Kadınların hafızasında yaşayan kültürel kimliğin simgesi: Cezayir kınası

Cezayir'de kına, zamanla yalnızca özel günlere özgü bir gelenek olmaktan çıkarak kültürel kimliğin en güçlü simgelerinden biri haline geldi. Kadınlar kınayı, geçmişin özgünlüğü ile bugünün estetiğini buluşturarak yeni kuşaklara aktarıyor.

RABİA HURAYS

Cezayir – Cezayir kınası, yalnızca süslenme ve estetik bir unsur olmanın ötesinde, Cezayirli kadınların yüzyıllar boyunca şekillendirdiği kültürel mirası yansıtan güçlü bir simge olarak varlığını sürdürüyor. Kadınlar, kınayı kuşaktan kuşağa aktararak onu kültürel kimliklerinin ayrılmaz bir parçası ve değişen zamanlara karşı geleneklerini korumanın bir yolu haline getirdi.

Cezayir'in ovalarında, çöllerinde ve vahalarında yetişen kına, yalnızca kutsal kabul edilen bir bitki değil; yaprakları toplanıp kurutulduktan sonra öğütülen ve toprağın kokusunu taşıyan bir toza dönüşen köklü bir ağaçtır. Su ile yoğrularak hazırlanan kına, kadınların ve çocukların ellerini süslediği özel günlerin vazgeçilmez unsuru olmasının yanı sıra halk hafızasını yaşatan ve gelenekleri dijital çağın hızlı değişimine rağmen koruyan kültürel bir semboldür.

Bu mirası daha yakından tanımak için yolumuz, tarih boyunca “Bûne” adıyla da anılan, Cezayir'in doğusundaki Annaba kentine düştü. Kent merkezindeki en tanınmış kına atölyelerinden birinde, modern yaşamın dinamizmini taşıyan ancak binlerce yıllık kültürel mirası yaşatan iki genç kadınla tanıştık.

Sündüs Berdai ile yerel halk arasında “Rinat” adıyla tanınan kız kardeşi Reyyan, yalnızca kına desenleri yapan kişiler değil; geleneksel sanatı çağdaş anlayışla buluşturan profesyonel sanatçılar olarak öne çıkıyor. İlginç olan ise bu yolculuğun halk sanatlarından değil, üniversite sıralarından başlamış olması. Sündüs finans bilimleri alanında yüksek lisans mezunu, Reyyan ise diş hekimliği fakültesinden yeni mezun. İki kardeş, ortak tutkuları sayesinde bu geleneksel sanata yeni bir soluk kazandırmış.

Çocukluk tutkusundan profesyonelliğe

Üniversite eğitiminden kına sanatına uzanan yolculuğunu anlatan Sündüs Berdai, kınaya olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını söylüyor.

Sündüs Berdai konuşmasına şöyle devam ediyor: “Yaklaşık on yıldır kına desenleri yapıyorum. Çocukluğumdan beri resim yapmaya büyük ilgi duyuyordum” diyen Sündüs Berdai, ilk çalışmalarını ailesi ve yakın çevresi üzerinde yaptığını anlatıyor.

“Kız kardeşlerim, akrabalarım ve arkadaşlarım ilk destekçilerimdi” diyen Sündüs Berdai, “Bayramlarda ve aile kutlamalarında eller onların üzerinde ilk tuvalim oldu. Kınanın kokusu, aile buluşmalarının sıcaklığı ve mutlulukla birleşirdi" ifadelerini kullanıyor.

Zamanla yeteneğini geliştiren Sündüs Berdai, çalışmalarını dijital medya üzerinden paylaşarak daha geniş kitlelere ulaştırmaya başladı.

Büyükannelerden bugüne uzanan miras

Sündüs Berdai, Cezayir'de kınanın yalnızca süslenme amacı taşımadığını, kadınlarla özdeşleşmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılan önemli bir kültürel miras olduğunu vurguluyor.

Sündüs Berdai, “Kına her zaman büyükannelerimizin ellerindeydi. Bu mirası koruyan ve sonraki kuşaklara aktaran onlar oldu. Bu nedenle kına, özgünlüğün ve aidiyetin simgesi olarak yaşamaya devam ediyor” diyor.

