Güvenlikten kimliğe: Suriye’de entegrasyon sürecinin ilk sınavları

Rojava Özerk Yönetimi’nin deneyimi, Suriye'nin geleceği açısından önemli fırsatlar sunsa da Kürt kimliğinin tanınması, anadil hakkı ve YPJ’nin resmi statüsü konularındaki belirsizlikler, sürecin geleceğini belirleyecek temel sınavlar olarak öne çıkıyor.

ROJBİN DENİZ

Haber Merkezi- Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ geçici yönetimi arasında 29 Ocak 2026 tarihinde imzalanan anlaşma, Suriye'nin kuzeydoğusundaki özerk kurumların entegrasyon sürecine girişi için ilk somut adım olarak değerlendiriliyor. Eğer bu süreç, karşılıklı güvenin geliştirilmesi ve entegrasyon çerçevesinde belirli adımların hayata geçirilmesinin ilk adımı olarak değerlendirilecekse, öncelikle 29 Ocak Anlaşması'nın ne ölçüde uygulandığına bakmak gerekir.

Anlaşmanın ilk aşamasını karşılıklı ateşkes ve bunun kalıcı bir barışa dönüştürülmesi oluşturuyordu. Bu başlıkta önemli ölçüde ilerleme sağlandığı görülüyor. Son beş ay içerisinde taraflar arasında savaş niteliği taşıyacak herhangi bir çatışma yaşanmadı. Ancak silahların susmuş olması, kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlandığı anlamına da gelmiyor.

Anlaşmanın ikinci aşaması esir takasıydı. Bu sürecin ilk ay içerisinde tamamlanması öngörülüyordu. Ancak HTŞ'nin esirleri siyasi bir araç olarak kullanması nedeniyle süreç uzadı.  Buna rağmen kamuoyu baskısı ve ailelerin girişimleri sonucunda resmi verilere göre şimdiye kadar altı grup halinde toplam 1050 esir serbest bırakıldı.

Anlaşmanın üçüncü aşamasını ise yerinden edilmişlerin geri dönüşü oluşturuyordu.

Efrîn'e geri dönüşler ve yeni dengeler

29 Ocak Anlaşması'nın dikkat çeken sonuçlarından biri de daha önce Türkiye'nin işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve güvenlik temelli yeni bir iş birliği zemininin ortaya çıkması oldu. Bu çerçevede yerinden edilmiş Efrîn halkının, herhangi bir silahlı çatışma yaşanmadan kademeli olarak topraklarına dönüşü başladı ve 8’inci kafilenin gidişiyle birlikte Efrîn’e geri dönüşler tamamlandı.

Efrîn, 2018 yılında Türkiye askerleri ve ona bağlı çete guruplarının işgal saldırısı ardından Türkiye destekli radikal selefi çete gruplarının kontrolüne geçmişti. Daha sonra, 2025 yılı başlarında HTŞ yönetimine bağlı bazı grupların da bölgede etkili olmaya başladığı görüldü. Son anlaşma sonrasında ise halkın güvenli şekilde geri dönüşünü hedefleyen yeni bir süreç başladı. Bazı köylerde kontrol ve güvenlik sorunları devam etse de genel atmosfer önceki dönemlere kıyasla daha olumlu bir görünüm sergiliyor. Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi amacıyla Türkiye tarafından bölgeye yerleştirilen radikal selefi çete gurupları ve ailelerinin çoğunluğu bölgeden çıkarıldı. Bu gelişme, birçok çevre tarafından Efrîn halkının silahlı bir çatışma yaşanmadan topraklarına dönmesinin önemli bir başarısı olarak değerlendiriliyor.

Efrîn'e dönen halk Efrîn’de yerel demokrasiyi geliştirmek için iç sisteme Efrîn halkının tabi edilmesi noktasında ısrarcı. Bu durumda yalnızca geri dönüşler değil, idari ve güvenlik alanlarında da somut adımlar atılması gündemi var. Bölgeye dönen gençlerin önemli bir kısmının asayiş güçlerinde görev aldığı belirtiliyor. Bunun yanında, yerel halkın güvenlik kurumlarında temsil edilmesi, idari mekanizmaların yerel üzerinden yeniden yapılandırılması ve Efrînli savaşçılardan oluşacak yeni bir tugayın kurulması da gündemdeki başlıklar arasında yer alıyor.

