Okul saldırılarında gözardı edilenler: Çocuğun baktığı her yerde şiddet var

Medya ve Çocuk Hakları Derneği üyesi Rahime Tekin, medyanın varolan şiddeti yeniden üreterek çocukların hayatında yaygınlaştırdığını belirterek, çözümün çocuk odaklı hak haberciliği olduğunu söyledi.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Wan - Riha’nın Sêwreg (Siverek) ilçesi ve Mereş’te okullarda yaşanan ve ölümle sonuçlanan saldırılar, toplumda bir infiale ve endişeye neden oldu.

14 Nisan 2026 tarihinde Sêwreg’de Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda 10'u öğrenci, 4'ü öğretmen, biri polis memuru ve biri kantin görevlisi olmak üzere toplam 16 kişi yaralandı. Saldırıda bulunan okulun eski öğrencisi ise intihar etti.

Bir gün sonra 15 Nisan ise, Mereş’te Ayser Çalık Ortaokulu'nda düzenlenen silahlı saldırıda 8 öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybetti. Okula 5 silah ve şarjör ile giren öğrenci daha sonra intihar etti.

Her iki saldırı da, toplum içinde artan şiddet olaylarının, bu olaylarda toplumsal sorunların etkilerini yeniden tartışmaya açtı. Sadece eğitim ve güvenlik alanları değil, çocukların içinde bulunduğu sosyal, psikolojik koşullar da yeniden gündemde yer aldı. Çocuk hakları savunucuları okulların daha güvenli ve kapsayıcı alanlara dönüşerek önleyici ve kalıcı politikalar üretilmesi gerektiğini belirtiyor.

Çocukların “fail” olarak etiketlenmesi ya da sadece ebeveynlerin suçlanmasıyla şiddetin çözülebilecek bir sorun olmadığı açıkça ortadayken, iktidarlar ve yasa koyucular tarafından işletilmeyen sistemlerin harekete geçirilmesi ve önleyici politikalar geliştirilmesi gerekiyor.

Medya ve Çocuk Hakları Derneği üyesi Rahime Tekin, şiddet olaylarında medyanın rolünü ve haberlerin servis edilmesinde yaşanan ihlalleri ve içinde barındırdığı tehlikeleri değerlendirdi.

‘Şiddet artıyor, sosyal medya görünür kılıyor’

Rahime Tekin, akran zorbalığı ve çocukların karıştığı şiddet olaylarına işaret ederek, bu vakaların son yıllarda daha çok görünür olduğunu ifade etti.

Sosyal medyanın kullanılmasıyla birlikte şiddet olaylarının daha görünür olduğunu söyleyen Rahime Tekin, şiddetin bir anda artmadığını, sistematik şekilde sürüdüğünü kaydetti.

Rahime Tekin, “Saha çalışmalarına baktığımız zaman şiddetin gittikçe arttığını ve bunun sosyal medya aracılığıyla dolaşıma sokuldukça da sayısal olarak da arttığını gözlemleyebiliyoruz. Şiddet, çocukların gün içerisinde sosyal medyada neler tükettiğine, nelere maruz kaldığıyla çok bağlantılı. Bundan ötürü de izlenen içeriklerin sürekli bir şiddet durumunun kayda alınması ve sosyal medyada dolaşıma sokulması yapılan birçok haberin, medya içeriğinin sürekli tekrar tekrar verilmesi de bu şiddeti biraz daha tüketilen noktaya getiriyor. Çocuklar üzerinde daha çok derin bir etki yaratmasına neden oluyor” dedi.

Medyanın çocuklar üzerindeki etkisi: Çocuk odaklı habercilik esas alınmalı

Çocukların “nasıl öğrendiklerinin” önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Rahime Tekin, “Çocukların öğrenme şekli nasıldır? Bu içeriklere maruz kaldıklarında, beyinlerine nasıl kodlanıyor? Bu noktalar çok önemli. Medya bu noktada hem olumlu hem de olumsuz etkiler sunuyor. Çünkü yaşanan şiddet olayının nasıl yaşandığı bir tarafa, nasıl servis edildiği de çok önemli. Çocuk odaklı habercilik Türkiye'de yeni eni yaygınlaşan bir alan. Bu noktada ne yazık ki Türkiye şu anda çok ileri bir seviyede değil. Tıklanma uğruna ‘katil, sorunlu çocuk, vahşet ya da dehşet yarattı, şu şekilde saldırdı’ gibi başlıklar atılıyor.

Ciddi anlamda şiddeti çok yüksek bir perdeden veren ve ne yazık ki bunların çocuklar üzerinde nasıl bir etki yaratacağını çok da göz ardı eden bir noktada medya bu dili kullanıyor. Bu anlamda medyanın verdiği içeriklerde aslında şiddeti tekrar tekrar çocukların daha çok temas edebilecekleri bir noktada tuttuğunu görüyoruz” şeklinde konuştu.

