İran’da protestolar büyüyor: Kadınlar ve gençler ön safta
Ekonomik kriz ve artan yaşam maliyetlerine karşı başlayan protestolar, ülke genelinde yayılıyor. İlk haftada en az 10 kişi yaşamını yitirdi, 44 kişi kurşunla yaralandı. Kadınlar ve gençler, hareketin öncüsü olarak direnişi sürdürüyor.
MARİA KERMİ
İran tehlike eşiğinde; ülke genelinde başlayan protestoların ilk haftasında ciddi bir yayılma yaşandı ve yönetim giderek daha fazla şiddete başvurdu. Ekonomik krizin derinleşmesi, ulusal paranın sürekli değer kaybı ve net, etkili politikaların olmaması, halkın öfkesini patlama noktasına getirdi. Protestolar ilk olarak esnaf tarafından başlatıldı, ancak kısa sürede öğrenciler, öğretmenler ve diğer toplumsal grupların katılımıyla yayıldı ve şu anda en az 72 şehirde devam ediyor; bu şehirler çoğunlukla ülkenin batı ve güneybatısında yer alıyor. Aynı zamanda Tahran’ın bazı mahallelerinde de protestoların sürdüğü bildiriliyor.
Medya ve saha kaynaklarına göre, bu protestolar sırasında en az 10 kişi hayatını kaybetti ve 44’ten fazla gösterici kurşunla yaralandı. Onlarca kişi de güvenlik güçlerinin darpı sonucu yaralanarak sağlık merkezlerine sevk edildi.
Başlıca sorumlu hükümet olarak görülüyor
Protestolar, önce kontrolden çıkmış enflasyon, temel gıda maddelerindeki aşırı fiyat artışı ve halkın yaşam standartlarının düşmesi üzerine başladı; Tahran Büyük Çarşı’da esnafın başlattığı grevle tetiklendi. Ancak kısa sürede talepler daha geniş ve politik bir boyuta taşındı. Göstericiler, mevcut krizin başlıca sorumlusu olarak hükümetin iç ve dış politikalarını görüyor ve ülke kaynaklarının halkın ihtiyaçları yerine kamu yararına aykırı alanlara harcandığını savunuyor. Bu nedenle, “Ne Gazze, ne Lübnan, canım İran’a feda” sloganı yeniden sokaklarda yankı buluyor.
‘Bozguncu’ tanımlaması
Bu sloganın yanında, göstericiler kamu ve bireysel özgürlüklere, tek adam yönetiminin sona erdirilmesine ve baskının durdurulmasına vurgu yapıyor; “Korkmayın, hepimiz biriz”, “Özgürlük, özgürlük, özgürlük”, “Diktatöre ölüm” ve “Ne şehzade ne lider istiyoruz” gibi sloganlar atıyorlar. Halk öfkesi öyle bir noktaya ulaştı ki, bazı şehirlerde hükümetin merkezleri ve sembolleri doğrudan protesto hedefi haline geldi. Medya ve uluslararası kuruluşlar, protestoların daha fazla gerginlik ve şiddet yönüne kayabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Aynı zamanda İran güvenlik yetkilileri “protestoların radikalleşmesi tehlikesi”nden söz ediyor ve güvenlik önlemlerinin artırılacağını belirtiyor. Buna karşılık hükümet, protestoları yabancı unsurlara bağlamaya ve göstericileri “bozguncu” olarak tanımlamaya çalışıyor.
‘Jin, Jiyan, Azadi’ ayaklanmasının kıvılcımı
İnsan hakları uyarıları ve barışçıl ifade özgürlüğü çağrılarına rağmen, hükümetin baskıya başvurduğu ve ekonomik ile politik talepler arasındaki farkı kullanarak protestoları kontrol altına almaya çalıştığı görülüyor.
İran halklarının özgürlük hareketi, bu protestoları “Jin, Jiyan, Azadi” devrimci ayaklanmasının ikinci kıvılcımı olarak değerlendiriyor; bu devrimin kökleri 2017, 2019 ve 2022 ayaklanmalarına dayanıyor ve şimdi yeniden alevlenmiş durumda. Göstericiler, bu hareketi diktatörlük, faşizm, otoriterlik ve merkeziyetçiliğe son vermenin başlangıcı olarak görüyor; özgürlük, eşitlik ve halk egemenliği vurgulanıyor. Bu bağlamda, “Ne şehzade ne lider” sloganları öne çıkıyor; ancak monarşist akımlar, protestoları kendi siyasi hedefleri için istismar etmeye çalışıyor.
Gençler ve kadınlar belirleyici
Bu protestolarda gençler ve kadınlar belirleyici bir rol oynuyor. Tıpkı “Jin, Jiyan, Azadi” devriminde öncü olmaları gibi, şimdi de protestoların motoru ve yöneticisi konumundalar. Aktif ve kesintisiz varlıkları, İran rejiminin kadınları gözaltına almasına, para cezası vermesine, hapse atmasına ve işkence etmesine; hatta gençleri ve kadınları darağacına göndermesine rağmen, bu kuşağın özgürlük iradesini ve öfkesini bastıramadı. Protestolar hala sürüyor ve kadınlar ile gençler öncü konumda.
Şiddete onay
Bu süreçte Ali Hamaney, son açıklamalarıyla protestoları yüzeysel olarak “ekonomik” ve “anlaşılabilir” göstermeye çalıştı; ancak krizin kaynağını iktidar yapısında ve hükümetin temel politikalarında değil, dünya hükümetleri ve dış yaptırımlara bağladı. Bu yaklaşım, ekonomik çöküş, sistemik yolsuzluk ve kronik verimsizliğin sorumluluğunu rejimden alıp dış etkenlere yüklemeyi amaçlıyor.
Hamaney aynı zamanda “protesto” ile “kargaşa” arasına net bir sınır çizdi ve büyük bir kesimi “kargaşacı”, “hain”, “yabancı destekli” ve “düşman” olarak damgaladı. Bu söylem, halkın sesini duymaya yönelik değil, protestoları daha geniş kapsamlı bastırmak için siyasi ve ideolojik zemin hazırlama amacını taşıyor; aynı zamanda göstericilere karşı açık şiddet kullanımına dolaylı bir onay sağlıyor.
Analistler ve siyasetçiler, bu tür açıklamaların fiilen “baskı emri” işlevi gördüğünü ve bu yaklaşımın, devrim sonrası ilk yıllarda Ayetullah Humeyni’nin Kürdistan’daki özgürlük hareketlerini “düşmanlar” ve “yabancı ajanlar” olarak yaftalaması ve ardından kitlesel katliam ve kanlı baskılara zemin hazırlamasıyla benzerlik taşıdığını belirtiyor. Bu örüntü, hükümetin sorumluluk üstlenmek yerine protestoları güvenlikçi bir perspektifle ele alıp organize şiddeti meşrulaştırmayı tercih ettiğini gösteriyor.