yaptığını, okuldan atmakla tehdit ettiğini ve hatta itiraf etmeye zorlayarak genç protestocuları tespit edip bastırmaya çalıştığını gösteriyor. Bu şekilde, öğrenme ve arkadaşlık mekanları olması gereken sınıflar, korku ve yıldırmanın gölgesinde işkence alanlarına dönüşmüş durumda.
‘Şark çıbanı kontrolü’ denilerek çocukların vücutlarına bakıyorlar
Kirmanşah’ın Zan Bulvarı’nda bir okulda okuyan öğrenci F.Y., okulda uygulanan baskıcı denetimleri anlatarak, “Okul müdürü ve eğitim müdür yardımcısı, önce tüm öğrencilerin telefonlarını topladı ve kontrol etti. Ardından, Milli Eğitim ve Öğretim Bakanlığı’ndan yeni bir genelge geldiğini söyleyerek, şark çıbanı riski taşıyan öğrencilerin tespit edilmesi gerektiğini bildirdiler. Bunun üzerine tüm öğrenciler bir sınıfta sıraya dizildi ve vücutlarının incelenmesi için yalnızca iç çamaşırlarıyla durmaları gerektiği duyuruldu. Kısa süre sonra öğrenciler, asıl amacın şark çıbanı taraması olmadığını fark ettiler; denetim sırasında vücutlarında kurşun izi veya herhangi bir yaralanma belirtisi aranıyordu. Denetim sonrası, vücudunda kurşun izi bulunan birkaç öğrenci sınıftan ayrıldı, haklarında dava açıldı ve durumlarının ciddi olduğu söylendi. Bu süreçte üç öğrenci M.Y., R.N. ve Y.K. okula gelmedi” ifadelerinde bulundu.
F.Y., durumu müdüre sorduklarında müdürün, öğrencilerin enfekte oldukları için diğerlerinden uzak durmaları gerektiğini söylediğini aktardı. F.Y., “Ancak bunun hastalık meselesi olmadığını, asıl meselenin yaralanmalar olduğunu biliyorduk, çünkü müdür bu dönem uzaktan eğitim almak zorunda kalabileceklerini söyledi. O zamandan beri sadece iki kez okula geldiler, ikisi de sınav içindi ve ebeveynleri de onlara eşlik etti. Bu öğrenciler, aramalarımıza cevap vermedikleri için diğerleriyle iletişimi kestiler” dedi.
Okul yönetimi ailelere de baskı uyguluyor
Ancak öğrencilerin protestolara katılma ihtimali nedeniyle üzerlerindeki baskı, fiziksel aramalar ve telefon kontrolleriyle sınırlı kalmıyor; okul yetkilileri öğrencilerin ailelerine de baskı uygulamaya çalışıyor. Öğrenci annesi Nazanin G., “Okul bir mütevelli heyeti tarafından yönetiliyor, bu nedenle biz ebeveynlerin okul işlerine doğrudan müdahale etme hakkımız var. Ben ve birkaç anne, fiziksel arama ve telefon kontrollerini öğrendiğimizde hemen okula gittik ve memnuniyetsizliğimizi dile getirdik. Ancak yetkililer, üst makamların emriyle hareket ettiklerini, bu uygulamaların öğrencilerin çıkarına olduğunu söylediler” şeklinde konuştu.
Nazanin G., yetkililerin aileleri tehdit ettiğini de şu sözlerle aktardı: “Okul, öğrencilerin telefonlarını kontrol etme veya onları fiziksel olarak aramanın bizim bilmediğimiz riskleri önlemek için yapıldığını savundu. Eğer bir ebeveyn memnun kalmazsa, çocuğunu okula göndermemesinin sonuçları olacağını söylediler. Ayrıca, çocuklarımızı başka bir okula kaydettirmek istersek, dosyalarını vermeyeceklerini de belirttiler.”
