Sema Begdaş: Kadınlar eşbaşkanlık sistemini sürdürmekte kararlı

Suriye’de demokratik entegrasyon sürecini anlatan PYD Sözcüsü Sema Begdaş, “Entegrasyon sürecinde başkan ve yardımcı sistemi varken, Rojava’da eşbaşkanlık bir kültür haline gelmiştir. Bu nedenle bu sistem varlığını sürdürecektir” dedi.

NEXEM ÇAÇAN

Qamişlo - Suriye’de yaşanan değişimler sürecinde, demokratik entegrasyon; dışlama ve ötekileştirme olmadan, tüm bileşenleri kapsayan demokratik bir cumhuriyetin inşası için temel bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Rojava Devrimi, toplumsal çeşitlilik ve ortak yaşam ilkesine dayanan demokratik birlik modelinin pratik bir örneğini sunmuştur. Bu modelde kadınlar siyaset, savunma ve karar alma süreçlerinde önemli roller üstlenmiştir. Bu nedenle, demokratik bir Suriye’nin inşası, bu yaklaşımın güçlendirilmesiyle mümkün görülürken, tüm kesimlerin katılımının güvence altına alınması ve kadınların ülkenin geleceğinin temel taşı haline gelmesi hedeflenmelidir. Demokratik Birlik Partisi (PYD) Sözcüsü Sema Begdaş, Suriye'deki demokratik entegrasyon hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

*29 Ocak anlaşmasının ardından demokratik entegrasyon süreci başladı. Entegrasyon süreci şu anda hangi aşamada?

29 Ocak’ta, QSD ile geçici yönetim arasında, pratikte hayata geçirilmesi gereken bazı temel maddeler üzerine bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma çerçevesinde karşılıklı güvenin oluşturulması için çalışmalar yürütülüyor ve askeri alanda bazı adımlar atılmış durumda. Şu anda da Özerk Yönetim kurumlarının entegrasyonu üzerine çalışmalar devam ediyor. Bu entegrasyon süreci kolay olmayacak, çünkü Özerk Yönetim uzun yıllar boyunca demokratik bir yapı olarak inşa edildi. “Entegrasyon” kavramı, hem dil hem de siyasi sistemler açısından yeni bir kavram olarak değerlendiriliyor.

Tarihten bugüne kadar federal, merkezi ve farklı siyasi-idari sistemler bulunmaktadır. Ancak bugün daha geniş kapsamlı bir yaklaşımdan söz ediyoruz. Demokratik entegrasyon ve demokratik toplum anlayışı, kuşkusuz Önder Apo’nun ortaya koyduğu bir inisiyatiftir ve mevcut demokratik siyasi sistemlerden daha geniş bir perspektif sunmaktadır. Bu anlayış, halkların devletler içinde kendi demokratik toplumlarını örgütlemelerini hedefler. Bu çerçevede Cizîr’de bazı adımlar atılmış, Kobanê’de ise bazı zorluklar ortaya çıkmıştır. Eğer her iki tarafta da irade olursa entegrasyon süreci ilerleyebilir, ancak çeşitli zorluklar bulunmaktadır. Özerk Yönetim’e ait kurumlar mevcutken, geçici yönetim yapısı içinde bu kurumların il düzeyinde karşılığı bulunmamaktadır.

Sağlık kurumu genel olarak sağlık yönetimine entegre edilmiştir. Şu anda diğer kurumların da, Özerk Yönetim’e ait yapıların Hesekê vilayeti içindeki kurumlara hangi yöntemle entegre edileceğine dair çalışmalar devam etmektedir. Zorluklara rağmen anlaşma, diyalog, tartışma ve görüşmeler sürmektedir ve güvenlik ile askeri alanda süreç belirli bir çerçevede yürütülmektedir. Geçici yönetim ile günlük düzeyde diyalog kurulmakta, anlaşmayı takip edecek temsilciler belirlenmiştir. Tüm süreçlerin diyalogla çözülebileceği, ancak bu diyalogun ilerleyebilmesi için de güçlü bir iradeye ihtiyaç olduğu ifade edilmektedir. Demokratik entegrasyon modeli, halkın haklarını ve kimliğini mevcut devlet yapısı içinde demokratik bir şekilde koruyabileceği yeni bir demokratik proje olarak değerlendirilmektedir.

*Kobanê’de bazı noktalarda uzlaşıya ilişkin sorunlar ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Kobanê’de yaşanan bu sorunların nedenleri nelerdir?

