Kayıp yakınlarının adalet talebi sürüyor
İHD ve kayıp yakınları gözaltında katledilenler için adalet arıyor. Kayıp yakınları, 4 kentte açıklama yaparak faillerin yargılanmasını istedi.
Haber Merkezi - İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eylemlerini dört kentte sürdürdü. Eylemlerde farklı tarihlerde gözaltında katledilen ve bir daha haber alınamayan Seyithan Yolur, Abdulcelil Kaçar, Adnan Bağcı ve... akıbeti soruldu.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” eyleminin 901’inci haftasında da Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Gözaltında kaybettirilen ve katledilenlerin fotoğraflarının taşındığı açıklamada, 18 Mayıs 1994’te Turallı köyü Çaylarbaşı (Gomak) mezrasında askerler ile korucular tarafından göz altına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur'un akıbeti soruldu.
901’uncu haftada da kayıpların akıbetini sormak için bir araya geldiklerini söyleyen İHD Kayıp komisyonu üyesi Tahir Saçaklıdır, "Uzun yıllardır bu mücadeleyiz sürdürüyoruz. Burada 901. haftadayız ama ülke genelinde 30 yılı aşkın süredir mücadele ediyoruz. Savaş ve çatışmalarda ortaya çıkan kirliliklerin hesabı sorulmadıkça, hakikat ortaya çıkarılmadıkça barış ortamı olamaz. Kayıplara ve yakınlarına karşı işlenen suçların hesabı verilmedikçe sorumlular cezalandırılmadıkça barış içinde yaşayamayacağız” ifadelerini kullandı.
Açıklamada konuşan kayıp yakını Azamettin İpek ise yakınları kaybolduğu için değil adalet aradıkları için bir araya geldiklerini belirterek, verdikleri mücadeleye rağmen olayın üstünün kapatıldığını ve sorularının cevapsız bırakıldığını söyledi. Azamettin İpek, "Adalet için buradayız. İkram, Servet ve Seyithan'ı nereye götürüldükleri belli değil. Köyleri yaktılar ve onları götürdüler. Hala akıbetlerini bilmiyoruz" dedi.
İHD Kayıp komisyonu üyesi Yahya Polat tarafından İpek Kardeşler ve Yolur'un hikayesi de aktarıldı.
Êlih
Êlih'te de, eylem 737’nci haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 17 Mayıs 1994'te Sêrt merkezde gözaltına alındıktan sonra "güvenlik" güçleri tarafından Newala Qesaba’ya götürülüp katledilen Abdulcelil Kaçar ve arkadaşlarının akıbeti soruldu.
Katledilen dört kişinin akıbetini soran İHD Şube Yöneticisi Erkan Koladıran, Kaçar’ın kaybedilme hikayesini ise baba Ömer Kaçar’ın anlatımıyla şöyle dile getirdi:
“Abdulcelil Kaçar’ın babası Ömer Kaçar’ın anlatımlarına göre; Kaçar ailesi Siirt Merkeze bağlı Kışlacık köyünde ikamet ediyordu. Aynı köyde ikamet eden Hüsnü Kaçar, Halil Erzen ve Rafet Özer adlı arkadaşlarıyla bayram ihtiyaçlarını karşılamak için Siirt Merkeze gidiyorlar. Yolda her 4 arkadaş, güvenlik güçleri tarafından durdurulup Siirt Merkeze bağlı Kasaplar Deresine götürülüyor. Yakalanan her dört kişi Kasaplar Deresinde çatışma süsü verilerek Özel Harekât Timleri tarafından aynı gün infaz ediliyor. Öldürülen 4 kişinin cenazesinin üzerine düzmece bir şekilde silah bırakılarak Newala Qesaba’ya atılıyor. Aileler, cenazeleri almaya giderken güvenlik güçleri tarafından başta ‘Bunlar terörist’ denilerek cenazeleri verilmiyor. Ailelerin anlatımlarına göre; basın bu olayı, ‘Siirt Kırsalında 4 terörist etkisiz hale getirildi” diyerek kamuoyuna servis ediyor.”
Açıklama, oturma eylemiyle sona erdi.
Riha
İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla gerçekleştirdikleri eylemi 74’ncü haftasından da sürdürdü. Halilliye ilçesinde bulunan Novada Park önünde gerçekleştirilen eylemde, üzerinde kayıpların fotoğrafının yer aldığı pankart taşındı. Bu hafta Adnan Bağca'nın hikayesinin paylaşıldığı açıklama metnini İHD üyesi Baver Gül okudu.
Baver Gül, Bağca'nın kardeşi Celal Bağca'nın aktarımlarını şöyle paylaştı: “1958 Siverek doğumlu Adnan Bağca, Siverek Ordu Taksi durağında taksicilik yapıyordu. 11 Haziran 1990 tarihinde iyi giyimli bir şahıs taksisine binerek Diyarbakır istikametine doğru yola çıkar ve bu çıkışından sonra kendisinden bir daha haber alınamaz. Kardeşi Celal Bağca Siverek Cumhuriyet savcılığına abisinin bulunması için başvurur ancak bir yanıt alamaz. Diyarbakır Cumhuriyet savcılığına, İçişleri Bakanlığı’na ve Cumhurbaşkanlığı’na abisi Adnan Bağca’nın ölü mü, sağ mı, akıbetinin ne olduğunu sorar. Cevap alamaz. Adnan Bağca’nın aracı 6 ay sonra bulundu ve devlet aracına el koyarak sattı. Tam 36 yıldır hiçbir haber alamadık, akıbetini bilmiyoruz der kardeşi Celal Bağca.”
