Tunus’ta kadınlara yönelik dijital şiddet uyarısı: Siyasi katılım geriliyor
Tunus’ta yayımlanan bir araştırma, kamusal alanda aktif kadınların dijital şiddet ve siyasi hedef göstermeyle karşı karşıya kaldığını ortaya koyarken, kadınların siyasi temsili oranının 2014’te yüzde 31 iken 2024’te yüzde 15’e düştüğüne dikkat çekildi.
Tunus – “Dijital şiddet ve kamusal alanda kadınlara yönelik siyasi hedefleme” başlığıyla Kesişim Haklar ve Özgürlükler Derneği tarafından dün Tunus’ta bir basın toplantısı düzenlenerek hak temelli bir araştırma kamuoyuna sunuldu. Çalışma, Tunus’ta kamusal alanda aktif olan kadınların maruz kaldığı dijital şiddet ve siyasi hedeflemeyi feminist bir perspektifle analiz ederken, bu şiddetin psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerine dikkat çekti.
Araştırma, toplumsal cinsiyete ve siyasi görüşe dayalı dijital şiddetin yeni biçimlerinin belgelendiğini, bunun kadın aktivistler ve aileleri üzerinde derin etkiler yarattığını belirtti. Çalışmada ayrıca dayanışma mekanizmaları ve dijital güvenlik araçlarının kamusal alanda varlığı yeniden güçlendirmek açısından önemine vurgu yapıldı ve kadınların siyasi ve hak temelli katılımını koruyacak yasal ve kurumsal reformlara ilişkin öneriler sunuldu.
Araştırmada, teknoloji aracılığıyla kolaylaştırılan toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin artık münferit bir olgu olmadığı, dijital ve fiziksel alanlarda eş zamanlı olarak hegemonya ve ayrımcılığı yeniden üreten bir sistem haline geldiği ifade edildi. Bu şiddetin aktivistlerden siyasetçilere, siyasi tutukluların ailelerinden insan hakları savunucularına kadar geniş bir kadın grubunu hedef aldığı, siyasi ya da ailevi aidiyetlerle kesiştiğinde şiddetin daha da yoğunlaştığı vurgulandı.
Çalışma, dijital ve yargısal alanlarda bu şiddetin nasıl üretildiğini ortaya koymayı amaçlarken, bunun kadınların kamusal alandan çekilmesine, otosansüre yönelmesine ve dijital varlıklarını daha temkinli yeniden şekillendirmesine yol açtığını belirtti. Bu durumun kadınların siyasi ve hak temelli katılımının sürekliliğini tehdit ettiği ifade edildi.
Araştırmada yer alan tanıklıklar, kadınların dijital varlıklarını yeniden düzenleme ve gayriresmi destek ağları oluşturma gibi çeşitli direniş stratejileri geliştirdiğini ortaya koydu. Ancak bu stratejilerin kurumsal korumanın yerini alamayacağı vurgulanarak, hükümetin kadınlara yönelik şiddeti ortadan kaldırma taahhütlerini uygulaması gerektiği belirtildi. Çalışma, bireysel çözümler yerine teknoloji aracılı şiddeti tanımlayan ve ifade özgürlüğünü koruyan kapsamlı politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Dijital alanda baskı ve çok katmanlı şiddet
Kesişim Derneği’nden hak savunucusu Gufran er-Racihi, çalışmanın kamusal alanda aktif kadınların tanıklıklarına dayandığını ve mevcut siyasi bağlamda artan baskıların siber alana da yansıdığını söyledi. Araştırmanın siyasi deneyimi olan aktivistler, sivil toplum temsilcileri, zorla göç ettirilen kadınlar ve siyasi tutuklu ailelerinden kadınların da dahil olduğu 9 canlı tanıklığa dayandığını belirtti.
Araştırmanın 13’ten fazla siber şiddet biçimini tespit ettiğini ifade eden Gufran er-Racihi, bunlar arasında Birleşmiş Milletler tarafından “sahte seferberlik” olarak tanımlanan yöntemlerin ve aktivistleri suçlamaya yönelik kampanyaların yer aldığını söyledi. Bu tür dijital şiddetin ekonomik, sosyal ve siyasi şiddet biçimleriyle kesişerek kadınlar üzerinde çok katmanlı bir baskı oluşturduğunu vurguladı. Dijital alanın erişimin kolaylığı ve etki alanının genişliği nedeniyle bu uygulamaların uzantısı haline geldiğini belirtti.
Gufran er-Racihi, kadınların siyasi katılımında gerilemeye dikkat çekerek, 2014’te parlamentoda yüzde 31 olan kadın temsilinin 2018 belediye seçimlerinde yüzde 47’ye ulaştığını, ancak 2024’te yüzde 15’e düştüğünü söyledi. Bu durumun alarm verici olduğunu belirten Gufran er-Racihi, yaşananların gelecek nesilleri de etkileyeceğini ifade etti.
Çalışma, yetkililere 2017 tarihli 58 sayılı yasanın uygulanmasını hızlandırma çağrısı yaptı. Bu kapsamda koruma, önleme, destek ve cezai mekanizmaların işletilmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca İçişleri, Adalet ve Kadın-Aile bakanlıkları bünyesinde dijital şiddeti izlemek üzere bağımsız ve uzman birimlerin kurulması önerildi.
Araştırmada dijital şiddetle mücadele için özel bütçe ayrılması, ulusal bir gözlem merkezi kurulması ve kadın insan hakları savunucularının güvenliğinin sağlanması çağrısı da yapıldı. Medyaya ise siber ve toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı ulusal kampanyalar düzenleme çağrısında bulunuldu.
‘Siber şiddet mağdurları korunmalı’
Hak savunucusu ve feminist aktivist Nayla ez-Zaglami, siber şiddetin sivil toplum, siyaset ve insan hakları alanında faaliyet yürüten kadınları hedef alan yaygın bir olgu haline geldiğini söyledi. Dijital alanın damgalama, dışlama ve zorbalık için kullanıldığını belirten Nayla ez-Zaglami, kadın örgütleri ve hükümetin bu konuda yeni mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Nayla ez-Zaglami, sözlü ve fiziksel şiddet mağdurları için kurulan merkezlere benzer şekilde siber şiddet mağdurları için de danışma ve destek merkezleri oluşturulması gerektiğini belirtti. Siber şiddetin etkilerinin ekranla sınırlı kalmadığını, mağdurların psikolojik, zihinsel ve fiziksel durumunu etkilediğini vurguladı.
Siber şiddet mağdurlarının dinlenmesi ve korunmasının önemine dikkat çeken Nayla ez-Zaglami, eşitlik cephesinin bu konuda farkındalık yaratmaya çalıştığını söyledi. Uluslararası sözleşmeler ve yerel yasaların bilinmesinin saldırganların yargılanması açısından önemli olduğunu belirtti.
Nayla ez-Zaglami, dijital alanı düzenlediği iddia edilen 54 sayılı kararnameyi de eleştirerek, bu düzenlemenin aktivistleri hedef aldığını ve siyasi muhalefeti tasfiye etmeyi amaçladığını savundu. “Biz 54 sayılı kararnameye değil, 2017 tarihli 58 sayılı yasaya dayanıyoruz” dedi.