Entegrasyona dair yaklaşımlar arasında zihniyet düzeyinde farklılıklar ve görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Belki de devlet, her şeyin kendisine teslim edilmesini düşünmektedir. Ancak biz demokratik entegrasyon anlayışında bu şekilde yaklaşmıyoruz. Geçici yönetim, Özerk Yönetim’in artık mevcut olmadığını söylerken, biz bunun doğru olmadığını ve anlaşmanın Kürt bölgelerinin statüsüne saygı içerdiğini belirtiyoruz. Yani bu bölgelerin kendi temsilcilerini kendilerinin belirlemesi gerektiğini savunuyoruz. “Devlet”, “otorite” ve “merkezileşme” dendiğinde farklı bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Kobanê’de belediye yönetimi konusunda başka bir isim getirilmek istenmiş, ancak halkın tepkisi ortaya çıkmıştır. Bu nedenle halk, kendi temsilcilerini kendisinin belirlemesi ve belediye yönetimine yerleştirmesi gerektiğini savunmuştur. Bu çerçevede entegrasyon sürecindeki mücadelemiz devam etmektedir. Bizim inandığımız demokratik entegrasyon modeli, devlet içinde demokratik bir şekilde hayata geçirilmek istenmektedir.

*Suriye’nin demokratik bir ülke olabilmesi için neye ihtiyaç var?

Suriye halkı eşsiz bir mücadele yürütmüştür. Suriye halkı bir devrim başlattığında, kuşkusuz bu halkın belirli talepleri vardı. Halk, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve anayasa değişikliği talep etti. Ancak geçici yönetimin kurulmasının ardından, yeniden merkezi, tekçi ve radikal bir sistemin tekrar inşa edilmesi gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Suriye halkı için bu çözüm uygun görülmemektedir. Kuzey ve Doğu Suriye, kendi demokratik projesiyle dünyaya sesini duyurmuştur. Bu bölgede inşa edilen demokratik sistem ve kadınların katılımı, tüm Suriye üzerinde etkili olmuştur.

Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılardan önce, Suriye halkının büyük bir bölümü QSD’nin kendilerini korumasını talep ediyordu. Demokratik Özerk Yönetim projesi de birçok kez hedef alınmak istendi. Bu nedenle Rojava Devrimi yalnızca Kürtler için değil, tüm Ortadoğu halkları için büyük bir umut olarak görülmektedir. Bu yüzden bizden, Rojava Kürdistanı’nda ortaya çıkan bu demokratik toplum deneyiminin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi istenmektedir. Her ne kadar eksiklikler ve zorluklar olsa da, bu deneyim bir proje olarak öne çıkmış ve tüm Suriye için bir umut haline gelmiştir.

Bundan sonra siyasi mücadelemizi Suriye’deki demokratik hareketler ve demokratik partiler içinde daha da güçlendirmemiz gerekmektedir. Suriye’deki demokratik güçlerle olan ittifaklarımızı da daha sağlam hale getirmeliyiz. Kadın hareketleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek de önemlidir. Suriye’deki mücadelemizin, Kürtlerin gelecekte Suriye Parlamentosu’nda yer alabilmesi için siyasi olarak daha güçlü yürütülmesi gerekmektedir. Böylece demokratik bir Suriye’nin inşası mümkün olabilir. Bu nedenle hem partiler hem de kadın hareketleri düzeyinde, Suriye genelinde siyasi mücadelemiz ve demokratik ittifaklarımız daha da geliştirilmelidir.

*Birkaç gün önce Suriye Kürtleri kimlik almak için gittiklerinde, kimliklerinde “Suriye Arapları” ifadesinin yazıldığı görüldü. Gelen tepkilerin ardından bu ifade “Suriye vatandaşı” olarak değiştirildi. Bu yaklaşım nasıl değerlendirilmelidir?

Devrimin başlangıcından bugüne kadar bu halk tüm kazanımlarını kendi mücadelesiyle elde etmiştir. Suriye’de sistemin siyasi yapısı ve “Suriye Cumhuriyeti”nin adı gibi bazı konular hala net değildir ve tartışmalara yol açmaktadır. Kürt Konferansı sırasında dile getirilen taleplerden biri de, ülkenin adının “Suriye Arap Cumhuriyeti” yerine “Suriye Demokratik Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesi olmuştur. Bu durum, kimlik belgelerinin düzenlenmesi gibi alanları da etkilemektedir. Bu nedenle hem cumhuriyet adının hem de anayasanın değiştirilmesi gerektiği, ancak bunun zaman ve mücadele gerektiren bir süreç olduğu ifade edilmektedir.

*Şu ana kadar YPJ’nin tanınması konusunda tartışmalar sürüyor, ancak henüz resmi olarak kabul edilmiş değil. Kadınlardan oluşan bir güç olarak YPJ’nin kabul edilmemesi nasıl değerlendirilmelidir?