‘Herkesi birbirine karşı kışkırtmak istiyorlar’
Kirmanşah’taki farklı okullardaki diğer öğrenciler de benzer deneyimler yaşadıklarını ve son haftalarda birkaç kez fiziksel aramaya maruz kaldıklarını doğruladılar. Kız kardeşi dokuzuncu sınıf öğrencisi olan Maral B., “Kız kardeşim bana, sağlık kontrolü bahanesiyle tüm öğrencilerin fiziksel muayeneye zorlandığını anlattı. Ardından okul sorumlusu, İslam Cumhuriyeti ve devamının gerekliliği hakkında uzun bir konuşma yapmış ve öğrencileri protestoculardan uzak durmaları için uyarmış. İsyan edenlerin kötü insanlar olduğunu ve onların tuzağına düşmemeleri gerektiğini anlatmış. Hatta aile üyelerinden herhangi birinin protestolara katılmış olması durumunda okula bilgi vermeleri gerektiği belirtilmiş. Ayrıca, öğrencilerden arkadaşlarından herhangi birinin protestocuları desteklemesi durumunda okul müdürüne bildirmeleri istenmiş. Aslında, herkesi birbirine karşı kışkırtmak istiyorlar” sözlerine yer verdi.
Kirmanşah’taki öğrencilere uygulanan baskı ve boğucu atmosfer, diğer okullarda da tekrar eden bir model olarak öne çıkıyor. Hükümet, “sağlık ziyaretleri” veya “sağlık kontrolleri” gibi başlıklar kullanarak fiziksel muayeneleri normalleştirmeye ve böylece öğrencileri tespit etmeye çalıştı. Bu uygulama, İran’da protestocuların katledilmesiyle başlamasından bir aydan fazla bir süre sonra, İslam Cumhuriyeti’nin baskı döngüsünde açıkça hedeflenen bir eylem olarak dikkat çekiyor. Aslında, protestocuların yaygın biçimde katledilmesinin, tutuklanmasının ve işkence altında ölmesinin yanı sıra, hükümet gelecekte yeniden protesto başlatabilecek herkesin tespit edilmesini sağlıyor. Bu perspektiften bakıldığında, hükümetin muhalifleri belirlemek ve nihayetinde ortadan kaldırmak için sistematik bir süreç tasarladığı görülüyor. Nihai amaç, muhalif seslerin tamamen susturulduğu ve yalnızca hükümet destekçilerinin bulunmasına izin verilen bir ortam yaratmak olarak öne çıkıyor.
‘Önceki baskılar kalıcı bir korku yaratmakta başarısız oldu’
Kirmanşah’ta çocuk aktivisti Kobari.B., yaşananlara dair şu değerlendirmede bulundu:
“1979 devriminden bu yana öğrenciler ilk kez bu kadar büyük ölçekte İslam Cumhuriyeti’ne karşı muhalefete katıldı ve hükümet buna karşılık onlarca çocuğu katletti. Ama öğrenciler geri adım atmadı, birçok okulu mücadele alanına dönüştürdüler. Kız öğrenciler protesto işareti olarak maskelerini çıkardı ve ‘Diktatöre ölüm’ gibi sloganlar attı. Önceki baskılar kalıcı bir korku yaratmakta başarısız oldu, bu kez öğrenciler protestolara daha belirgin şekilde katıldılar. Hükümet bunun farkına vardı ve baskıyı artırdı. Son devrimde katledilen öğrenci sayısı yüzlere ulaştı. Ama hükümet onları sokaklarda katletmekle kalmadı, sistematik bir şekilde kimlik tespitini okullara taşıdı. Zorla vücut aramaları ve kişisel aramalar yapıldı. Eşyalarına el koyuldu, öğrenciler tehdit edildi ve arkadaşlarını hatta ailelerini gözetlemeye teşvik ettiler. Bu uygulamalar, İslam Cumhuriyeti’nin karanlık yüzünü ortaya koyuyor. Gelecekte muhalif olmalarını engellemek için çocuklara bile küçük yaşlardan itibaren baskı uygulayan bir hükümetle karşı karşıyayız.”
Okullardaki bu güvenlik müdahalesi ve baskı düzeyi, yalnızca çocuk haklarının açık bir ihlali değil, aynı zamanda okul yapısını temel işlevi olan eğitimden arındırarak bir işkence yerine dönüştürmüştür. Büyüme, öğrenme ve kimlik oluşumu için güvenli bir ortam olması gereken okul, İslam Cumhuriyeti'nin yönetimi altında korku dolu bir güvenlik ortamı haline gelmiştir. Bu koşullar ve gergin atmosferde, hükümet yalnızca çocukların varlığını hedef almakla kalmamış, aynı zamanda düşüncelerine müdahale ederek bu neslin geleceğini de rehin almıştır.