Gazze’de bir annenin hayatı enkaz altından çıkarılmayı bekliyor
Gazze’de şiddetli yağışlarla birlikte sığındığı harap evde üzerine beton parçası düşen İhlâs et-Tavîl yarı felç kaldı. Zorunlu göç, yıkık evler ve yetersiz sağlık imkanları, bir annenin yaşamını ve dört çocuğun geleceğini belirsizliğe sürükledi.
RAFIF ESLEEM
Gazze- Gazze Şeridi’nde binlerce aile, zorunlu göçün dayattığı ağır koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Özellikle kış aylarında bölgeyi vuran şiddetli yağışla birlikte, yaşama elverişsiz, yıkılma tehlikesi altındaki evlere sığınmak zorunda kalıyorlar.
İhlâs et-Tavîl’in hikâyesi, yerinden edilmiş insanların acı gerçeğini gözler önüne seriyor. Bir yanda her an çökme tehdidi altındaki evler diğer yanda soğuktan korumayan çadırlar… İnsanlar imkansız seçimlerle baş başa bırakılıyor. İhlâs et-Tavîl, Gazze Şeridi’nin güneyinde sığındığı yıkılmaya yüz tutmuş evde çocuğuyla oynarken, bölgeyi vuran ilk alçak basınç dalgası sırasında alt vücudunda yarı felç geçirdi. İhlâs et-Tavîl, 12 Aralık’ta yaşadığı bu acı kazanın, alçak basınç nedeniyle meydana geldiğini anlatıyor. İsrail güçlerinin Gazze’nin kuzeyindeki Saftevi Mahallesi’nde, bahçeye bitişik evini yıkmasının ardından Gazze’nin güneyinde harap bir eve sığınmak zorunda kaldığını anlatıyor. Bu evin yıkılma tehlikesi taşıdığını ve hayatını tehdit ettiğini bildiğini, ancak yine de bir çadırın getirdiği zorluklara kıyasla daha az acımasız olduğunu söylüyor.
İnsanlar iki seçenek arasında sıkışıyor
“Her yanı enkazla çevrili bir şehirde yaşıyoruz; insan onuruna yakışır bir yaşam alanı yok,” diyen İhlâs şöyle devam ediyor: “Bu yüzden iki kötü seçenekten birini seçmek zorunda kalıyoruz: Soğuktan korumayan, insanın onurunu zedeleyen bir çadır ya da her an çökebilecek bir ev. Bu evlerin kiraları çok yüksek olmasına rağmen, fiziksel ve ruhsal sağlığım pahasına birikimlerimden ödemek zorundayım. Bugün ise bu yükü tek başıma taşıyorum; yedi yaşındaki en büyük çocuğumdan, henüz üç buçuk yaşını doldurmamış en küçüğüne kadar dört küçük çocuğu desteksiz bırakmış durumdayım.”
Tedavi olmayı bekliyor
İhlâs et-Tavîl’in omurunda kırık meydana geldi ve omuriliğe uygulanan baskı, vücudunun alt kısmında yarı felce yol açtı. İhlâs et-Tavîl, hareket kabiliyetinin bir kısmını geri kazanabilmesi için acil ve kapsamlı bir tıbbi rehabilitasyona ihtiyaç duyuyor. İhlâs et-Tavîl, tedavisinin normal bir yaşama dönebilmesinin tek umudu olduğunu vurguluyor. Gece gündüz sırtüstü yatmak zorunda kaldığını, tek başına oturamadığını ya da hareket edemediğini söylüyor. En kötüsünün ise Gazze Şeridi’nde yalnızca iki rehabilitasyon merkezinin bulunması. Ancak bu merkezlere ulaşması da nerdeyse imkânsız. İhlâs’ı en çok endişelendiren şeylerden biri de babasının da yarı felç geçirmiş olması. Tedavi sürecinin ne kadar uzun ve hassas olduğunu bildiği için, Gazze dışına acilen sevk edilip tedavi görmesinin hayati önem taşıdığını çok iyi biliyor. Doktorların teselli etmeye yönelik sözleri, her geçen gün alt bedeninde hissin kaybolduğunu fark ettikçe derinleşen psikolojik çöküşünü hafifletmeye yetmiyor; sanki her gün bir tel daha kopuyor.
Çocuğu ile teselli buluyor
İhlâs et-Tavîl “Şu an vücudumda olan şey kemiklerde sertleşme, kaslarda erime ve daha birkaç gün öncesine kadar hareketini hissettiğim tendonlarda hissin yavaş yavaş kaybolması. Sanki vücudum o sinirlerle artık hiç var olmamışlar gibi davranıyor” şeklinde konuşuyor. İhlâs et-Tavîl kendini tek bir düşünceyle teselli ediyor: “Beton kolonun sırtına düşen kişinin kendisi olması, üç yaşındaki çocuğu olmaması.” Çünkü çocuğu olsaydı, büyük ihtimalle hayatını kaybedecekti. İhlâs et-Tavîl, “Acıyı, kaybı, çaresizliği ve üzerime yağan sayısız zorluğu ben taşırım ama küçük çocuğum olmadan bir gün bile yaşamayı kaldıramam. Her gün kendimi, onun hayatta kaldığını, yaşayabildiğini, oynayıp koşabildiğini düşünerek avutuyorum” diyor.
İhlâs et-Tavîl’in çocukları da psikolojik olarak zor bir süreçten geçiyor. Babaannelerinin yanında bakılıyor olsalar da, annelerinin yokluğunu her an hissediyorlar. Kendilerine dayatılan bu yeni hayat tamamen farklı ve alışmaları uzun zaman alacak. İhlâs, yaralandığı ilk andan itibaren aklında yalnızca çocuklarının olduğunu, özellikle vücudunun alt kısmındaki hissi tamamen kaybettiğinde yaşadığı felaketin büyüklüğünü idrak ettiğini söylüyor. İhlâs et-Tavîl artık o evi düşünmeye bile tahammül edemiyor. Gözünün önüne geldiği anda kazayı ve yaşadığı acıyı yeniden hatırlıyor. Yaşadığı acıya kulak veren ya da sağlığından geriye kalanları kurtarmaya çalışan kimse de görünmüyor.