Ortadoğu’daki tüm iktidarlar ve ulus-devlet sistemini benimseyen yapılar, kadın meselesini genellikle ayrı bir mücadele alanı olarak görmemekte ve bu sorunun demokratik yollarla çözümünü benimsememektedir. Buna rağmen Ortadoğu’da birçok devrim yaşanmış, bu devrimlerde kadınlar öncülük etmiş ve demokrasi çağrısı yapmıştır. Bugün Suriye’de de geçici yönetimin kadınlara yaklaşımı ve politikaları bilinmektedir, bu nedenle YPJ, kadın kurumları ve genel olarak kadın hareketi tam anlamıyla kabul görmemektedir. Eşbaşkanlık sistemi de risk altındadır, oysa bu sistem dünya genelinde demokratik yönetim açısından yeni bir model olarak görülmektedir. Kadınların örgütlü yapıları ise birçok yerde resmi olarak kabul edilmemektedir.

Rojava direnişinden bahsedildiğinde, tüm dünyada ilk olarak YPJ’nin direnişi akla gelir. Rojava Devrimi aynı zamanda “kadın devrimi” olarak da bilinir, çünkü kadınlar tüm alanlarda önemli bir rol üstlenmiştir. Ancak Demokratik Özerk Yönetim’e ait yasalar, merkeziyetçi ve kadınların varlığını kabul etmeyen bazı iktidar yapıları tarafından kabul edilmemektedir. Bu durum devrim, kazanımlar ve kadın hareketleri açısından bir risk oluşturmaktadır. Dünya genelinde birçok konferans düzenlenmiş ve bu toplantılarda Rojava Devrimi bir referans olarak değerlendirilmiştir. Bu da kadınların umutları üzerinde etkili olmaktadır. Çünkü Ortadoğu’da ilk kez kadınlar kendi sistemlerini, yasalarını, savunma güçlerini, ekonomik yapısını, medya alanını ve meclislerini bu şekilde örgütleyebilmiş ve bunları büyük ölçüde özerk bir biçimde inşa edebilmiştir. Bu nedenle mücadele devam edecektir. Ortadoğu ve dünya genelinde binlerce kadın dostu ve kadın örgütü bulunmaktadır. Demokratik çizgi ve kadın dayanışması giderek yayılmaktadır.

Eğer kadın hakları anayasal güvence altında olmazsa, Afganistan ve Sudan’da görüldüğü gibi kadınlara yönelik ihlaller günlük hale gelmektedir. Bu tür olaylara çoğu zaman sessiz kalınmakta, kadınlara yönelik şiddet ve kadın katliamları çoğu yerde bir suç olarak dahi görülmemektedir. Bu durum, Ortadoğu genelinde kadınların durumunun hangi seviyede olduğunu göstermektedir. Biz, örgütlülüğümüze ve dünyada yaygınlaşan Jineolojî bilimine inanıyoruz. Eğer Suriye’de kadınlar tek bir tutum ve ortak bir perspektif etrafında birleşirse, kadın haklarının anayasada güvence altına alınmasını da sağlayabilirler.

*Önümüzdeki dönemde demokratik entegrasyon sürecinde eşbaşkanlık sistemi varlığını nasıl sürdürecektir?

Eşbaşkanlık sistemi bir kültür haline gelmiştir. Devrimin başlangıcında, bunu yasalar ve ilkeler çerçevesinde Özerk Yönetim’in tüm kurum ve partilerinde inşa etmeyi hedefledik. Geçici yönetim yapısında ise eşbaşkanlık sistemi bulunmamaktadır. Biz mevcut kurumlarımızda bu dengeyi korumaya çalışıyoruz. Suriye için kalıcı bir anayasa oluşturulana kadar da bu yaklaşımın sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu da mücadele gerektiren bir süreçtir. Şu anda yürütülen entegrasyon sürecinde dünyada genel olarak başkan ve yardımcı sistemi varken, Rojava’da eşbaşkanlık bir kültür haline gelmiştir. Bu nedenle bu sistem varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Önder Apo, 21’inci yüzyılın kadın yüzyılı olduğunu söylüyor. Bu nedenle mücadelemizi daha da güçlendirmeli, kendimize ve projemize inanmalıyız. Kürtler ve genel olarak Suriye halkları için demokrasinin öncülüğünü yapabiliriz. Birçok üniversite bu fikir üzerine araştırmalar yürütmekte ve bunu yaşamda uygulamaya çalışmaktadır. Farklı heyetler Rojava deneyimini bir örnek olarak değerlendirmiştir. Devlet her zaman bir iktidar gücü olsa da, tarih boyunca buna karşı mücadele hattı da sürekli var olmuştur.