‘Biz ölümden daha büyüğüz’: Tişrîn Barajı’nı savunan halkın tarihi direnişi
Tişrîn Barajı savunmasında, Türk devleti ve çetelerinin saldırılarına karşı "Biz ölümden daha büyüğüz" diyerek tarihi bir direniş sergileyen halk, Kuzey ve Doğu Suriye’nin savunulmasında kritik bir rol oynadı ve bölgenin kaderini değiştirdi.
NORŞAN ABDÎ
Kobanê - Kuzey ve Doğu Suriye halkı, 4 ay boyunca Tişrîn Barajı'nda gösterdikleri direnişle bölgelerini Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırılarına karşı koruyarak, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmayı başardı.
Aralık 2024’te Suriye’de temel bir dönüşüm yaşandı. Cihatçı Heyet Tahrir El-Şam (HTŞ), ülkenin kontrolünü ele geçirirken Baas rejimi sistemi sona erdi. Türk devleti ve çeteleri, bu kaosu fırsat bilerek Kuzey ve Doğu Suriye’yi işgal etme planlarını hızla hayata geçirdi ve geniş çaplı bir saldırı başlattı. İlk saldırılar Halep’teki Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde başladı, ardından Şehba şehrine yayıldı. Şehba, çoğunluğu Efrînli mülteci olan ve birçok kampın bulunduğu bir bölgeydi. 4 Aralık’ta çeteler Şehba’yı kuşatarak aralıksız bombardımana tuttu. Bunun sonucunda binlerce Efrînli göçmen ve Şehba sakini tekrar Kuzey ve Doğu Suriye kantonlarına göç etmek zorunda kaldı. Ardından Türk devleti ve çeteleri Minbic kantonuna saldırdı. Şêxmaqsûd, Eşrefiyê, Şehba ve Minbic’te 10 gün süren yoğun çatışmalar yaşandı. Bu süreçte Türk devleti, bölge genelinde hava saldırıları düzenleyerek Kuzey ve Doğu Suriye’nin altyapısını büyük ölçüde tahrip etti.
Halkın direnişi, saldırıların kaderini değiştirdi
Aralık 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında Kuzey ve Doğu Suriye’nin kuzey kesiminde, özellikle Fırat ve Minbic kantonlarında çatışmalar doruk noktasına ulaştı. Minbic’e yapılan saldırıların ardından Türk devletinin hedefi, Qereqozaq Köprüsü ve Tişrîn Barajı üzerinden Kobanê, Sirîn ve Tabqa’ya ulaşmaktı. Bu nedenle çeteler 18 Aralık 2024’te Kobanê’nin güneyindeki Tişrîn ve Qereqozaq’a doğrudan saldırı başlattı. Savaş uçakları, insansız hava araçları, ağır silahlar ve kara birlikleri kullanıldı. QSD güçleri, Tişrîn ve Qereqozaq cephelerini savunmak için tüm birimlerini seferber ederek eşi benzeri görülmemiş bir direniş gösterdi. Şiddetli çatışmalar Ocak 2025’e kadar devam etti. Bu süreçte, 2012’den beri devrimci halk savaşıyla direnen ve son 14 yıldır devrimlerini, kazanımlarını ve sistemlerini koruyan Kuzey ve Doğu Suriye halkı, kritik bir karar aldı. Halkın direnişi, saldırıların kaderini değiştirdi ve Türk devleti ile çetelerinin barajı ve köprüyü geçmesine izin vermedi.
Ölümsüzlerin Kervanı
8 Ocak 2025’te, Kuzey ve Doğu Suriye’nin tüm kantonlarından halk, Tişrîn Barajı’nı savunmak ve cepheleri güçlendirmek için organize bir kervan halinde yola çıktı. Çocuklar, gençler ve kadınlar, yıllardır saldırı yöntemlerini deneyimlemiş bir devletin bombalamalarına rağmen büyük bir kararlılık ve azimle barajın zirvesine ulaştı. Türk devleti, konvoyu güzergah boyunca bombalayarak birçok kişiyi katletti ve onlarcasını yaraladı; ancak halk geri adım atmadı. Devrimci halk savaşına olan inançları, “Biz ölümden daha büyüğüz” felsefesi, “Berxwedan jiyane” sloganları ve kadınların zılgıtlarıyla güç buldu. Halk, her bombardımana rağmen ilerleyerek Tişrîn Barajı’nın merkezine ulaştı. Bu nedenle baraja ulaşan konvoya “Ölümsüzlerin Kervanı” demek yanlış olmaz.