Şimdi sıra Serêkaniyê ve Girê Spî’de

Yine dönüşlerle bağlantılı olarak, Serêkaniyê ve Girê Spî'ye dönüşler henüz çözüme kavuşmuş değil. Bu bölgeler, 29 Ocak anlaşması sürecinin kapsamında ele alınan dosyalar arasında yer alıyor. Türkiye destekli radikal selefist çete guruplarının bölgeden çekilmeye sıcak bakmadığı yönünde çeşitli haberler servis ediliyor. Hali hazırda Serêkaniyê dönecek ailelerin sayımları ve ön hazırlıkları aşamasına başlandı. Bunun dışında şimdiye kadar dönüşe dönük somut atılmış bir adım yok. Öyle görünüyor ki Efrîn’de olduğu gibi Serêkaniyê ve Girê Spî dosyasının geleceği yalnızca yerel aktörlerle değil, Türkiye'nin Kürt politikası ve bölgeye yönelik stratejik yaklaşımıyla da yakından bağlantılı gelişecek.

Askeri entegrasyon ve tartışmalı başlıklar

Suriye ordusuna Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve SDG’nin dört yeni tugay halinde entegre olma süreci ise nispeten sorunsuz ilerleyen başlıklardan biri oldu. Anlaşmanın en önemli maddelerinden biri, SDG'nin kurumsal bütünlüğünü koruyarak özellikle Cizîrê ve Kobanê bölgelerinde varlığını sürdürmesiydi. Bu durum entegrasyon sürecinde atılan ilk somut ve stratejik adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Bu kapsamda Cizîrê bölgesinde üç, Kobanê bölgesinde ise bir tugay olmak üzere toplam dört tugay resmi olarak kabul edildi. Bunun yanında iç güvenlikten sorumlu asayiş ve polis güçlerinin entegrasyon süreci de başlamış oldu. Yeni yapının büyük ölçüde bölge gençlerinden oluşması ve yerel güvenlikten sorumlu olması önemli.

Bununla birlikte sürecin en tartışmalı başlıklarından biri, mevcut askeri güçlerin statüsü içinde kadınların yer alması ve genel sayıya ilişkin düzenlemeler oldu. Şam yönetiminin, entegrasyon kapsamındaki güçleri eski Baas dönemi ordu mevzuatı çerçevesinde değerlendirerek sayıyı 1300 personelle sınırlandırmak istemesi QSD ve özerk yönetim tarafından kabul edilmeyen başlık olarak masada duruyor. Kimi kesimler geçici yönetimin bölgeye dayattığı Baas rejiminin ordu yapılanmasını eleştirerek ihtiyaçlar ve bölgelerin temsil güçlerinin göz ardı edilmemesini savunuyor. Bölgedeki güvenlik koşulları dikkate alındığında bu sayının yetersiz olduğunu savunan SDG yetkilileri ise sayının en az 3 bine çıkarılması gerektiğini belirtiyor. Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle bu başlık henüz netlik kazanmış değil.

Kimlik, dil ve vatandaşlık hakları

Entegrasyon sürecinin en hassas başlıklarından biri de Kürtçenin statüsü ve kültürel haklar meselesi olarak öne çıkıyor. Anlaşmanın ardından eğitim ve kamusal yaşam alanlarında dil haklarına ilişkin beklentiler artsa da, sahadaki uygulamalar bu beklentileri tam olarak karşılamıyor.  Kürtçe, birçok bölgede kamu tabelalarından, resmi belgelerden ve eğitim kurumlarından dışlanmış durumda. Eğitim alanında da yalnızca haftada birkaç saat seçmeli ders olarak kalması yönlü dayatma var. Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin idari sisteminde kullanılan çok dilli yapıyı tümden reddeden bir yaklaşım ortaya çıkıyor. İdari kurumlarda kullanılan tabelaların Şam geçici yönetimi tarafından kaldırılarak yerlerine yalnızca Arapça tabelaların yerleştirildiği bu yaklaşımın somut göstergesi. Benzer şekilde, Süryanice de kamusal alandan dışlanıyor.

