Şiddeti besleyen zihniyet: Aileden topluma uzanan eşitsizlik zinciri
Kadın hakları aktivisti Çiya Yasin, Ortadoğu’da kadınların hala ataerkil zihniyetin baskısı altında yaşadığını belirterek, aile içinde kadınlara yönelik ayrımcılığın ve şiddetin kadın cinayetlerini besleyen temel nedenlerden biri olduğunu söyledi.
HELİN EHMED
Silêmanî - Ortadoğu’nun büyük kentlerinin sokakları günlük yaşamın hareketliliğiyle dolup taşarken, binlerce kapalı kapının ardında başka bir hikaye yaşanıyor. Bu, korku, tehdit ve şiddetle sessizce yaşam mücadelesi veren kadınların hikayesi. Bazı kadınlar yaşadıklarını anlatma fırsatı bile bulamadan hayatlarını kaybediyor; çünkü sesleri duyulmadan yaşamları son buluyor.
Bölgedeki birçok ülkede kadın katliamları hala “namus” ya da “aile içi sorun” adı altında gizlenmeye çalışılıyor. İnsan hakları savunucuları ise bunun, açık bir suçun üzerini örtme girişimi olduğunu belirtiyor. Kadın katliamlarının önemli bir bölümü, kadınların bağımsız bir yaşam kurmaya çalıştığı dönemlerde yaşanıyor. Boşanma talebinde bulunmak, evliliği reddetmek ya da dijital medyada aktif olmak dahi bazı kadınlar için ölümle sonuçlanabiliyor.
Kadın hala ailenin namusu olarak görülüyor
Toplum bilimciler, bazı toplumlarda kadınların hala adaletsiz bir biçimde “ailenin namusunun temsilcisi” olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. Bu anlayış nedeniyle kadınların attığı farklı bir adım ya da aldığı bağımsız bir karar şiddetin gerekçesi haline getirilebiliyor.
Bazı ülkelerde yasaların değiştirilmesine yönelik girişimler bulunsa da uluslararası kuruluşlar, kadınların korunması konusunda hala ciddi eksiklikler bulunduğunu vurguluyor. Birçok vakada kadınlar şikâyette bulunamıyor ya da misilleme korkusuyla başvurularını geri çekmek zorunda kalıyor.
Uzmanlara göre sorun yalnızca yasal düzenlemelerden ibaret değil. Çünkü toplumun bazı kesimlerinde kadınlara yönelik şiddet hala olağan bir durum olarak görülüyor. Özellikle mülteci kamplarında ve çatışmalı bölgelerde yaşayan kadınlar daha fazla cinsel saldırı, zorla evlendirme ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalıyor. İnsan hakları örgütleri, mağdurların korku ya da destek mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle bu suçların büyük bölümünü bildiremediğini belirtiyor.
‘Ataerkil zihniyet kadın cinayetlerini besliyor’
Kadın hakları aktivisti ve medya uzmanı Çiya Yasin, Ortadoğu’da birçok gelenek ve toplumsal normun kadınlar üzerinde baskı yarattığını ifade etti.
Bölgedeki egemen zihniyetin kadınları daha fazla şiddet, işkence ve cinayet riskiyle karşı karşıya bıraktığını belirten Çiya Yasin, şunları söyledi:
“Ortadoğu’da kadınlara dayatılan bu tahakkümcü zihniyet, kadınları şiddetin hedefi haline getiriyor. Biz Kürt kadınları da bu geleneksel engellerin bir parçasıyla karşı karşıyayız. Kadınlar yaşamın birçok alanında; eğitimde, çalışma hayatında ve toplumsal yaşamda çeşitli engellerle mücadele etmek zorunda kalıyor. Aile içerisinde kadınlar erkeklerden birkaç basamak aşağıda görülüyor. Bu yaklaşım, ataerkil zihniyeti güçlendirerek kadın cinayetlerinin önünü açıyor.”
Kadın cinayetlerinin yıllardır siyasi iktidar ilişkileri ve kapitalist sistemin etkileri altında sürdüğünü ifade eden Çiya Yasin, “Bu zihniyet ve iktidar anlayışı kadınları bastırmaya, yok saymaya ve hedef almaya devam ediyor” dedi.
Toplumsal bilinçlenme çağrısı
Konuşmasının sonunda kadınlara yönelik şiddetin önlenmesinin yalnızca birkaç kurumun ya da bireyin çabasıyla mümkün olmayacağını belirten Çiya Yasin, toplumsal seferberlik çağrısında bulundu.
Çiya Yasin, “Toplumun bilinçlendirilmesi için ortak çalışma yürütülmeli. Yasaların çıkarılması ve etkin biçimde uygulanması gerekiyor. Bunun yanında eğitim kurumları da haklar ve yasalar konusunda öğrencileri bilinçlendirmeli. Aile bireylerinin şiddet ve kadın cinayetleri konusunda farkındalığı artırılmalı. Çocukların şiddete karşı sahip olduğu haklar anlatılmalı. Öğretmenler ve bilinçli bireylerin bu konuda üstleneceği rol büyük önem taşıyor. Ancak bu şekilde yeni nesiller ve toplum için daha güvenli bir gelecek inşa edilebilir” ifadelerini kullandı.