İran için kendi seçeneğimize, üçüncü yola doğru yürüyelim- ANALİZ
Ne İran rejimine ne de onunla savaşanların sunacağı mezhepçi, dinci ve milliyetçi başka seçeneklere, mutlak erkek egemen faşist iktidarlara mecbur değiliz. Kendi seçeneğimizi, üçüncü yolu örmek için sesimizi, örgütlenmemizi, eylemlerimizi yükseltelim.
ŞİRİN JİNA RESULİ
İran’da savaşın yol açtığı yıkım bir ayını doldurmak üzere. İran İslam Cumhuriyeti rejimi; demokratikleşme ihtiyacının aciliyetine inanan ve buna göre devleti dönüştürmeye yönelen bir tercihte bulunmadı. Halk için zorunlu ve gerekli olan güvenlik, barınma, refah, huzur, özgürlük, eşitlik ve adalet sağlamaya odaklanmak yerine mezhepçilik, milliyetçilik, merkeziyetçilik, diktatörlük, faşizm -ki bu ideolojik ve stratejik yaklaşımların tümünün ortak yanı cinsiyetçi olmalarıdır- tercih edildi ve dayatıldı. Bu stratejiyle İran ülkesini, halklarını ve tüm maddi değerlerini dışarıdan yıkım saldırılarına açık hale getirdi.
İran devlet yönetimini ayakta tutmaya çalışanların korumaya çalıştığı tek şey, uğruna tüm ülke değerlerini feda ettiği tek şey; rejim. Bu kabul edilemez. İran İslam Cumhuriyeti rejimi; hiçbir zaman İran toplumları için uğruna her şeyin feda edileceği bir değer taşımadı, taşımıyor. Rejimin ayakta kalması uğruna toplumun, ekonominin, altyapının, hatta tarihin, doğanın yıkımı stratejileri; toplumun yoksullaşması, ülkenin adeta onlarca yıl geriye gitmesini göze alması kabul edilemez.
Demokratikleşme ve halkın güvencesi
İran’ın mezhepçi ve milliyetçi karakterinde değişime dönüşüme giderek demokratikleşmeye gitmesi, Şii inancından ve Fars halkından olanların haklarının elinden alınması ya da haklarının eksilmesi değil, aksine güvenliğinin de, refahının da, huzurunun da garantisi olacak bir ortamı oluşturacaktır. Çünkü ancak diğer halkların ve inançların da hakları güvenceye alınırsa, bu temelde ülke birliği sağlanması halinde en temel güvenlik tedbiri alınmış olur. Eğer bu olsaydı, hiçbir güç dışarıdan böyle bir müdahaleye cesaret edemezdi.
Şimdiki savaşla da kanıtlandığı gibi; İran halkları birlik halinde ve üstelik rejimin destekçisi değil. Ne islam cumhuriyeti rejimi ne de rejimi desteklediği söylenen topluluklar, tüm İran halklarını, inançlarını, toplumsal kesimlerini temsil ve ifade etmiyor. Demokratikleşmeme kararlarını, savaş kararlarını alan, belki yakın gelecekte taviz kararlarını alacak olanlar; erkeklerden oluşan dini, siyasi, ekonomik çıkar topluluklarıdır. Ve bunlar; nasıl kesinlikle İran ülkesinde yaşayan tüm kadınlar için temsil ve iradeyi ifade etmiyorsa, İrani tüm topluluklar için de ne siyasi ne idari bir irade temsilini ifade etmiyor. İran rejimi; bizim iyiliğimizi, özgür geleceğimizi, demokrasi ihtiyaçlarımızı öncelemedi. Aksine bu taleplerimizi idamlarla, kanla bastırmaya odaklandı, bastırmak için kararlar aldı, siyaset üretti, bu kötülükleri hamaset söylemleriyle savundu.
