Tunus’ta kadınların kazanımlarını koruma mücadelesi büyüyor

Tunus’ta yıllardır kadınları ve Kişisel Statü Yasası’nı hedef alan kampanyalar sürerken, sivil toplum kuruluşları kadınların kazanımlarını korumak için hukuki danışmanlıktan saha çalışmalarına kadar çeşitli alanlarda mücadele yürütüyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus – Tunus’ta 13 Ağustos, Kişisel Statü Yasası’nın kadınlara kazandırdığı hakların kutlandığı önemli bir gün olarak anılırken, yasanın kabulünün 70. yılında ülkede siyasi ve toplumsal tartışmalar da sürüyor.

Bu tartışmaların bir bölümü, Kişisel Statü Yasası’nın ve Tunus’un onlarca yıl boyunca oluşturduğu yasal ve hak temelli düzenlemelerin geleceğine ilişkin ciddi kaygılara yol açıyor. Muhafazakar yönelimlere sahip siyasi ve toplumsal çevreler, görünüşte reform amacı taşıyan ancak özünde Tunuslu kadınların elde ettiği kazanımları zedeleyebilecek ve Tunus’un ilerici toplumsal modelini aşındırabilecek yasal değişiklikler yapılması yönünde çağrılar yapıyor.

Hukuki düzenlemeler hedef haline geliyor

Bu çağrıların artmasıyla birlikte, hak ve özgürlükleri güvence altına alan hukuki düzenlemeler de giderek daha fazla hedef haline geliyor. Temelinde eşitlik, kadınların onuru ve bağımsızlığı lehine tarihsel olarak çözüme kavuşturulmuş konular yeniden gündeme getiriliyor. Bu durum, Tunuslu kadınların kuşaklar boyunca elde ettiği kazanımların geriye götürülmesi ve kadınların vesayet altında tutulması, toplumdaki rollerinin sınırlandırılması ve bağımsızlıklarının zedelenmesine dayalı anlayışların yeniden üretilmesi konusunda kaygılara neden oluyor.

Bu nedenle 13 Ağustos’un kutlanması bugün yalnızca sembolik bir anlam taşımıyor. Aynı zamanda hak kazanımlarının nihai bir başarı olmadığını, korunması ve geliştirilmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatma fırsatı sunuyor. Bu kazanımların, Tunuslu kadınları onlarca yıl önce geride bıraktığı alanlara yeniden döndürme girişimlerinden uzak tutulması gerekiyor.

Kadınları koruyan yasal düzenlemelere yönelik sistematik saldırılar ve hakları güvence altına alan yasaların sivil niteliğini zayıflatma girişimleri karşısında sivil toplum, ilk savunma hattı ve güçlü bir set oluşturuyor. Sivil toplum, hak mücadelesini ülkenin her bölgesindeki kadınların günlük yaşamlarına dokunan saha çalışmalarına dönüştürüyor.

Kazanımları korumak için saha çalışmaları yapılıyor

Tunus’ta sivil toplumun mücadelesi bugün yalnızca medya tartışmaları yürütmek veya tepki açıklamaları yayımlamakla sınırlı değil. Mücadele, özellikle başkent dışındaki bölgelerde yaşayan kadınlara hak temelli kavramları ulaştırmayı ve Kişisel Statü Yasası’nın kazanımlarını korumayı amaçlayan saha çalışmalarına dayanıyor. Bu kapsamda kadın hakları savunucusu Lamia Aşşaş, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, kadınlara ve Kişisel Statü Yasası’na yönelik kampanyalara karşı mücadelenin öncelikle kolektif ve saha temelli çalışmalardan geçtiğini belirtiyor.

Lamia Aşşaş, Tunus Demokratik Kadınlar Derneği’nin 2012 yılında Susa’da bir şube açmasının yalnızca geçici bir yapısal adım olmadığını, hak mücadelesini ülkenin iç bölgelerinde kökleştirmeye yönelik stratejik ve cesur bir adım olduğunu ifade ediyor. Aynı dönemde Kayravan ve Sfax vilayetlerinde de derneğin iki şubesinin açıldığını belirten Aşşaş, bu bölgesel yapılanmanın başlangıçtan itibaren kadınların haklarını kuşatma veya onları Tunus’un özgürleşme sürecinden dışlama girişimlerine karşı koyabilecek bir dayanışma ağı oluşturduğunu söylüyor.

