Kürt kadını özgürlüğün kolektif bir hak olduğunu kanıtladı

Kürt kadınlarının ulusal direniş, toplumsal dönüşüm ve kadın özgürlük mücadelesindeki rolü, özgürlüğün ancak kadınların eşit katılımıyla mümkün olduğunu ortaya koyuyor.

JOYA HADŞİTİ*

Haber Merkezi- Kürt meselesi yalnızca bir toprak anlaşmazlığı değildir; uzun süre isim, dil ve aidiyet hakkından mahrum bırakılmış bir halkın hikayesidir. Bu, dimdik ayakta duran dağların, politikaların silmeye çalıştığı fakat daha da belirginleşen bir kimliğin ve yasaklanan şarkıların özgürlük marşına dönüşmesinin öyküsüdür. Kürtler, tüm halkların talep ettiği şeyden fazlasını istemedi: Seslerinin duyulmasını ve hikayelerinin başkalarının kalemiyle değil kendi elleriyle yazılmasını.

Bu hikâyenin merkezinde ise Kürt kadını, erkeğin gölgesi olarak değil, mücadelenin temel direklerinden biri olarak durmaktadır. Kürt kadını hiçbir zaman halkının acılarına seyirci olmadı; acının da direnişin de ortağı oldu. Savaş dayatıldığında silahı taşıdı, göç dayatıldığında çocuğunu taşıdı, okullar yasaklandığında dili hafızasında taşıdı. O; çocuklarını toprağa sevgiyle yetiştiren anne, dağları koruyan savaşçı ve kimliği kalemle savunan aydındı.

Devrimi, çifte devrimdi

Kürt kadını iki baskıyla aynı anda yüzleştiği için özgürlüğün sembolüne dönüştü: işgalin baskısı ve katı geleneklerin baskısı. Bu nedenle devrimi çifte bir devrimdi: hem vatan için hem kendisi için. Mülteci çadırlarından savaş meydanlarına, halk türküsünden siyasi söyleme kadar uzanan yolculuğunda yalnızca bir kurban olmadığını, tarih yazan bir özne olduğunu kanıtladı.

Kürt meselesi özünde adalet ve insan onuru meselesidir; kadınların bu meseledeki rolü ise ne tali ne de geçicidir. Bu rol, halkların ancak kadınlarıyla birlikte özgürleşebileceğinin kanıtıdır. Kürt kadını tarihini yalnız gözyaşıyla değil; sabırla, bilinçle ve özgürlüğün bir gruba ait ayrıcalık değil kolektif bir hak olduğu ısrarıyla yazdı.

Kürt kadınının simgeselliği saç örgüsünde de görünür olur; saçtan, sabırdan ve hafızadan örülmüş o örgüde. Örgü yalnızca kadınsı bir süs değil, annelerin ve ninelerin tarihini taşıyan bir aidiyet ve kimlik işaretiydi. Düğünlerde bağlandı, savaşlarda sıkıca sarıldı, bazen baskı korkusuyla gizlendi, bazen Kürt kültürünü silmek isteyenlere karşı gururla sergilendi. Kürt saç örgüsü direnişin simgesine dönüştü; her tutamı yakılmış bir köyün, yasaklanmış bir şarkının ya da unutulmaya direnen bir dilin hikâyesini anlatır gibiydi. Bu yalnızca örülmüş saç değil, sessiz bir bayraktır: “Biz buradayız, kadınlarımızın örgüleri gibi kopmaz ve kırılmazız.”

‘Zayıf kadın’ kalıbı kırıldı

Kadın artık mücadelenin temel bir ortağıdır; Kürt meselesi kadına siyasi bir ses, savaşçı, aydın ve karar verici olma alanı açtı; daha önce hem toplum içinde hem de büyük çatışmaların gölgesinde marjinalleştirilmişken.

Kürt meselesi aynı zamanda “zayıf kadın” kalıbını kırdı; Kürt kadını toprağını ve kimliğini savunan bir direniş figürü olarak ortaya çıktı ve vatanın özgürlüğü ile kadının özgürlüğü arasında bağ kurdu. Çünkü toplumun yarısı zincirliyken özgürlük tamamlanamaz.

Siyasi, kültürel ve askeri alandaki katılımıyla kadın karar alma merkezlerinde yer edindi; acısını özel bir mesele olmaktan çıkarıp kamusal bir davaya dönüştürdü. Böylece Kürt meselesi yalnızca bir çatışma alanı değil, kadınların güçlenmesinin aracı ve toplum ile tarihteki rollerinin yeniden tanımlanmasının bir yolu hâline geldi.

*Lübnan’daki Jineoloji Akademisi üyesi