Komutan Tolhildan Cûdî, Şêx Meqsûd direnişini anlattı

Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de 42 bin çeteye karşı verilen direnişi anlatan Komutan Tolhildan Cûdî, “Şêx Meqsûd direnişi bizim için bir tarih olacaktır” diyerek, mahallede son ana kadar fedai bir duruş ve güçlü bir birlik olduğunu vurguladı.

BÊRÎVAN ÎNATÇÎ

Hesekê – Alevlerin yükseldiği sokaklarda, tank mermilerinin gürültüsü çocukların ayak seslerine karışırken Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê bir kez daha teslim olmayı reddetti. Günlerce süren kuşatma, ağır silahlar, açlık ve türlü engellere rağmen geri çekilmek yerine halk, kendi iradesiyle kendini savundu. Gençlerden yaşlılara, kadınlardan çocuklara kadar herkes; kimi barikatlarda nöbet tutarak, kimi yaralıları taşıyarak, kimi de direniş sesini yükselterek bu tarihi direnişin bir parçası oldu.

Bu direniş yalnızca askeri bir savunma değildi. Ön saflarda yer alan, fedakarlıklarıyla direnişi örgütleyen ve yönlendiren kadınlarla birlikte bu duruş, Rojava Devrimi’nin kadın özgürlük çizgisinin Şêx Meqsûd sokaklarındaki temsiliydi. Teslim olmayı reddedenler yalnızca silah taşıyanlar değildi, ekmeğini evinde paylaşan, yaralıları kucaklayan ve “biz buradayız” diyen herkes bu direnişin parçasıydı. İşte bu söz, bu direnişin sloganı oldu.

Altı gün boyunca kuşatma altında kalan mahallelerde, kalaşnikoflarla tanklara karşı duran birçok kişi bir kez daha gösterdi ki irade silahlarla kırılamaz. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’de yaşananlar, savaşın karanlığında parlayan bir gerçeklik olarak kayda geçti. Bu topraklarda teslimiyet yoktu, yaşamı, onuru ve birlikte yaşama iradesini savunan insanlar vardı.

Her iki mahallenin savaşçılarının, cihatçı Heyet Tahrir el-Şam çeteleri ile Türk devletine bağlı 42 bin kişilik güce, onların tanklarına, toplarına ve SİHA’larına karşı sürdürdüğü 6 günlük direnişin ardından, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê direnişinde yaralananlar Kuzey ve Doğu Suriye’deki hastanelere sevk edildi.

Yaralıları görmek için hastaneye gittiğimizde, direnişleriyle ölümü yenen savaşçıların kararlılığı dikkatimizden kaçmadı. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinin komutanı Tolhildan Cûdî, direnişin aşamalarından ve mahalle halkı ile savaşçıların fedakar duruşundan söz etti.

‘Devrimci Halk Savaşı orada başladı’

Tolhildan Cûdî, direnişten aldığı güç ve yüzündeki gülümsemeyle bizi karşıladı ve sözlerine şöyle başladı: “Şêx Meqsûd halkımıza ait bir gerçeklik var. Halep direnişi bir ya da iki yıllık bir direniş değildir, 14 yıllık bir direniştir. Şêx Meqsûd direnişinin tarihi, Rojava Devrimi’nin bütün direnişine mührünü vurmuştur. Devrimci Halk Savaşı orada başladı. O alandaki güçler, askeri güç ile halk gücünün birleşimiyle bugüne kadar, tam 14 yıldır direniyor. Bu direnişin kaynağını da halktan aldı, çünkü halk, savaşçılarından vazgeçmedi. Özellikle son dönemde, Baas rejiminin çöküşünden sonra ve Colani öncülüğündeki HTŞ’nin ortaya çıkmasıyla birlikte ağır bir kuşatma yaşandı. Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri geniş alanlar değil, çevresi tamamen kuşatılmış durumda.”