Tişrîn, Kuzey ve Doğu Suriye için hem bir koruma kalkanı hem de onurun sembolü haline geldi. Yüz günden fazla süren nöbet, halkın azmi, kadınların gücü ve gençliğin kararlılığı sayesinde, Tişrîn direnişçilerin iradesiyle inşa edilmiş bir köprüye dönüştü ve zaferi getirdi. Kuzey ve Doğu Suriye’nin kaderini değiştiren bu direnişin üzerinden bir yıl geçti. İlk konvoya katılan ve ardından bir veya iki kez daha Tişrîn’e giden kadınlar, yaşadıkları olayları ve o günleri ölümsüz bir destan olarak anlatıyorlar.
‘Halk kalkan oldu’

IŞİD’e karşı Kobanê direnişine katılan Kelîme Demir, bombalamalar sonucu gözlerinden yaralanmasına rağmen üç kez Tişrîn’e ulaşmayı başardı. Ülkeyi korumanın kendi hayatlarından daha önemli olduğunu vurgulayan Kelîme Demir, “Türk devleti ve çeteleri Qereqozaq köprüsünü ve Tişrîn barajını ele geçirmeye çalıştığında büyük bir direnişle karşılaştılar. Biz halk olarak bu iki yeri korumak için kalkan olduk. Bunu mümkün kılan şey, Kobanê direnişinin bıraktığı mirastı. ‘Canımızı kaybetmeye hazırız ama Türk devletinin Tişrîn ve Qereqozaq üzerinden şehirlerimize saldırmasına izin vermeyiz’ diyen bir duruş ortaya çıktı" dedi.
Kelîme Demir, Tişrîn Barajı direnişinin Kuzey ve Doğu Suriye’nin savunmasını güvence altına aldığını vurgulayarak, “Bizi baraja ulaşmaktan alıkoymak için Türk devleti insansız hava araçlarıyla bizi bombaladı, bu da birçok şehit vermemize neden oldu. Peki biz ne yaptık? Ağır bombardımana rağmen yürüdük ve Tişrîn Barajı’na ulaştık. Barajı savunmak, tüm Rojava Kürdistan’ını savunmak demekti. Halk, konvoylar halinde baraja gelerek varlığını gösterdi” sözlerine dikkat çekti.
‘Halk örgütlendi’

Tişrîn Barajı direnişine katılan ve Kobanê’deki halk seferberliğinde de yer alan Wehîde Ehmed ise, yaşananları şu sözlerle aktardı:
"Seferberlik günlerini hatırladığımızda, tüm bedenimiz titriyor ve karmaşık duygular yaşıyoruz. O zamanlar, bu ülkenin çocukları, kadınları, gençleri ve yaşlıları, öz savunma seferberliğine girmişti. Çünkü onur, toprak, ülke ve varoluş söz konusu olduğunda, kimsenin sessiz kalması ve görevini yerine getirmemesi mümkün değildir. Bu nedenle halk örgütlendi ve bir yandan baraja doğru bir akış varken, diğer yandan öz savunma, yiyecek hazırlama, hayati ihtiyaçların karşılanması vb. gerçekleştirildi.
Ölümden daha güçlü olduğumuzdan emin olduk. Elektrik ve içme suyu yoktu, birçok tehlike ve tehdit vardı. Tüm bu engellere rağmen, halkın öfkesi ve kararlılığı gurur ve coşku kaynağıydı. O zamanların tavrını hatırladığımızda, gerçekten inanılmaz geliyor. Ama biz yaşadık; 'Biz ölümden daha büyüğüz’ dediğimizde, Tişrîn Barajı’nda ve Kuzey ve Doğu Suriye’nin tamamında yaşanan gerçeklik bu ifadenin somutlaşmış haliydi."