Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu: ‘Jin, Jiyan, Azadî’ isyanı sürüyor
Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu, İran’daki mevcut protestoların “Jin, Jiyan, Azadî” devrimci isyanının devamı olduğunu belirterek, kadın hakları güvence altına alınmadan hiçbir siyasal düzenin meşru olamayacağını vurguladı.
Haber Merkezi – Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu, yaptığı yazılı açıklamada İran’daki mevcut protestoların “Jin, Jiyan, Azadî” devrimci isyanının doğrudan ve inkâr edilemez bir devamı olduğunu belirterek, kadın haklarının tam olarak güvence altına alınmadığı ve gerçek toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı hiçbir siyasal düzenin meşru olamayacağını vurguladı.
Platform, açıklamasında protestoların ilerletilmesi ve belirleyici bir güce dönüştürülmesi için yerel komitelerin, halk meclislerinin ve örgütlü direniş ağlarının oluşturulmasının acil ve hayati bir gereklilik olduğunu ifade etti.
Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu’nun açıklamasının tamamı şöyle:
“İran’daki mevcut protestolar, ‘Jin, Jiyan, Azadî’ devrimci isyanının doğrudan ve inkâr edilemez bir devamıdır. Bu isyan geçici bir itiraz değil, egemen düzenin bütününe yönelik köklü bir müdahale olmuş; tüm iktidar ve baskı yapılarını meşruiyet krizine sokmuştur. Bu hareket, İran toplumunun geri dönülmez bir mücadele aşamasına girdiğini göstermiştir; korkunun çöktüğü ve köklü değişim için kolektif iradenin şekillendiği bir aşama.
Cezaevlerindeki kadınların grevleri, siyasi tutsakların direnişi ve kadınların sokaklardaki yaygın, bilinçli ve öncü varlığı, onların bu devrimin kalbindeki belirleyici rolünü tescillemiştir. “Jin jiyan azadî”, toplumsal kurtuluşun ancak aşağıdan örgütlenme, kolektif öz-örgütlenme ve tahakküm ilişkilerinin parçalanmasıyla mümkün olduğunu; kadınların mücadelenin kenarında değil, onun öncü ve yön verici gücü olduğunu kanıtlamıştır.
Halk yıllardır bedel ödüyor
Bu protestolar yalnızca siyasal bir tepki değildir; kökleri derin bir ekonomik kriz ve toplumsal çöküştedir. Sistematik yolsuzluk, kamusal kaynakların örgütlü biçimde yağmalanması, yaygın yoksulluk, milyonları bulan işsizlik ve geçim güvencesinin yok edilmesi, toplumun büyük çoğunluğunu patlama noktasına getirmiştir. İktidara bağlı küçük bir azınlık devasa servetler biriktirirken, halkın çoğunluğu hayat pahalılığı, hak gaspları ve geleceksizlik altında ezilmektedir. Siyasal baskı ve her türlü muhalif sese yönelik sistematik şiddet, biriken öfkeyi sokaklara taşımıştır. Halk yıllardır bedel ödüyor: öldürülüyor, tutuklanıyor, işkence görüyor ve sürgüne zorlanıyor; iktidarın cevabı ise her zaman baskının artırılması oluyor.
Bugün halkın mesajı açık ve nettir: İran toplumu artık hiçbir diktatörlük biçimini kabul etmiyor; ne monarşik Şah diktatörlüğünü ne de dinci Şeyh despotizmini. Geçmişi aklamaya ya da mevcut baskıcı yapıları sürdürmeye yönelik her girişim bu devrime açık bir ihanettir. Bugünün gerçek tehlikesi, devrimin; “alternatif” maskesiyle aynı otoriter düzeni ve baskı aygıtlarını yeni bir biçimde sürdürmek isteyen devamcılar ve monarşi yanlıları tarafından gasp edilmesidir. Bu çevreler özgürlüğün değil, tahakkümün devamının garantörleridir.
Kurtuluş ancak halkın bağımsız ve örgütlü mücadelesiyle mümkündür
Bu süreçte bazı medya kanalları ve haber ağlarının yıkıcı rolü inkâr edilemez. Bu medya organları, halkın gerçek taleplerini çarpıtarak ve bu siyasi fraksiyonları büyüterek devrimin ufkunu daraltmaya çalışmaktadır. Ancak bu çabalar ters etki yaratmıştır: Toplum artık daha net görmektedir ki kurtuluş ne yukarıdan ne de iktidar merkezlerinden gelir; kurtuluş ancak halkın bağımsız ve örgütlü mücadelesiyle mümkündür. Halkın yanıtı açıktır: Rejimin tamamen yıkılması ve tüm tahakküm ve baskı biçimlerinin ortadan kaldırılması.
Sokak ile zindan arasındaki bağ mücadelenin sürekliliğinin omurgasıdır
Bizler, siyasi tutsakların sesine koşulsuz destek verdiğimizi vurguluyoruz. Zincirlenmiş bedenlere rağmen özgür iradeleriyle toplumun vicdanı olan siyasi tutsakların sesi, devrimin sesidir. Sokak ile zindan arasındaki bağ, mücadelenin sürekliliğinin omurgasıdır.
Özgür bir gelecek toplumunun inşasında, farklı ulusların haklarının tanınması, dilsel, kültürel ve kimliksel çeşitliliğin kabulü temel bir koşuldur. Aynı şekilde, kadın haklarının tam güvence altına alınmadığı ve gerçek toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı hiçbir siyasal düzen meşru olamaz. Protestoları ileri taşımak ve belirleyici bir güce dönüştürmek için yerel komitelerin, halk meclislerinin ve örgütlü direniş ağlarının kurulması acil ve hayati bir zorunluluktur.
‘Jin jiyan azadi’ devrimi canlıdır ve özgürlük, eşitlik ve halkın kendi kaderi üzerindeki egemenliği sağlanana kadar sürecektir. Ayağa kalkmış bir halkın iradesini hiçbir güç durduramaz.”