'Kadınlar parlak sloganlar değil, somut adımlar bekliyor'

Tunus’ta kadınların yasal kazanımlarına rağmen şiddet, işsizlik, ücret eşitsizliği ve karar alma mekanizmalarından dışlanmayla karşı karşıya olduğunu belirten Takwa El-Falhi, “Kadınlar bugün parlak sloganlar değil, somut adımlar bekliyor” dedi.

İHLAS HAMRUNİ

Tunus – Tunus’ta Ulusal Kadınlar Günü, kadınlara önemli yasal haklar kazandıran Kişisel Statü Kanunu’nun 1956’da kabul edildiği 13 Ağustos’ta kutlanıyor. Kadın hakları alanında Tunus’u Arap ve Afrika dünyasında öncü ülkelerden biri haline getiren yasa, aradan geçen yıllara rağmen kadınların karşı karşıya olduğu toplumsal, ekonomik ve hukuki sorunları ortadan kaldırmadı. Bu nedenle 13 Ağustos, elde edilen kazanımlar kadar kadınların bugün yaşadığı sorunların da gündeme geldiği bir gün olarak öne çıkıyor.

Konuyla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulunan Tunus’un Kasserine kentinden gazeteci Takwa El-Falhi, Tunus’ta Ulusal Kadınlar Günü’nün özellikle kırsal ve iç bölgelerde yaşayan kadınların karşı karşıya olduğu sorunları gölgeleyen sembolik bir kutlamaya dönüştüğünü belirtti. Takwa El-Falhi, “Ulusal Kadınlar Günü, çeşitli etkinlik, kutlama ve girişimlerle anılan bir güne dönüştü. Ancak kırsal bölgelerde ve bazı kentlerde Tunuslu kadınların acı gerçekliğini gizliyor” dedi.

Kişisel Statü Kanunu, Tunuslu kadınlar açısından yasama alanında bir devrim ve tarihsel bir kazanım olduğunu belirten Takwa El-Falhi, yasanın en önemli kazanımları arasında çok eşliliğin yasaklanması, boşanmanın mahkeme kararıyla gerçekleşmesi ve evlilik yaşının 18 olarak belirlenmesinin bulunduğunu söyledi. Ancak özellikle iç bölgeler ve kırsal alanlarda yasa ile uygulama arasında ciddi bir fark olduğuna dikkat çeken Takwa El-Falhi, gelenek ve görenekler ile adalete erişimde yaşanan sorunların kadınların haklarını elde etmelerini zorlaştırdığını, büyük kentlerde ise durumun farklı olduğunu ifade etti.

Siyasi irade eksikliği yasanın uygulanmasını engelliyor

Yasaların uygulanmasının önündeki engellere değinen Takwa El-Falhi, sözlerine şöyle devam etti:

“Bazı yasaların uygulanmasındaki gecikmenin birçok nedeni var. Bunların başında siyasi irade eksikliği geliyor. Devlet, 13 Ağustos’ta Kişisel Statü Kanunu’nun kazanımlarını kutlamakla yetiniyor, ancak mirasta eşitlik gibi toplumsal tartışmalara yol açabilecek düzenlemelerin hayata geçirilmesini göz ardı ediyor. Kişisel Statü Kanunu’nun 23. maddesinde hala erkeğin aile ya da evin reisi olduğu belirtiliyor. Oysa 1993’te yapılan değişiklikle eşler arasında işbirliği ilkesi kabul edildi. Buna rağmen ‘reis’ ifadesinin korunması, eşitsiz bir anlayışı yansıtıyor ve kadını hukuken erkeğe bağımlı hale getiriyor.

Kanunun 23. maddesi, erkeği ailenin geçimini sağlamakla yükümlü tutarken, mal varlığı bulunan kadının da aileye katkıda bulunmasını öngörüyor. 31. madde, boşanma nedeniyle zarar gören kadına maddi ve manevi tazminat hakkı tanıyor. 53. mükerrer madde ise nafaka ödemekten kaçınanlara yaptırım uygulanmasını düzenliyor. Ancak asıl sorun uygulamada ortaya çıkıyor. Kadınlar, özellikle nafaka konusunda yasal haklarını mahkeme yoluyla elde etmekte zorluk yaşıyor. Üstelik yasa, çalışan ve çalışmayan kadın arasında herhangi bir ayrım yapmıyor.”

Diğer nedenlerden biri olarak Kişisel Statü Yasası etrafındaki tarihsel tartışmalara dikkat çeken Takwa El-Falhi, “Bu yasa, dokunulamayacak kutsal bir devrimci metne dönüştürüldü. Bu durum, üzerinde ciddi bir değişiklik tartışması yürütülmesini engelliyor ve uygulamanın gecikmesinin nedenlerinden biri haline geliyor. Ayrıca Tunus’ta kadın ve hak örgütlerinin sayısı fazla olmasına rağmen baskı güçleri hala sınırlı. Çünkü devlet, kadın hareketlerini karar alma süreçlerine veya gerekli reformların tartışılmasına dahil etmiyor ve bu hareketlerin çalışmalarını desteklemiyor” ifadelerinde bulundu.