Kimlik ve dil tartışmaları yalnızca eğitim alanıyla sınırlı değil. IŞİD'e karşı mücadelede sembolik öneme sahip olan Kürt kenti Kobanê'nin, Baas döneminde kullanılan Arapça adıyla, Ayn el-Arab olarak yeniden adlandırılması yönündeki öneriler de bölgede tartışmalara yol açtı. Bunun yanında okul, hastane, cadde ve şehir isimlerinin merkezi idare tarafından yeniden düzenlenmesi ve Arapça isimlerde ısrar edilmesi, halk arasında büyük rahatsızlıklara ve kaygılara yol açtı. Yerel alanda kültürel kimliğin dışlanması asimilasyona zorlayan bir siyaset olarak görülebilir.  Rojava devriminin mücadelesi ve direnişinin ana motivasyonlarından biri Kürt dili ve kimliğinin baskılanmasına karşı gelişti. Bu nedenle Kürtçenin eğitim ve kamusal alandaki kullanımının sınırlandırılması ve bir halkın dili olarak kabul edilmemesi yönündeki uygulamalar, entegrasyon sürecine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Vatandaşlık konusu da benzer tartışmaların yaşandığı alanlardan biri. Eski Baas yönetimi döneminde vatandaşlık hakkından mahrum bırakılan binlerce Kürt, son süreçte yeniden Suriye vatandaşlığına başvurma imkanı buldu. Sunulan bu imkanın yanında vatandaşlığın hala "Suriye Arap Cumhuriyeti" kimliği üzerinden tanımlanması, mevcut geçici yönetimin de Suriye’yi büyük ölçüde Arap milliyetçiliği eksenli geleneksel devlet anlayışıyla ele aldığını gösteriyor.  Bir halkın kendi öz kimliğiyle tanımlanması ve dilini konuşuyor olması onun siyasi ve demokratik vatandaşlık haklarına sahip olacağı anlamına gelir ki Suriye hala bu çizgiye çok uzak.

Bu nedenle entegrasyonun kalıcılığı açısından kültürel, dilsel ve vatandaşlık haklarının güvence altına alınması kritik önem taşımaktadır.

Kadınların statüsü ve eşbaşkanlık tartışması

Entegrasyon sürecinin en kritik başlıklarından biri de kadınların yeni sistem içerisindeki statüsü olarak öne çıkıyor. Bu konuda iki temel mesele bulunuyor. Bunlardan ilki Kadın Savunma Birlikleri'nin (YPJ) yeni savunma yapısı içerisindeki konumu, ikincisi ise Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'nin temel yönetim modellerinden biri olan eşbaşkanlık sisteminin geleceği. Eşbaşkanlık modeli, kadın ve erkeklerin yönetim mekanizmalarında eşit temsil edilmesini esas alıyor. Özerk yönetim deneyiminin en belirgin özelliklerinden biri olan bu sistemin entegrasyon sürecinde korunup korunmayacağı ise henüz netleşmiş değil. Suriye geçici yönetimi şeriatı öne çıkartarak demokrasiyi günah görüp kadınları her şeyin dışında tutuyor. Bırakın eşbaşkanlık sistemini kabul etmeyi, kadınların idari alanda yer almasına bile tahammül etmeyen zihniyetinde ısrar ediyor.

Benzer şekilde YPJ'nin ayrı ve özgün yapısının kabul edilip edilmeyeceği konusu da tartışılmaya devam ediyor. Bu iki başlık, taraflar arasındaki müzakerelerin en hassas alanlarından biri olarak görülüyor. Özerk yönetim ve kadın örgütleri, kadınların siyasi ve toplumsal alanda elde ettiği kazanımların korunmasının demokratik entegrasyonun temel şartlarından biri olduğunu savunurken, Şam yönetiminin merkezi, şeriat kanunlarında ısrarı ve cihadist bir felsefeye bağlı yürüttüğü siyaset ile çakışması durumu var. Bu iki başlığın önümüzdeki dönemin temel tartışma konularından biri olacağı kesin.