'Yasalara meydan okuma ve kazanımları koruma'

Kadın karşıtı kampanyalar farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Bazı resmi yapıların platformları üzerinden yürütülen belirsiz söylemlerden, ilerici yasaların etkisizleştirilmesine yönelik sistematik toplumsal baskıya kadar uzanan bu girişimler, kadınların mücadelelerini görünmez kılmaya çalışıyor. Bu nedenle yasal düzenlemelerin yakından takip edilmesi ve yasaların sahada uygulanması için güçlü bir mücadele yürütülmesi büyük önem taşıyor.

Lamia Aşşaş, Ağustos 2017’de kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin 2017 tarihli 58 sayılı temel yasanın fiilen ve hukuken yürürlüğe girmesini önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Lamia Aşşaş, sivil toplumun bu yasal düzenlemeyi sahada nasıl hayata geçirdiğini ise tamamen gönüllü kadınlardan oluşan ve ücretsiz hizmet veren 'Dinleme ve Yönlendirme Birimi' üzerinden anlatıyor.

Lamia Aşşaş, sahadaki bu sürekli varlığın, yasalarda değişiklik yapılması veya kazanımların geri alınması çağrılarına karşı en güçlü pratik yanıt olduğunu belirtiyor. Şiddete maruz kalan kadınlara hukuki ve psikolojik destek verilmesi ve mevcut yasal düzenlemeler konusunda bilgilendirme yapılmasının, kadınları yeniden bağımlılık ve dışlanma kalıplarına hapsetme girişimlerinin önünü kestiğini ifade ediyor.

Kadın karşıtı siyasi ve toplumsal kampanyaların en önemli ve tehlikeli hedefinin, kadınların bağımsızlığına, kendi gelecekleri hakkında karar verme ve yaşam biçimlerini özgürce seçme kapasitesine zarar vermek olduğunu belirten Lamia Aşşaş, bu toplumsal ve hukuki vesayet karşısında hak örgütlerinin, kadınların mahremiyetine ve düşünsel ve psikolojik bağımsızlığına tam saygı gösteren ilkeli bir yaklaşım benimsediğini vurguluyor.

Derneğin Susa şubesindeki günlük çalışma yöntemini de anlatan Lamia Aşşaş, ekibin görevinin kadınları dikkatle dinlemek, doğru hukuki danışmanlık ve yönlendirme sağlamak ve mevcut yasalar hakkında bilgi vermekle sınırlı olduğunu belirtiyor. Lamia Aşşaş, kadınların kişisel ve hayati kararlarını herhangi bir vesayet veya önceden belirlenmiş yönlendirme olmaksızın özgürce almalarının sağlandığını ifade ediyor. Bu hak temelli yaklaşımın tam yurttaşlık ilkesini güçlendirdiğini ve kadınları geleneksel bağımlılık ilişkilerinden özgürleştirdiğini belirten Lamia Aşşaş, bugün kazanımları değiştirmek ve Kişisel Statü Yasası’nın temellerini zayıflatmak isteyen çevrelerin asıl olarak bundan çekindiğini söylüyor.

'Mücadelenin geleceği'

Tunus’ta bugün yaşanan gelişmeler, sivil toplumun mücadelesinin varoluşsal ve stratejik bir önem taşıdığını gösteriyor. Kişisel Statü Yasası’nı değiştirmeyi ve hak ve özgürlükler sistemini zayıflatmayı amaçlayan kampanyaların, kazanımları koruyacak ve onları ileriye taşıyacak güçlü bir taban örgütlenmesiyle karşılanmadığı sürece yakın zamanda sona ermeyeceği belirtiliyor.

Demokratik Kadınlar Derneği ve bölgelerdeki Dinleme ve Yönlendirme Birimleri gibi yapıların yürüttüğü çalışmalar, laik devlete inanan Tunuslu kadın ve erkeklerin, kadın haklarını savunmanın entelektüel bir lüks veya geçici bir tartışma olmadığını ortaya koyduğunu gösteriyor. Bu mücadele, Tunus insanının onurunu korumak, hukuk devletinin temellerini güçlendirmek ve gerçek eşitliği sağlamak için her gün sürdürülen kararlı bir mücadele niteliği taşıyor.