Kadınlara dayatılan ‘utanç’ yaşamlarına mal oluyor
İran’ın Kirmanşan kentinde dayatılan utanç, erkek egemen inançlar ve meme kanserine ilişkin bilgi eksikliği, birçok kadının hastalığın erken teşhisi için doktora başvurmasını engelliyor.
SARE POURKHAZRİ
Kirmanşan - Meme kanserine ilişkin farkındalık çalışmaları yaygınlaşmasına rağmen birçok kadın hala hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip değil. İran’da her yıl yaklaşık 20 bin yeni meme kanseri vakası tespit edilirken yaklaşık 7 bin kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu, her 30 dakikada bir yeni vakanın kaydedildiği ve her 90 dakikada bir kadının yaşamını kaybettiği anlamına geliyor.
Endişe yaratan başlıca etkenlerden biri, hastalığın geç teşhis edilmesi. Çünkü birçok kadın, ancak kanser ilerlediğinde doktora başvuruyor. İran’da meme kanserine yakalanma yaşının dünya ortalamasından yaklaşık 10 yıl daha düşük olması da farkındalık çalışmalarının ve düzenli taramaların önemini artırıyor.

‘Hastalığın ilk belirtileri göz ardı ediliyor’
Kirmanşan’da kadın hakları savunuculuğu yapan Perya F., kentte son yıllarda meme kanseri konusunda farkındalık yaratmak için önemli çalışmalar yürütüldüğünü, ancak birçok kadının hastalığı hala ciddiye almadığını belirtti.
Perya F., bu durumun temel nedenlerinden birinin ailelerin kadın sağlığına yaklaşımı olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Ev kadınlarının önemli bir bölümü tarama ve yıllık tetkiklerin masraflarını karşılayamıyor. Birçok durumda ailelerinden de destek görmüyorlar. Bu nedenle hastalığın ilk belirtileri göz ardı ediliyor. Aileler ancak hastanın sağlık durumu ağırlaştığında durumun farkına varıyor. Kadınların çoğu, hastalık yaygınlaştığında ve tedavisi, hatta kontrol altına alınması son derece zorlaştığında hastaneye başvuruyor.”
Her yıl daha fazla kadın kanser oluyor
2021-2022 ait haber kaynaklarına göre, Kirmanşan’da her yıl binden fazla kadına meme kanseri tanısı konuluyordu. Ancak son yıllarda kentteki vaka sayısına ilişkin güvenilir ve resmi veriler yayımlanmadı. Güncel verilerin bulunmamasına rağmen, geçmiş yıllarda meme kanserinin yaygınlığı üzerine yapılan araştırmalar, hastalığın Kirmanşan’daki kadın nüfusu içindeki görülme oranının uzun yıllar boyunca arttığını ve her yıl daha fazla kadının bu hastalıkla karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor.
Hastalığın yaygınlaşmasına karşın kadınlara yönelik bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yetersiz kalıyor. Özellikle Kirmanşan’ın çeper mahallelerinde yaşayan birçok kadın, hastalığın belirtileri, erken teşhis yöntemleri ve düzenli taramanın önemi konusunda temel bilgilere dahi sahip değil.
Dayatılan utanç, erken teşhisin önünde engel
Kirmanşan’ın çeper mahallelerinde her yıl meme kanseri konusunda farkındalık çalışmaları yürüten Neda H., çalışmalarını Derre Derîj, Sadıkiye, Anahita, Karnaci ve Novkan mahallelerinde gerçekleştirdiklerini söyledi. Neda H., “Grubumuz her yıl bu mahallelerde pembe kurdeleler ve hastalık hakkında bilgi veren broşürler dağıtıyor. Broşürlerin yanı sıra kadınlara meme kanserinin ilk belirtilerini ve erken teşhis yöntemlerini anlatmaya çalışıyoruz. Buna rağmen çeper mahallelerde yaşayan kadınların büyük bir bölümü hastalık hakkında en küçük bir bilgiye bile sahip değil” dedi.