‘Sorunlu çocuk’ algısı yaratılmak isteniliyor’

Yaşanan şiddet olaylarında, çocuğun “sorunlu kişilik” olarak yansıtıldığına dikkat çeken Rahime Tekin, “Son yaşanan okul saldırılarında da gördük. Yaşanan saldırıların ardından çocuklar ile ilgili ‘PUBG bağımlısı çıktı, zaten garip hareket sergiliyordu, sorunlu bir çocuktu’ gibi algılar yaratıldı. Bu algıların çocukları ne kadar etkilediğini ve onlar için yeni örnekler teşkil ettiği çok göz ardı ediliyor.

Oysa birçok çocuk sanal ortamlarda oyunlar oynuyor, gruplara katılıyorlar. Kabul etmek gerekiyor 21’inci yüzyıl ve büyük oranda çocukların sosyal medyayla, farklı platformlarla temas ettiği bir yüzyıldayız. Çok farklı parametreler var. Tabii ki buna yönelik önleyici politikaların neler olması gerektiği, bu noktada hangi önlemlerin alınması gerektiği farklı bir konu. Ancak kullanılan haber dili, şarkı sözleri, dizi ve filmlerin içeriklerini oluştururken herkesin etik bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

Medyanın yıkıcı dili

Medyanın kullandığı dilin şiddet olayları üzerindeki etkisini değerlendiren Rahime Tekin, medya dilinin bazen çocukları özendirdiğini, yol ve yöntem gösterdiğini söyledi.

Rahime Tekin şöyle konuştu: “Daha çok okunabilmek, izlenebilmek için buradaki etik sorumluluklar çoğunlukla göz ardı ediliyor. Medyanın yapması gereken ya da yapabilecekleri burada devreye giriyor. Bir haber yaparken daha fazla uzman görüşü eklemek gerekir. Örnek verecek olursak; haberde akran zorbalığı mı yer alıyor, ‘Ne oldu’ değil, ‘Ne yapılabilir’ i düşündürmesi gerekiyor.”

‘Etik ve toplumsal sorumluluklar yerine getirilmeli’

Aynı zamanda psikolojik danışmanlık eğitimi aldığını ifade eden Rahime Tekin, çocuklarda öfke durumu üzerinde çalıştığını belirtti. Rahime Tekin, “Çocuklar şiddeti aniden üretmiyor. Küçük yaş grupları model alarak öğreniyorlar. Büyüklerinden, çevrelerinden, okuldan ya da bahsettiğimiz gibi medyadan, sosyal medyadan, çizgi filmlerden, animasyonlardan, dinledikleri şarkılardan öğreniyorlar.

Çocuklar bunların içerisinde hangi içeriğin zararlı olduğunu, hangisinin yararlı olduğunu bilişsel olarak ayrıt edebilecek bir kapasitede değildir. ‘Somut işlemler dönemi’ dediğimiz, daha çok soyut kavramları kavrayamayacak dönemdeki çocuklar tamamen o bilgileri bir sünger gibi emer ve taklit ederler. Siz bir çocuğun yanında bir hayvana vurursanız, iki insan arasındaki diyalogda bağırma, kavga gürültü oluyorsa ve bir çocuk bunlara maruz kalıyorsa sürekli bunu model alacaktır.

Her çocuğun aile dinamiği, psikososyal durumu, ekonomik durumu farklı. Bireysel farklılıkların göz ardı edildiği durumlarda, tek boyutlu içerikler üretildiğinde bunlardan sadece bir çocuğun bile etkilenme ihtimali varsa bunu göz ardı edemeyiz. Bu etik, toplumsal bir sorumluluk” ifadelerini kullandı.

‘Yerel bir eğitim felsefesi olmalı’

Eğitim sistemi ve müfredatın etkilerine de değinen Rahime Tekin, eğitime değil, savaş ekonomisine yatırım yapılmasının sonucu olarak toplumun şiddete yöneldiğini kaydetti.

Rahime Tekin sözlerine şöyle devam etti: “Bu anlamda ‘bir anda şiddet olayları arttı, ne oluyor bize’ şeklinde yorumlar yapmak bana çok gerçekçi gelmiyor. Bu durum işletilmeyen ekonominin, sağlık sisteminin, eğitim sisteminin bir sonucu. Eğer gerekli müdahaleler yapılmazsa bu durum devam eder. Okullarda çok büyük bir atanamayan öğretmen durumu var. Ve okullardaki psikolojik danışman ihtiyacı da ortada.

