Süveyda’daki çatışmalar kadınları evlerinden ve topraklarından kopardı

Süveyda’daki çatışmalar kadınları evlerinden ve topraklarından ederken, aileler birbirinden ayrıldı, yıllardır emek verdikleri yaşam ve geçim kaynakları yok oldu, geriye ise sadece yalnızlık ve belirsizlik kaldı.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda- Güney Suriye’deki Süveyda şehri, Temmuz 2015 ortalarında Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) cihatçıları tarafından başlatılan şiddetli saldırıların ardından modern tarihinin en büyük yerinden edilme dalgalarından birine tanık oldu. Çatışmalar, on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olarak büyük bir insani krize yol açtı. Süveyda’ya bağlı köylerde yaşayan kadınlar için bu yerinden edilme, sadece mekan değişikliği değil, hayatlarının ayrıntılarına tanıklık eden evlerinden, sadeliğine rağmen güven ve huzur dolu basit bir yaşamdan kopmak anlamına geliyordu.

‘Yaşamımız bir anda elimizden alındı’

Rima Hazem köyünden Fidaa Al-Muhaythawi, yaşadıklarını anlatarak, “Sadece taşları geride bırakmadık, anılarımızı, emeğimizi, günlük hayatımızın ayrıntılarını da bıraktık. Sekiz ay boyunca topraklarımızdan uzak kaldık ve geride bıraktığımız her şey için sürekli kaygı ve endişe yaşadık. Evimiz, ailemizi bir araya getiren çitli arazimiz ve sıradan yaşamımızın küçük detayları, hepsi bir anda elimizden alındı” dedi.

 

‘Ailelerimiz dağıldı’

 

Topraklarının sadece ekonomik bir kaynak olmadığını, aynı zamanda psikolojik ve sosyal istikrarın da merkezi olduğunu kaydeden Fidaa Al-Muhaythawi, “Eskiden ekin eker, hasat eder ve mevsimi beklerdik. Emeğimizle geçinirdik. Yerinden edilmenin sadece ev kaybıyla sınırlı olmadığını görüyorum, ailelerimiz dağıldı, akrabalar birbirinden ayrıldı ve eskisi gibi bir araya gelmek artık mümkün değil. Her zaman birlikteydik, şimdi herkes dağılmış durumda” diyerek, bu ayrılığın yalnızlık duygusunu daha da derinleştirdiğini vurguladı.

Fidaa Al-Muhaythawi, en çok yaşlıların durumundan etkilendiğini dile getirerek, “Tüm hayatını tek bir köyde geçirmiş bir kadın birdenbire yeni bir hayata nasıl uyum sağlayabilir? Bu, hayatın kendisinden mahrum bırakılmak gibi” ifadelerinde bulundu. Ayrıca çocukların zamanla kendi topraklarını unutacaklarından duyduğu kaygıyı da dile getiren Fidaa Al-Muhaythawi, kolektif hafızayı, kelimeler ve anılar yoluyla bile olsa korumanın önemine dikkat çekti.

‘Yerinden edilmek her şeyi alt üst etti’

Najran köyünden Nadia Nasr ise, farklı ama benzer bir acıyı anlatan hikayesine dikkat çekerek, “Yıllarca çocuklarımı büyütmek ve ihtiyaçlarını karşılamak için toprağa bel bağladım. Tarım bizim güç ve bağımsızlık kaynağımızdı, çocuklarımı büyütmemi ve onurlu bir şekilde yaşamamı sağlıyordu. Toprağımızın bereketinden faydalanır, onunla beslenirdik. Ailemle bir masa etrafında toplanır, emeğimizin meyvelerini paylaşırdık. Hayatımız, sadeliğine rağmen huzur ve mutlulukla doluydu. Ama yerinden edilmek her şeyi alt üst etti, toprağa artık erişemiyoruz ve gelir kaynaklarımız tamamen kayboldu” sözlerine dikkat çekti.

‘Özlemden çok korku daha büyük oldu’

Bazı gençlerin topraklarını işlemek için geri dönmeye çalıştığını söyleyen Nadia Nasr, “Ancak bir kara mayınının patlaması sonucu ikisi hayatını kaybetti. O günden beri, özlemden çok korku daha büyük oldu. Evden ayrılma hissini tarif edemem, bir daha asla geri dönemeyeceğimi hissederek kapıyı kapattım ve o an hafızama kazındı. Şimdi bazı aile üyelerimin nerede olduğunu bile bilmiyorum ve topraklarımızdan uzakta ölecek olmamız korku verici bir belirsizlik içinde yaşamamıza neden oluyor” şeklinde konuştu.

‘Evi ve arazisi her şeyiydi’

Ailesini on yıllarca geçindiren ev ve arazinin kendisi için her şey olduğunun altını çizen Salwa Youssef Kamal de, şu sözlere yer verdi:

“Evimizdi, geçim kaynağımızdı, hayatımızdı. Eşimle birlikte istikrarlı bir hayat kurmak, çocuklarımızı evlendirmek ve tamamen toprağın ürünlerine bağlı kalmak için yıllarca çalıştık. Ama yerimizden edildikten sonra otuz yıllık emeğimiz boşa gitti. Eşim de bir sağlık sorunu yaşadı ve durumumuz daha da zorlaştı. Şu anda zor şartlar altında, gelir kaynağım veya iş fırsatım olmadan bir okulda yaşıyorum. Yine de geri dönme hakkımıza olan bağlılığımı koruyorum.”