Sündüs Berdai' ye göre halk kültüründe kına yalnızca el süslemesi değil; mutluluğun, umudun ve yaşamın önemli dönüm noktalarının simgesi olarak görülüyor.

Annaba kentinde düğün geleneklerinin en önemli bölümlerinden birini “Kına Gecesi” oluşturuyor. Aile bireyleri güzel kokular ve geleneksel ezgiler eşliğinde bir araya gelirken, evlenecek kadın altın ipliklerle işlenmiş geleneksel “Şamse” kıyafetini giyiyor. Elleri kınayla süsleniyor ve avuçlarından birine bereket, bolluk ve uğur simgesi olarak bir ceviz yerleştiriliyor.

Sündüs Berdai, kınanın farklı türleri bulunduğunu ve her birinin farklı amaçlarla kullanıldığını anlatıyor.

Geleneksel kına, çoğunlukla portakal çiçeği suyu ile yoğrulup saatlerce dinlendirildikten sonra uygulanıyor ve kalıcı, koyu bir renk veriyor. Kullanımı yalnızca düğünlerle sınırlı kalmıyor; bayramlarda ve farklı günlerde de çocukların ellerine kına yakılıyor. Bu gelenek, aileler tarafından yeni kuşaklara iyilik, bereket ve geleneklere bağlılığın simgesi olarak aktarılıyor.

Son yıllarda ise “hızlı kına” ve siyah renkli geleneksel kozmetik ürünü olan “Harkus” desenleri de yaygınlaştı. Amber, misk ve tütsüyü andıran güçlü kokusuyla dikkat çeken Harkus, kısa sürede ince desenler yapılmasına olanak sağladığı için özellikle genç kadınlar arasında büyük ilgi görüyor.

Batının mozaiklerinden doğunun çiçek motiflerine

Cezayir'de kına desenleri bölgelere göre farklılık gösterse de hepsi ortak bir kültürel kimliği yansıtıyor. Sündüs Berdai, “Kına desenleri yalnızca estetik süslemeler değil; farklı coğrafyaların ve kültürlerin mirasını taşıyan görsel bir dildir” diyor.

“Aures ve Cercere bölgelerindeki Amazigh desenleri, belirgin geometrik şekiller ve ince çizgilerle dikkat çekiyor” diyen Sündüs Berdai sözlerine şöyle devam ediyor:

“Batı Cezayir'de özellikle Tlemsen ve Vahran'da görülen desenler ise Zeyyani mimarisi ve mozaik sanatından esinleniyor. Üçgenler, baklava dilimleri ve geometrik figürler dengeli kompozisyonlar oluşturarak ellere sade ama zarif bir görünüm kazandırıyor.

Doğu Cezayir'de ise desenler doğadan ilham alıyor. Yapraklar, dallar ve çiçek motifleriyle oluşturulan akıcı çizgiler, özellikle Annaba ve çevresindeki kentlere özgü yumuşak ve zarif bir üslup ortaya koyuyor.”

Konstantin kentinde ise kına desenlerinin, kentin ünlü geleneksel nakış sanatı “Mecbud”dan ilham alan ince ve paralel çizgilerle uygulandığını anlatan Sündüs Berdai, “Böylece eller, Konstantin'in geleneksel kıyafetlerini tamamlayan estetik bir unsur haline geliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Sündüs Berdai ‘e göre kuzey kentlerinden Büyük Sahra'nın derinliklerine uzanıldığında ise Tuareg kınası kendine özgü tarzıyla öne çıkıyor. Yerel doğal malzemelerle karıştırıldığı için daha koyu bir renk alan bu kına, Tuareg kültürü ve çöl yaşamından ilham alan geometrik semboller taşıyor.

“Vadi Suf ve Vargla bölgelerinde ise desenler son derece yoğun ve ayrıntılı hazırlanıyor” diyen Sündüs Berdai el ve ayakların küçük motiflerle tamamen kaplanırken ortaya çıkan işçiliğin bölgenin zengin sanatsal mirasını yansıttığını anlatıyor.

Sündüs Berdai, “Bu desenler Cezayirli kadın ustaların maharetini ve yerel sanat ekollerinin zenginliğini gösteriyor. Aradan geçen zamana rağmen kına, Cezayirli kadının kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor” diyerek sözlerini tamamlıyor.