Ruşen Seydaoğlu: Çözüm Demokratik Kadın Konfederalizminde
TJA aktivisti Ruşen Seydaoğlu, demokratikleşme ve kalıcı barışın kadın özgürlüğü temelinde inşa edilmesi gerektiğini belirterek, ulus-devletçi ve erkek egemen yapılara karşı Demokratik Kadın Konfederalizmi modelini önerdi.
Haber Merkezi- İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nda konuşan TJA aktivisti Ruşen Seydaoğlu, demokratikleşme, barış ve özgürlük mücadelesinde kadınların kurucu rolüne dikkat çekti. Demokratik cumhuriyetin kadın özgürlüğü temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Ruşen Seydaoğlu, ulus-devletçi ve erkek egemen yapılara karşı Demokratik Kadın Konfederalizmi modelini önererek, kalıcı barışın ancak eşitlik ve kadın özgürlüğüyle mümkün olabileceğini söyledi.
İstanbul’da 29 aydın, yazar, siyasetçi ve sanatçının çağrısıyla düzenlenen, "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" 2'nci gününde Cem Karaca Kültür Merkezi'nde devam ediyor.
Konferansın "Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları" başlıklı oturumunda konuşan Ruşen Seydaoğlu, hazırladığı sunum metninde kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, talep ve önerileriler de bulundu. Özgürlük, eşitlik ve demokrasinin esas alındığı demokratik cumhuriyetin Kürt kadınları için kendi kaderini tayin etme noktasında önemli olduğunu belirten Ruşen Seydaoğlu, Kürt kadınların kadınlık ve Kürtlük olmak üzere her iki kimliğinde de katmanlı olarak her türlü baskı ve saldırıya maruz kaldığını dile getirdi.
‘Kadınların başarısı Abdullah Öcalan’la mümkün oldu’
Kalıcı barışın ancak yapısal eşitsizliklerin, dışlanma mekanizmalarının ve tahakküm ilişkilerinin dönüştürülmesiyle mümkün olabileceğini söyleyen Ruşen Seydaoğlu, Kürt kadınların dönüşümündeki en büyük başarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın olduğunu belirtti ve "Abdullah Öcalan, erkek egemen Türkiye toplumunda, erkek egemen Kürdistan toplumunda Kürt kadınların yoldaşı olmayı seçen ve özgürlük mücadelesindeki başarıyı Kürt kadınların özgürlüğüne dayandıran bu akıl ve pratik kadınların-sadece fiziksel bir genişlik değil düşünsel önerileriyle zihniyet açısından da daha geniş alanlara yayılmasının, örgütlenmesinin önünü açtı" şeklinde konuştu.
‘Sürecin başarısı kadınlara bağlı’
Kadınların son 50 yılda teorik, kavramsal ve kuramsal üretimleri ile direnişinin bütünleştiği bir hakikat yarattığını ifade eden Ruşen Seydaoğlu, "Milliyetçilik, dincilik ve sermaye üzerine kurulu bir sistem kadınların da cehennemi anlamına geliyordu. Ve demokratikleşme kadınların bu cehennemden çıkışının anahtarı olarak ele alındı. Bugün de çok açık bir ölçü koyuyoruz, barış ve demokratik toplum sürecinin başarısı kadın özgürlüğünün esas almasına bağlı, diyoruz" dedi.
Kadınların talepleri
Ruşen Seydaoğlu, Cumhuriyetin 2'nci yüzyılında kadınların beklenti ve taleplerini şu şekilde sıraladı:
"* Hegemonik kadın-erkek ilişkilerine karşı erkeğin değişimi, dönüşümü ve özgür eşyaşam,
* Pozitivist, erkek egemen, kapitalist öğretiye dayalı bilim karşısında jineolojî,
* Kapitalist dünya sistemine karşı yerel ekolojik ekonomiler ya da demokratik komünal ekonomi modelleri,
* Tekçi siyasete karşı özgün özerk örgütlenme ile demokratik siyasete katılım,
* Ulus devletlerin ve ulus ötesi sermayedarların bürokrasisine karşı enternasyonal bir sistem olarak Demokratik Kadın Konfederalizmi ve bunun demokratik ilişki ve ittifak politikaları."
Yanıtlanması gereken sorular
Konuşmasının devamında Ruşen Seydaoğlu demokratik bir cumhuriyetin oluşması için zihniyet dönüşümünde olması gerekenler hakkında şu soruları yöneltti:
"* Asıl mesele şu, diğer ötekiler bilinçli ya da bilinçsiz ulus devletlerin kadın düşmanı sisteminde ısrar mı edecekler yoksa bu meselenin turnusolünün kadın özgürlükçülük olduğuna denk bir tutum mu alacaklar? Bizim açımızdan bu tutum demokratik cumhuriyetin inşa edilip edilmeyeceğinin de cevabını oluşturuyor.
* Kadınlar yerine söz kurmaktan vazgeçecekler mi mesela Ya da bir kadın doğrudan ya da örtülü olarak fiziksel, cinsel, psikolojik şiddet uyguladıklarını söylediklerinde özeleştirel yaklaşıp sorumluluk alacaklar mı? Kadına karşı işlenmiş suçları topluma karşı işlenmiş suçlar gibi görüp tavır alacaklar mı?
* Pozitivist bilimin kadın bilgisini, yaşam deneyimini ve üretimlerini ters yüz eden, küçük gören yaklaşımına meydan okuyabilecekler mi?
* Masada kadınlar da olsun diye en az kendilerinin olması gerektiğini düşündükleri kadar pratik mücadele yürütebilecekler mi?
* Olası bir anayasa düzenlemesinde Kürt kadınlar ‘bizler anayasal ve yasal olarak tanınmak istiyoruz’ ya da ‘komün sistemiyle cumhuriyete katılmak istiyoruz’ dediklerinde bu onların da talebi haline gelecek mi?
* Ortak mücadele zeminlerinde farklı hiyerarşik eğilimlerini, yaş, deneyim vb. bir tarafa koyup bir adım geri atıp kadınlara alan açacakları mı, kadınların siyasete katılımı, yetki ve karar verme inisiyatifini paylaşabilecekler mi?
* Kadınların kendi sistemlerini kurdukları gibi diğer ötekiler de yalnızca siyasal süreçlere müdahale eden değil, aynı zamanda yeni bir toplumsallığın değerlerini, normlarını ve kurumlarını inşa eden pratikler açığa çıkarabilecekler mi?
* Yalnızca temsil mekanizmalarının genişlemesine değil, farklı toplumsal kesimlerin kendi öz örgütlülüklerini geliştirmesinin de mücadelesini verebilecekler mi? Kadın hareketleri, emek örgütleri, ekoloji mücadeleleri, gençlik hareketleri ve farklı kimlik gruplarının mücadelesinin aynı inanç ve kararlılıkla savunulması ve gelişmesine katılacaklar mı?"