Kayıpların akıbeti açığa çıkana kadar mücadelelerini sürdüreceklerinin altını çizen Gül, “Kaç yıl geçerse geçsin Adnan Bağca için ve tüm kayıplarımız için adalet talep etmekten, devletin evrensel hukuk normlarına uygun hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Açıklama yapılan 1 dakikalık oturma eylemiyle sona erdi.
Colemêrg
Colemêrg'in Gever (Yüksekova) ilçesinde kayıpların eylemi 227’nci haftasında. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamada, kayıpların fotoğrafları taşındı ve "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartı açıldı. Bu haftaki eylemde 1994 yılında gözaltında işkenceyle katledilen Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez için adalet talep edildi.
Işık ve Düşünmez'in hikayeleri şöyle: "Zernek Barajı'nda yaşanan trafik kazasında yaşamını yitiren akrabalarına başsağlığı dilemek için Esendere Beldesine bağlı Çılık köyüne giden Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez, köyden çıktıktan sonra yol kontrolü yapan askerlerce uzun süre bekletildi. Mehmet Işık duruma tepki gösterdi. Ardından Mahir Düşünmez ve Mehmet ışık, Toyota marka araca bindirilerek tartışmanın yaşandığı yerden götürüldü.
Mahir Düşünmez’in kardeşi olayı gördü. Kamil isimli bir başçavuş komutasındaki askerler olayı sorgulamak isteyen kişileri şiddet kullanarak olay yerinden uzaklaştırdı. Mahir Düşünmez’in kardeşi ve Mehmet Işık’ın akrabaları Esendere Jandarma Taburu'na giderek burada akrabalarının akıbetini sordular. Bir uzman çavuş, Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez’in Kasran köyünde kaza geçirdikleri bilgisini almaları üzerine aileler Kasran köyüne gittiler. Lakin burada herhangi bir kazanın gerçekleştiğine dair emareye rastlamadılar.
Tekrar Esendere Jandarma Taburu'nun önünde toplanan kalabalığa bu sefer de Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez’in elektrik akımına kapıldıklarını ve jandarmaya getirildiği söylendi. Aileler yaralı Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez’i kendi imkanları ile hastaneye götürmek isteseler de Mehmet Işık jandarma taburunun önünde Mahir Düşünmez ise Dilezi Köyü Tüneli civarında yaşamını yitirdi.
Hastaneye götürülen cansız bedenlerde yapılan ilk incelemede Mehmet Işık Ve Mahir Düşünmez’in boynunda ve sırt bölgelerinde kırıklar, ağır darp izi ile beraber ayakaltlarında kendilerine elektrik akımı verildiğine dair emareler görüldü. Olay sonrası her iki aile Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına gidip şikayette bulunmak istediler. İlgili savcı olay yerine gidip baktığını ve her ikisinin de elektrik akımı sonucu öldüğünü tespit ettiğini ve dosyayı bu şekilde kapattığını iletti. Dilekçeler işleme alınmadığı gibi adli tıp raporu beklenmeden dosya sümenaltı edildi.
Bir hafta sonra Kamil isimli başçavuş Düşünmez ailesinin evine giderek ‘şikayetçi olmak için uğraşmayın. Olayı fazla karıştırmayın, sorarlarsa da sadece elektrik akımına kapıldı diyeceksiniz dediği, ailenin ise davdan vazgeçmeyeceklerini söylemesi üzerine o zaman sonunuz aynı onlar gibi olur diyerek tehdit ettiği kaydedildi. Geçtiğimiz yıllarda itirafçı Kahraman Bilgiç yazılı olarak verdiği ifadede ve anıları kitabında Mehmet Işık ve Mahir Düşünmez’in Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki askerler ve kamuoyunun 'Yeşil' olarak bildiği Mahmut Yıldırım tarafından ağır işkenceye maruz bırakıldığını aktardı. İşkence edilmiş bedenleri ailelere teslim ettikleri sırada Yurdakul ve Mahmut Yıldırım'a bağlı ekiplerin toplanan kalabalığa ‘alın ibret olsun’ dediklerini kaydedildi.
Devletin silahlı kuvvetlerinin içine kümelenmiş gayri hukuki yapılar yıllarca insanlarımız üzerinde büyük baskılar kurdu. Hukuksuz ve insanlık dışı muamele gören yurttaşlara yapılan işkenceler aslında insanlık onuruna yapıldı. Hukuk ayaklar altına alındı."
Açıklama sonrası Mehmet Işık’ın torunu Delila Dara, dedesi için kaleme aldığı mektubu okudu. Delila Dara, "1994’te Colemêrg’in Gever ilçesinde, bu toprakların en karanlık yıllarından birinde dedem Mehmet Işık bir sabah kapıdan çıktı ve bir daha dönmedi. Arkasında yetim çocuklar ve hiçbir zaman yanıtlanamayan sorular bıraktı” dedi.