Wan’da bir okulda denk geldiğim psikolojik danışman sayısı iki. Diyelim ki okulun mevcudu 2 bin, bu kadar öğrenciyle, çocukla iki kişinin ilgilenebilme durumu çok mümkün değil. İlgilense bile hangi birinin sorununun, hangi ölçüde önemli olduğunu, bu noktada ne yapılabileceğini kestirmesi bu danışmana da ayrı bir iş yükü. Bu alanda özellikle okul psikolojik danışmanlarının sayısının acilen arttırılması gerekiyor. Türkiye'deki büyük sorunlardan biri de bir eğitim felsefesinin olmama durumu. Yapılan çoğunlukla farklı bir ülkedeki modelin Türkiye'ye uygulanmaya çalışılması, yerel ve bir eğitim felsefesinin olmama durumu da okulları daha çok problemli hale getiriyor.”

‘Sorun sadece ailenin değil, denetimsizliğin doğurduğu bir sonuç’

Şiddete başvuran çocukların yaptıkları eylemler değerlendirirken, sorun sadece ailenin sorunuymuş gibi yaklaşılmasını eleştiren Rahime Tekin, bunun tek bir ailenin ya da tek bir çocuğun sorunu olmadığına işaret etti.

Rahime Tekin, “Bu katmanlı bir şekilde bugüne kadar gelen denetilmeyen içerikler, farklı mekanizmaların işletilmemesi ve ekonomik durumla da çok bağlantılı bir durum. Medya bu durumda kendi sorumluluğunu üstünden atmak istiyor” dedi.

‘Çocuğu topluma kazandırmak’ doğru bir kavram değil’

2026 yılının başında gündeme gelen ve “Suça sürüklenen çocuklarla” ilgili yeni bir düzenlemeyi içeren taslağa işaret eden Rahime Tekin, “Tabii ki çocuklar yaptıklarının bir getirisinin olduğunu bilmeli. Ama bunun içinde bir mekanizmanın oturtulması gerekiyor. Ancak ben ‘topluma kazandırma’ kavramını doğru bulmuyorum. Hangi topluma kazandırdığımız noktası önemli. Bu çocukların bu kadar şiddete meyilli olması, bu duruma gelmesinin sebebi zaten bu toplumken, yerine getirilmeyen mekanizmalarken, bir çocuğu tekrar bu topluma kazandırma fikrini doğru bulmuyorum. Öncelikle bu çocuğun tamamen kendi bireysel parametreleri içerisinde değerlendirilip, buna göre bir rehabilitasyon sürecine girmesi ve bu temelde tekrar sistemlerin düzenlenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Çocuğun baktığı her yerde şiddet var’

Türkiye’deki okul saldırılarına işaret eden Rahime Tekin, “Okul baskınlarını geçmişte daha çok Amerika'nın kültürü ve sosyolojisiyle bağlantılı bir şekilde gördük. Ancak 21’inci yüzyılda dünya artık bir küresel köy halinde. Amerika bize çok uzak gelebilir ama orada yapılan bir içerik ya da bir eylem, çocukların herhangi bir eylemselliği çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Şiddet vardı ancak medyanın yaygınlaşmasıyla daha görünür oldu” ifadelerini kullandı.

Rahime Tekin, şöyle devam etti: “Çok fazla şiddet içeriklerine denk geliyoruz. Okullarda yaşanan saldırılara karşı güvenlik önlemlerinin artırılması önerileri geliyor. Bu önerileri gerçekçi ve yeterli bulmuyorum. Okullara x-ray cihazlarının konulması ya da okullardaki polis sayısının arttırılması önerileri var. Bunlar tabii ki geçici olarak çözüm olabilir. Ancak biz bu noktada asıl temel soruna inmezsek, istediğimiz kadar oraya cihazlar koyalım, istediğimiz kadar oraya güvenlik, gücü, kolluk kuvveti koyalım, bu noktada bize bir fayda sağlamayacaktır. Ciddi anlamda doğru yol yöntemlerle eğitim sistemi, diğer sistemler iyileştirilmezse çocuklar bir şekilde yolunu bulur. Çünkü çocuk bunu görüyor. Kafasını çevirdiği her yerde bir şiddet içeriği var ve bu şekilde duyulduğunu düşünüyor.”

Şiddete karşı daha gerçekçi ve uzun soluklu çözüm ve önerilerin olması gerektiğini vurgulayan Rahime Tekin, Wan’da Medya ve Çocuk Hakları Derneği olarak bir yıllık bir dernek olduklarını ve bir farkındalık yaratarak, çözüm odaklı yaklaştıklarını söyledi.

Rahime Tekin, özellikle medyadaki çocuk odaklı dilin olmama durumu, toplumda biraz daha çocuk ve hak odaklı bir zemin yaratabilmek, çocukların maruz bırakıldığı hak ihlallerinin biraz önüne geçmeyi amaçladıklarını ifade etti.