‘Bütün bunlar Türk devleti eliyle yapıldı’

Tolhildan Cûdî, her iki mahallede halkların birlikte yaşamından söz ederek, “Bu mahallelerde sadece Kürt halkı yaşamıyor. Arap, Süryani ve Türkmen halkları da var. Şêx Meqsûd’da insanlar arasında bir ayrım ya da farklılık yok, herkes kardeşçe, birbirine sahip çıkarak birlikte yaşıyor. Tüm bu ağır yaşam koşullarına ve kuşatmalara rağmen, halkın isteği ve talebi her zaman birlikte yaşamaktı. Ekonomik olarak mahalleye hiçbir temel ihtiyaç girmesine izin verilmedi. Kış dönemlerinde Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye mazot girişine engel koydular. Amaçları bu halkı kırmak, göçe zorlamak ve Şêx Meqsûd halkını dağıtmaktı. Çok sinsi ve zor bir politika uygulandı. Ama bu, Türk devletinin politikasıdır. Bütün bunlar Türk devleti eliyle yapıldı. Halkı bölmek, aç bırakmak ve göçe zorlamak isteyen Türk devletidir. Biz ayrıca DAİŞ’in saldırı süreçlerini de gördük. DAİŞ, en üst düzeyde saldırı yapabilecek bir güç değildi. Ancak son dönemde, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê direnişine karşı gelen binlerce askerin uyguladığı savaş tarzı, Türk devletinin askeri tarzıdır. Gelir, vurur ve ardından küçük timler halinde mevzilenir, bu, Türk devletinin yöntemidir” sözlerine dikkat çekti.

‘Halkla birlikte mahalleyi savunduk’

Saldırılarda yer alan çetelerin tamamının paralı askerlerden oluştuğunu ve farklı milletlerden olduğuna belirten Tolhildan Cûdî, “Türk, Afgan, Çeçen ve birçok farklı milletten gelmişlerdi. Biz, Şêx Meqsûd’un Savunma Güçleri olarak sayıca çok fazla değildik. Halkla birlikte mahalleyi savunduk. Biz bin kişiydik diyelim, onlar yüzbinlerce olarak saldırdı. Ama orada ne olursa olsun, direniş arkadaşlarımızın kişisel cesaretiyle öne çıktı. Oradaki halk ve savaşçılar asla teslim olmadı. Herkes fedakarca savaştı ve canını ortaya koydu. Arkadaşlarımız Denîz ve Ziyad’ın şahsında bu direniş öne çıktı. Tüm direnişçiler, ‘Ölüm bir kez yaşanır ve olacaksa onurlu olmalıdır’ dediler. Her arkadaş, her savaşçı, her çocuk, her yaşlı bu ruhla mücadeleye katıldı. Onların tüm düşüncesi ve iradesi buydu” ifadelerinde bulundu.

‘Direniş içinde olanlar hiçbir zaman teslim olmayı düşünmedi’

Direnişten ve halkın büyük fedakarlığından söz eden Tolhildan Cûdî, “Yaşanan anlar çok değerliydi. Saldırılar çok farklı ve çok zorluydu, adeta her yandan üzerimize geliniyordu. Direnişin içinde olanlar hiçbir zaman ölüm korkusu yaşamadı, hiçbir zaman teslim olmayı düşünmedi. Teslim olmamak için canlarını ortaya koydular. Üstelik elimizde ağır silahlar da yoktu. Arkadaşlarımız kalaşnikoflarla tanklara karşı savaştı. Normalde bir tankla savaşabilmek için farklı ve ağır silahlara sahip olmak gerekir. Bizde böyle silahlar yoktu. Ama yine de o tanklar, halkın ve savaşçıların yüreğine korku salamadı” sözlerine vurgu yaptı.

‘Bu direnişi başlatanlar kadınlardı’

Tolhildan Cûdî, direniş sırasında tanklara karşı duran onlarca savaşçının cesurca görevlerini yerine getirdiğini ve mahalledeki ortak yaşamı korumak için hayatlarını ortaya koyduklarını şu sözlerle anlattı: “Birçok fedakar arkadaş öne çıktı ve gözlerimizin önünde canlı canlı kendi bombalarını elleriyle tutup, ‘Kendimizi tankın içine atacağız’ dediler. Bu bir ruhtu, fedakarlıktı. Savunma güçlerimizin bulunduğu noktalarda düşman mahalleyi kuşatmıştı. Kuşatma sonrası düşman teslim olmamızı istedi. Ama kimse boyun eğmedi. Bu direnişi başlatanlar kadınlardı. Teslim olmayı reddedenler de kadınlardı. Ve onların yanında genç savaşçılar da vardı. Gerçekten savaş tarzını uygulayabilmek ve öne çıkmak gerektiğinde, bu öncülük heval Ziyad’ın şahsında ortaya çıktı; o, arkadaşlığı ve cesaretiyle öne geçti. Gerçekten yaşanan anlar acı doluydu. Ama aynı zamanda maneviyat, yoldaşlık, sevgi, fedakarlık ve fedailik yaşanmış bir gerçeklikti. Bu inkar edilemez, çünkü çok büyük bir çaba vardı. Herkes ‘son ana kadar savaşacağız ve bu düşmana asla teslim olmayacağız’ dedi. Bu kararlılık hem bir çocuğun şahsında hem de yaşı ilerlemiş bir insanın şahsında vardı.”