Kadınların kazanımları ve YPJ tartışması

Kadınların statüsü ve YPJ'nin geleceği, entegrasyon sürecinin en tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Kadın Savunma Birlikleri'nin (YPJ) son dönemde Suriye Savunma Bakanlığı ile gerçekleştirdiği görüşmelerin olumlu geçtiğine ilişkin açıklamalar yapılsa da, bugüne kadar somut bir sonucun ortaya çıkmamış olması dikkat çekiyor. Bu durum, kadın örgütleri ve özerk yönetim tarafından sürecin zamana yayıldığı şeklinde yorumlanıyor. Özellikle YPJ'nin yeni savunma yapısı içerisindeki konumuna ilişkin net bir çerçevenin henüz ortaya çıkmamış olması, kadın hareketleri içerisinde kaygılara neden oluyor. Kadın örgütleri, entegrasyon sürecinin kadınların son yıllarda elde ettiği siyasi, toplumsal ve kurumsal kazanımları geriletmemesi gerektiğini vurguluyor.

Bölgedeki kadın hareketleri, devlet kurumlarında kadın temsilinin sınırlı kalmasının ve karar alma mekanizmalarında kadınların yeterince yer almamasının uzun vadede önemli sorunlar yaratabileceği görüşünde. Bu nedenle entegrasyon sürecine en temkinli yaklaşan toplumsal kesimlerin başında kadınların geldiği değerlendirilebilinir. Kadınların siyasi ve toplumsal yaşamda elde ettiği kazanımların korunup korunamayacağı, yalnızca YPJ'nin statüsüne ilişkin bir mesele olarak değil, aynı zamanda Suriye'nin gelecekte nasıl bir yönetim modeli benimseyeceğinin de önemli göstergelerinden biri olarak görülüyor.

Kendi kaderini tayin etme düşüncesiyle yetişen yeni bir Kürt kuşağı ve kadın bilinci bulunmaktadır. Bu nedenle bu kuşağın ve kadınların kendisini yalnızca "Suriyeli Arap veya sadece devlet-erkek" kimliği içinde tanımlaması mümkün görünmemektedir.

Suriye’de istikrar demokratik entegrasyonla mümkün

Sonuç olarak bu süreç bir yandan yeni göç dalgalarını, demografik değişimleri ve olası çatışmaları önlemeye katkı sunarken; diğer yandan kültürel ve siyasi hakların geri plana itilmesi, kadınların ve azınlıkların yeterince tanınmaması gibi ciddi endişeleri de beraberinde getirmektedir. Güvenceleri netleşmemiş bir entegrasyon sürecinin çeşitli aksaklıklarla ilerlemesi, Suriye'deki istikrarsızlığı derinleştirme riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca Rojava'da değil; Alevi, Dürzi, Dêrazor, Rakka ve Şam çevresindeki birçok bölgede de hissedilmektedir. Özellikle idari, ekonomik ve güvenlik alanlarında halkın memnuniyetsizliği giderek daha görünür hale gelmektedir.

Suriye’de tüm bölgelerin adil ve demokratik ilkeler temelinde entegrasyonu, büyük önem taşımaktadır. Rojava Özerk Yönetimi’nin kendi kendini yönetme deneyimi, Suriye'nin geleceği açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu deneyimin demokratik entegrasyon temelinde ülke geneline taşınması, daha kapsayıcı ve demokratik bir Suriye'nin inşasına katkı sağlayabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca siyasi anlaşmalarla mümkün değildir. Demokratik entegrasyon; çeşitliliğe saygı gösteren, kadın haklarını güvence altına alan, kültürel hakları koruyan ve ekonomik adaleti sağlayan yeni bir toplumsal sözleşmeyi gerekli kılmaktadır.

Bu çerçevede, Rojava deneyimi sırasında Kürtler, kadınlar ve diğer toplumsal kesimler tarafından elde edilen kazanımların demokratik entegrasyon yoluyla korunup korunamayacağı sorusu önemini koruyor. Özerk yönetim deneyiminin ve kazanımlarının korunması ve Suriye’nin geneline yayılması, yalnızca Rojava için değil, Suriye'nin genelinde daha kapsayıcı ve çoğulcu bir siyasal yapının yani demokratik bir Suriye’nin inşasına büyük bir katkı sağlayabilir.