Yüzyıllardır bizleri aşağılayan, sömürmek için yarışan, hatta bizleri işgal hevesleri bulunanlardan fazla “bizim” olan bir rejim aşağıladı, sömürdü. Bedenlerimizi, düşüncelerimizi kültürlerimizi işgal etme hevesiyle yasalar oluşturup uymadığımızda da bizi öldürdü, savaş koşullarında dahi hâlâ öldürüyor ve hatta gelecek için de daha fazla öldürme hevesi taşıyor.
Tarihsel baskılara karşı kadın mücadelesi
Jina’nın işkenceyle katledilen bedeninin sahip olduğu kimlik, tüm İranlı kadınların ortak kimliğiydi. Jina’nın hayalini kurduğu İran, tüm İranlı kadınların hayaliydi. Bu hakikatleri, yaşadıkları zorluklardan bilen kadınların çığlığı oldu; “Jin Jiyan Azadi!”, “Zen Zendeki Azadi!” serhıldanları.
Biz İrani Kürt, Fars, Azeri, Belluc, Arap, Türkmen, Ermeni, Şii, sünni ya da başka inançlardan kadınlar olarak ne kralların, ne şahların ne de mollaların yöneteceği rejimleri istemiyoruz.
Biz kadınlar, İran rejimini bize yaptıklarından, bizlere reva gördüklerinden tanıyoruz. Ve elbette ki; Amerika’nın ve İsrail’in kadınlar-çocuklar başta olmak üzere halklara ve inançlara nasıl aynı kirli emellerle saldırdıklarını, katlettiklerini de çok iyi biliyoruz. Nasıl ki İran rejiminin yıkılmaması halinde kendi içinde demokratikleşme kararı almayı değil daha merkeziyetçi, baskıcı ve katliamcı olması ihtimali bizleri öfkelendiriyorsa; aynı düzeyde ABD ve İsrail’in de gelecek için sunduğu İran bizi öfkelendiriyor, hiç ama hiç cezbetmiyor. Daha rahat sömürebilmek için kendilerine güdümlülük ve kalıcılık dışında bir rejim niteliği dertleri olmayan bu güçleri dost ya da müttefik olarak görmüyoruz. Çünkü onlar da halklar, kadınlar ve çocuklar için tecavüz, sömürü, katliamlar getirmeye devam ediyorlar.
Ne rejimin ne de saldıranların savunulacak tarafı yoktur
İran rejiminin yıllardır ve hala söylediği “Amerika’ya, İsrail’e ölüm” sloganları umurumuzda değil. Çünkü İran rejimi; bu devletlerin egemen olduğu kapitalist sistem kadar kötülüklerle yüklü bir rejimdir. İran birinci düşman olarak bu devletleri adlandırdıysa da, İran haklarının demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet taleplerini asıl ve öncelikli düşman olarak gördü, düşmanca politika ve saldırılarla bastırdı.
Ne bu rejimin savaş öncesi ve şimdiki haliyle sırf “bizden” olduğu için savunulacak bir tarafı vardır. Ne de dışarıdan kendilerine işbirlikçi bir rejim yaratma derdi ve önceliğiyle saldıranların savunulacak bir tarafı vardır.
Bu dış güçlerin de, Kürtler başta olmak üzere diğer halklara dönük tek yanlı, pragmatist, araçsallaştırma çabaları karşısında kadınlar başta olmak üzere tüm İrani halklar, inanç kesimleri olarak ortak çıkarın kışkırtılan milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ideolojilerde, tavır ve tutumlarda ya da sessiz kalmakta olmadığını bugün artık çok net görüyoruz.
Kadınlar olarak ne istediğimizi biliyoruz
Öncelikle cinsiyetçi devlet yönetimi istemiyoruz, milliyetçi, dinci, mezhepçi devlet istemiyoruz. Sırf rejimi korumak adına okulların, tarihi yapıların, kültürel merkezlerin, altına askeri merkezler inşa eden bir rejimi istemiyoruz. Çocuklarımızın hayatını bu kadar rahat harcamayı göze alan bir rejim istemediğimiz gibi çocuklarımızı bu gerekçeyle vurabilen devletleri de, onların sunduğu krallık, şahlık kalıntılarını da istemiyoruz.