Yasalara rağmen şiddet artıyor

2017 yılında çıkarılan Kadına Yönelik Şiddet Yasası’na da değinen Takwa El-Falhi, yasanın yürürlükte olmasına rağmen şiddet vakalarının yüksek, ihbar oranlarının ise düşük olduğunu belirtti. Takwa El-Falhi, “Kadınlar konusunda devlet çoğunlukla uygulamada etkili bir karşılık bulmayan yasalar çıkarmakla yetiniyor. 2017’de çıkarılan Kadına Yönelik Şiddet Yasası, şiddet kavramını fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ve siyasi şiddeti kapsayacak şekilde genişletti. Şiddeti yalnızca aile içi değil, toplumsal bir suç olarak tanımladı ve aileyi koruma gerekçesiyle cezaların hafifletilmesi anlayışını ortadan kaldırdı. Ancak gerçekler, açılan davaların şiddet vakalarının yalnızca küçük bir bölümünü oluşturduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu.

Takwa El-Falhi, yasanın etkin biçimde uygulanmasının önündeki engelleri şöyle sıraladı:

“Gelenekler ve toplumsal damgalanma korkusu nedeniyle ihbar oranları düşük. Bunun yanı sıra adalete duyulan güvenin zayıf olması, yeterli koruma ortamları ve sığınma merkezlerinin bulunmaması, kadınları desteklemek ve korumakla görevli kurumların psikolojik desteğinin yetersiz kalması da önemli sorunlar arasında. Bazı durumlarda adli makamların faillere karşı müsamahakar davranması ve cezasızlık kültürünün devam etmesi de yasaların etkin biçimde uygulanmasını engelliyor. Tüm bunlar, hükümetin yasaları sahada uygulama konusunda yeterince ciddi olmadığını gösteriyor.”

Takwa El-Falhi, resmi söylem ile kadınların gerçek yaşamı arasındaki farkın en belirgin göstergelerinden birinin ücret eşitsizliği ve karar alma mekanizmalarına erişimde yaşanan sorunlar olduğunu dile getirdi. Takwa El-Falhi, “Resmi söylem kadınları homojen bir grup olarak ele alıyor ve sanki tüm kadınlar elde edilen yasal kazanımlardan eşit ölçüde yararlanmış gibi bir tablo çiziyor. Oysa bu doğru değil” dedi.

Kırsalda yaşayan kadınlar çifte dışlanmayla karşı karşıya

Kırsal bölgelerde yaşayan kadınların çifte dışlanmayla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Takwa El-Falhi, bu kadınların tarım sektöründeki iş gücünün yüzde 77’sini oluşturmasına rağmen çoğunlukla sözleşmesiz ve sosyal güvenceden yoksun çalıştığını, erkeklerden daha düşük ücret aldığını belirtti. Takwa El-Falhi, kadın işsizliğinin, özellikle yükseköğrenim mezunları arasında, erkeklere kıyasla çok daha yüksek seviyelerde seyrettiğine dikkat çekti.

Miras konusunda ayrımcılığın sürdüğünü ve bunun kadınların ekonomik bağımlılığını pekiştirdiğini dile getiren Takwa El-Falhi, kadınların konut ve toprak mülkiyetindeki payının da düşük olduğunun altını çizdi. Karar alma mekanizmalarında ise kadınların kamu görevlerinde önemli bir varlık göstermesine rağmen üst düzey yönetici pozisyonlarının büyük ölçüde erkeklerin elinde olduğunu sözlerine ekleyen Takwa El-Falhi, kadınların karar alma merkezlerine ulaşmasının önünde çeşitli engellere vurgu yaptı.

‘Kişisel Statü Yasası’nın 23. maddesi gözden geçirilmeli’

Takwa El-Falhi, kadınların yaşadığı sorunlara ve atılması gereken adımlara ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“Resmi söylem, geçmişte elde edilen kazanımların arkasına saklanarak bu engel ve zorlukları gizliyor. Tunuslu kadınların bugün yaşadığı acı gerçekliği görmezden geliyor ve kadınların karşı karşıya olduğu ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri kabul etmiyor. Kadınların kazanımlarını gerçek ve uygulanabilir haklara dönüştürmek için bir dizi adım atılması gerekiyor. Öncelikle eşitliğe ilişkin yasalar, özellikle mirasta eşitlik hayata geçirilmeli ve Kişisel Statü Yasası’nın 23. maddesi gözden geçirilmeli. Kadına Yönelik Şiddet Yasası’nın uygulanması güçlendirilmeli, sığınma merkezleri oluşturulmalı, kadınlara hukuki ve psikolojik destek sağlanmalı ve failler hakkındaki cezalar ağırlaştırılmalı.

Bunun yanı sıra kadın işsizliğiyle mücadele edilmeli, tarım sektöründe çalışan kadınların koşulları iyileştirilmeli ve kadınların karar alma mekanizmalarına erişimi güvence altına alınmalı. Eşitlik kültürünün yaygınlaştırılması, kadınların hakları konusunda farkındalığın artırılması ve kadın ile hak hareketlerinin desteklenmesi de büyük önem taşıyor. Bu hareketlerin değişim yaratma ve karar alma süreçlerini etkileme kapasitesi güçlendirilmeli.”

Sözlerinin sonunda Kadınlar Günü’ne değinen Takwa El-Falhi, “Kadınların hala karşı karşıya olduğu ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler devam ettiği sürece Kadınlar Günü kutlamaları şekli olmaktan öteye geçemez. Kadınlar hala adil bir ücret, yönetici pozisyonları ve gerçek bir hukuki korumaya erişmekte zorluk yaşıyor. Kutlamalar ve uygulanmayan yasalar tek başına yeterli değil. Tunuslu kadınların durumunu iyileştirmek için toplumsal kültürün değişmesi ve siyasi iradenin ortaya konulması gerekiyor. Bugün kadınlar parlak sloganlar değil somut adımlar, kağıt üzerindeki teoriler değil gerçek bir uygulama bekliyor” dedi.