‘İçeridekileri teslim almak ve katletmek için gaz attılar’

Hastaneye yönelik yaşanan saldırıya da değinen Tolhildan Cûdî, “En sonunda hastanedeydik. Dünyadaki tüm kurallara göre hastanelere saldırı yapılmaması gerekir. İçerisinde bu kadar çok yaralının, bu kadar çok şehidin ve halkın bulunduğu bir hastaneye saldırdılar. Gidip gelip roketlerle vuruyorlardı. Tanklarla, dronlarla, SİHA’larla saldırdılar. İçeridekileri teslim almak ve katletmek için gaz attılar. Ama buna rağmen kimse gözünü kırpmadı, kimse korkmadı. Ne Şêx Meqsûd halkının yüreğinde korku vardı ne de tek bir yoldaşın yüreğinde” ifadelerinde bulundu.

Hüzünlendiren anılar…

Tolhildan Cûdî, direniş sırasında savaşçılara güç veren bir anıyı anlatarak, “Bazen savaşın içinde öyle anlar olur ki bir sessizlik çöker. O sessizlikte insan gerçekten ne olduğunu, ne olacağını, nasıl gelişeceğini düşünür. Söylenen sözler, katılımlar büyük etki yaratır. Bazen olumlu, bazen de olumsuz etkiler olabilir. Mahalleye yönelik saldırılar çok ağırdı. Arkadaşlar çatışmanın içindeydi, bazı arkadaşlarımız da aşağıdaydı. Ben de etrafıma baktım, bir sessizlik vardı. Çatıya çıktım ve ‘Yaşasın Şêx Meqsûd direnişi’ diye haykırdım. Bir baktım, her yerden sesler yükseldi. Tüm yoldaşlar sanki böyle bir anı bekliyordu. Sonra telsizden yoldaşlar sordu: ‘Ne oluyor orada?’ Ben de ‘Biz Şêx Meqsûd’un çocuklarıyız, Şêx Meqsûd’u savunmak zorundayız’ dedim. Bu slogan insana bambaşka bir duygu veriyor. Asla unutulmaz. Güçlerimiz ve halkımız direnişleriyle her zaman örnek olacaktır” sözlerine vurgu yaptı.

‘Arap halkı da bizim yanımızdaydı’

Şêx Meqsûd, yüzlerce savaşçısıyla altı gün boyunca 42 bin çeteye karşı direndi. Tolhildan Cûdî, halklar arasında ayrım yaratmaya çalışan politikalara karşı uyarıda bulunarak şunları söyledi: “Bu savaş altı gün sürdü. Sonunda, büyük fedakarlıklarla ilerleyen bir direniş ortaya çıktı. Bu, bizler için aynı zamanda daha büyük savaşlara da hazır olduğumuzu gösterdi. Biz ‘Arap ya da Kürt’ demiyoruz. Birçok Arap arkadaşımız mevzilerde savaştı. Arap halkı da bizim yanımızdaydı. Bu, halklar arasında herhangi bir ayrım yaptığımız anlamına gelmez. Arap halkından birçok kişi bize katıldı, silah aldı ve düşmana karşı bizimle birlikte savaştı. Kimse bu tür propagandalara inanmasın. Şu anda bazı politikalar ‘Arap şöyle yaptı, Kürt böyle yaptı’ diyerek halklar arasında ayrım yaratmaya çalışıyor. Biz yıllardır birlikte yaşıyoruz ve amacımız, halklar arasında ayrım ya da farklılık yaratmadan ortak bir anlayışı sürdürebilmektir. Şêx Meqsûd’da da halklar arasında hiçbir ayrım yoktu. Biz bunu kendi gözlerimizle gördük ve birlikte yaşadık.”

Tolhildan Cûdî, “Şêx Meqsûd direnişi bizim için bir tarih olacaktır” diyerek, mahallede son ana kadar fedai bir duruş ve güçlü bir birlik olduğunu vurguladı. Tolhildan Cûdî, “Halkımız görevini yerine getirdi, biz de halkımıza karşı görevimizi yerine getirdik. Herkese başarılar diliyorum ve bir kez daha söylüyorum: Yaşasın Şêx Meqsûd direnişi, yaşasın Şêx Meqsûd direnişi” diyerek sözlerini noktaladı