Biz İran’da yaşayan, İrani kadınlar olarak geleceğimize ve bugünümüze dair ne istediğimizi artık biliyoruz. Bu hakiketlerden yola çıkarak yapmamız gereken şey; bu isteklerin gerçekleşmesi için birlikler oluşturmaktır. Mahallelerimizde, köylerimizde, işyerlerimizde, okullarımızda kendimizi hem İran rejiminin hala süren saldırılarından, hem dış güçlerin yağdırdığı bombalardan korumak için fikrimiz, zikrimiz ve eylemimizle bir araya gelmemiz gerekiyor. Bunun için hem tarihi örneklerden öğrenmeyi hem de bugün geliştirilen biçimleri örnek almayı bilmeliyiz. Komünler oluşturmak bu konuda kesinlikle tercih etmeye değer tecrübelerin başında geliyor. Elbette ihtiyaç alanlarına göre onlarca, belki binlerce komün oluşturulabilir. Hem kendimizi hem ülkemizi hem yaşam alanlarımızı hem tarihi değerlerimiz, hem kültürümüzü korumak için neler yapmalıyız sorusuna cevap için bir araya gelelim.
Birlikte hareket etmenin zamanı
İran ülke sınırları içinde yaşayan kadınlar olarak, ne yaşadığımızı gerçekte umursamayanların “özgürlükleri kısıtlanıyor” diye tanımladıkları bir durumda değiliz. İran’da yaşayan kadınlar olarak dünyanın başka birçok yerinde olduğu gibi aslında hiç özgür olmadık. Erkek egemen iktidarlarını ayakta tutmaktan başka dertleri ve öncelikleri olmayan rejimler ve dünya sistemlerinin hüküm sürdüğü bir yaşamda özgür olmanın mümkün olmadığını artık biliyoruz. Kendi egemenlik çıkarları dışında hiçbir şey düşünmeyen erkeklerin baskı ve sömürüsü altında bedenimiz ve yaşam alanlarımız sömürgeleştirildiği halde nefes almaya devam etmeyi, değersizleştirilmiş emeğe rağmen çalışmayı özgür olmak olarak tanımlamamayı öğrendik.
Ve artık bu olmayan özgürlüğümüzü elde etmek için birlikte hareket etmenin, kadınlar, çocuklar, toplumumuz ve üzerinde yaşadığımız doğamız için en iyisi ne ise bunun için bir araya gelmenin zamanı... Bunun için kararlar almanın, bu kararların yaşam bulması için çalışmanın, mücadele etmenin zamanı...
Faşist iktidarlara karşı üçüncü yol
Böyle bir zamanda; umutsuzluğa düşme, yanlış beklentilere girme, bizleri parçalamaya düşmanlaştırarak karşıtlaştırmaya çalışanları memnun etme lüksümüz olamaz. Sadece öfkeyle ve yas tutmakla da yetinemeyiz. Hakkımız olanlar için mücadeleyi tercih edenleri, insani taleplerimiz için sesini duyurmaya çalıştıkları için kaybettiklerimizi, verdiğimiz bedelleri unutamayız. Kuşku yok ki, onları yad etmenin anlamlı ve değerli yolu; uğruna bedel verdikleri yaşamı yaratmaktır. O halde gelin ellerimizi, yüreklerimizi, yumruklarımızı birleştirelim. Ne İran rejimine ne de onunla savaşanların sunacağı yeni mezhepçi, dinci ve milliyetçi başka seçeneklere, mutlak erkek egemen faşist iktidarlara mahkum ve mecbur değiliz. Kendi seçeneğimizi, üçüncü yolu örmek için sesimizi, örgütlenmemizi, eylemlerimizi yükseltelim. Kadınlar, halklar ve farklı inançlardan insanlar olarak demokratik ulus çatısı altında birleşelim, demokratik, adil, eşit ve özgür ortak yaşamı yaratalım.