Bir ömrün tanıklığı: Savaş ve göçü yazıya döken Najla Al-Daghistani

Irak’tan Ürdün’e göç eden 90 yaşındaki Najla Al-Daghistani, savaş ve kayıpların gölgesinde yazıyla teselli bulurken hem sürgünün acısını hem de umut ufkunu paylaşıyor.

RAJA HAMİD RASHİD

Irak - Najla Al-Daghistani, çocukluğundan beri yazıyı, duygularını tercüme eden ve düşüncelerini ifade eden bir yol arkadaşı olarak gördü; kelimeler, onun iç dünyasına açılan bir pencereydi. Doksanlı yaşlarında iki kitap yayımlayarak yaratıcılığın yaş tanımadığını gösterdi. Yazmak, Najla Al-Daghistani için geçici bir hobi olmaktan öte, özellikle savaşın ve mezhep ayrılığının vahşeti nedeniyle 2003 yılında Bağdat’ı terk edip Ürdün’e göç etmek zorunda kaldığı dönemde sığındığı bir alan oldu. Evini ve vatanını kaybetmenin acısıyla, kalbinde yok olmuş vatanına duyduğu sönmeyen özlemle yazdı.

Yazmak acının aynası oldu

Kelimeler onun için bir köprü işlevi gördü; sürgünün acısını umut ufkuyla birleştirdi, günlerinin ağırlığından kurtulmasını sağladı. Yazmak, acısının aynası oldu; içinde biriken derin kederi ve yoğun üzüntüyü sayfalara aktardı. Evini ve sevdiklerini kaybetmiş olan Najla Al-Daghistani, yabancı bir ülkede kelimelerinden bir yedek vatan ördü; bu yedek vatan, yabancılaşmasını hafifleten ve ona bir nebze huzur veren bir sığınak oldu.

Najla Al-Daghistani, Irak'ta savaşın patlak vermesiyle yazıya yöneldiğini ve ilk kitabı “Göçmen Bir Kadının Anıları”nda anılarını kaydetmeye başladığını belirtiyor. Bu anılar, Bağdat’tan Ürdün’e yapılan zorunlu göçle aynı döneme denk geliyor. Najla Al-Daghistani, “Kitap, Bağdat’taki çocukluğumdan itibaren hayatımın ayrıntılarını içeriyor, ancak ruhumu en çok etkileyen şey yabancılaşma duygusuydu. Irak’tan kayıplarla dolu ayrıldım; evimi, bahçemi ve hayallerimi geride bıraktım. Mühendis ve doktor olan tüm çocuklarım da bizim gibi işlerini ve evlerini bırakıp göç ettiler. Mülklerimizi ve meyve bahçelerimizi bıraktık ve siyasi değişim ile Amerikan güçlerinin girişinin ardından Iraklıları kabul eden Ürdün’e yerleştik” diyor.

Najla Al-Daghistani, 2024 yılında yayımlanan ikinci kitabı “Hepimiz ve Her Şey”de, kalbindeki kalıcı kederi ve hayatın ondan aldığı geri kazanılamaz kayıpları dile getirdiğini söylüyor. İleri yaşına rağmen yaratıcılığa olan tutkusunu koruduğunu vurgulayan Najla Al-Daghistani, “Biz sanat ve bilgiyle birbirine bağlı bir aileyiz; en büyük kızım doktor, ikinci kızım ressam ve ben de şiir, düzyazı ve düşünceler yazarak kendimi buluyorum” diye anlatıyor.

‘Ülkem başka yere benzemiyordu’

Irak’ı anlatırken gözlerinden yaşlar süzülen Najla Al-Daghistani, “Doğduğum topraklar olan Irak, başka hiçbir ülkeye benzemeyen, Dicle ve Fırat nehirlerinin birleşerek güneyde Şattül-Arap’ı oluşturduğu canlı bir ülkedir. Kuzeyi yemyeşil dağları ve bol kaynaklarıyla övünürken, güneyi doğanın güzelliği, balıklar, kuşlar dünyasıdır. Merkezde, miras ve tarih şehri Bağdat yer alır ve yakınında kutsal şehirler Necef ve Kerbela bulunur. Ancak bu ihtişam uzun sürmedi, çünkü yıkım bu güzel ülkeyi kasıp kavurdu” sözlerini paylaşıyor.

‘Irak kadınları sabrın sembolü’

Najla Al-Daghistani, Amman’ı da yazılarında sıcak bir şekilde anlattı; şehrin sakin atmosferine, kar beyazlığına, yeşil dağlarına, tepelerine ve yemyeşil ağaçlarına yer verdi. Najla Al-Daghistani, Irak kadınlarının sabrın sembolü olduğunu, aileye, ülkeye ve komşulara sevgiyle yetiştirildiklerini vurguladı. Ona göre bir kadın, yaşı ne olursa olsun şefkat ve sevgi kaynağıdır; hayret ettiği şeylerden biri de, acılarla yoğrulmuş olmasına rağmen başkalarının yaralarını iyileştirmesi ve yorgunluğa rağmen geç saatlere kadar ayakta kalabilmesidir.