Kadınların bir kısmının meme kanseri ifadesini duyduklarında utanç nedeniyle kendilerini bilgilendirmeye çalışan kişileri dinlemek istemediğini belirten Neda H., sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Meme’ kelimesini ‘kanser’ kelimesiyle birlikte kullandığımızda birçok kadın, kendilerine dayatılan utanç nedeniyle bizi dinlemek istemiyor. Bu tepki, bilgi eksikliğinin yanı sıra kadın bedenine yönelik tabuların ve yıllardır kadınlara yüklenen utancın da hastalığın belirtilerini tanımanın ve doktora başvurmanın önünde ciddi bir engel olduğunu gösteriyor. Bu utanç ve bilgisizlik nedeniyle birçok kadın ilk belirtileri fark ettiğinde bile harekete geçmiyor. Ancak hastalık ilerleyip tedavi zorlaştığında hastaneye başvuruyor.”
Neda H., erken teşhise ilişkin yürüttükleri eğitim çalışmalarında kadınların kendi bedenlerini tanımalarının önemine de dikkat çektiklerini belirtti.
‘Kadınların muayenesi tepki çekiyor’
Meme kanserinin erken teşhisi konusunda kendi kendine muayenenin yaygın olarak anlatıldığını söyleyen Neda H., eğitim verdiği kadınlardan birinin yaşadıklarını şöyle aktardı:
“Eğitim verdiğim kadınlardan biri, kendi kendine meme muayenesini evde birkaç kez yaptığını anlatmıştı. Bir gün erkek kardeşi onu bu sırada görmüş. Öfkeyle bağırarak neden böyle bir şey yaptığını sormuş ve bunun ayıp olduğunu söylemiş.”
Bu anlatım, birçok kadının aile içindeki erkeklerin yanında kendi bedenine ilişkin sağlık kontrollerini yaparken bile baskıyla karşılaşabildiğini ortaya koyuyor. Kültürel baskılar ve dayatılan utanç, kadınların sağlıklarını korumak için attıkları en temel adımların dahi aile içinde şüphe, aşağılama veya yasaklamayla karşılanmasına yol açıyor.
‘Doktora gitmeme izin vermiyordu’
Sekiz yıl önce meme kanserine yakalanan Ferzane, hastalığın belirtilerini fark ettiği ilk dönemde yaşadığı zorlukları anlattı. Ferzane, “Kızım üç yaşındayken mememden anormal akıntılar geliyordu. Defalarca eşime söyledim ama iki yıl emzirdiğim için bunun normal olduğunu söylüyordu. Doktora gitmeme kesinlikle izin vermiyordu. Bunun gereksiz bir masraf olduğunu, çocuk emziren bir kadının meme kanserine yakalanmayacağını söylüyordu. Aylarca ağrı ve endişe içinde yaşadım. Sonunda doktora gitmeme izin vermesi için onu ikna edebildim. Yapılan çeşitli tetkiklerin ardından meme kanseri olduğum ortaya çıktı” dedi.
Aktarılan deneyimler, hastalığın ilerlemesine ve ölümcül sonuçlar doğurmasına yol açan etkenlerin yalnızca hastalığın kendisi olmadığını gösteriyor. Kadınların sağlık hizmetlerine erişimini engelleyen toplumsal tabular ve erkek egemen düşünce biçimleri de bu süreçte belirleyici rol oynuyor.
Kadınların kendi bedenlerine ilişkin bilgi edinmelerinin ve sağlıklarını korumalarının bile tabu olarak görülebildiği bu anlayış, onların kendi sağlık haklarını savunmalarını zorlaştırıyor. Erkeklerin “ayıp” veya “gereksiz masraf” gibi ifadelerle kadınların sağlıkları için attıkları adımlara müdahale edebilmesi, kadınların erken teşhis ve tedavi olanaklarına erişimini doğrudan etkiliyor.
