Kadın hakları savunucuları: Adalet için dayanışmayı büyütmeliyiz
NADA’nın düzenlediği panelde konuşan kadınlar, cinsel şiddet, zorla yerinden edilme, işkence, kadın katliamları ve siyasi dışlanmanın arttığını, çözümün ise “ortak mücadele” olduğunu dile getirdi.
Haber Merkezi- "Adalet, özgürlük ve barış için bölgesel bir mücadeleye doğru" sloganıyla Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesel Demokratik Kadın Koalisyonu (NADA) tarafından 29 Kasım’da Zoom üzerinden bir panel düzenlendi. Panelde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kadınların durumu ele alınırken, kadınların sesini kısmayı hedefleyen şiddete karşı adalet için feminist mücadelenin, direnişin ve dayanışmanın önemi tartışıldı.
‘Kıtlık ve toplu ihlallerin ortasında kadınlar ateş hattında’
Katılımcı aktivistler, ‘Jin jiyan azadî’ devriminin çizgisinde dayanışma yürüyüşünün sürdüğünü belirtti. Sudanlı avukat ve aktivist Azza Hasan, konuşmasında “Sudan’daki kadınların durumu özellikle Hızlı Destek Kuvvetleri’nin baskısı ve kuşatma nedeniyle ağır bir tablo oluşturuyor; kıtlık artık herkesin yaşadığı bir gerçeklik ve sivilleri kurtarmak için kimse harekete geçmiyor” dedi.
Yıllardır süren çatışmalarda kadınların yaşadığı trajedilerin benzeri görülmediğini belirten Azza Hasan, çatışan tarafların kadın bedenlerini bir silah ve intikam aracı olarak kullandığını, şiddetin özellikle “toplu tecavüz” düzeyine vardığını ifade etti.
Kadınların her açıdan ateş hattında yaşadığını vurgulayan aktivist, silahlı çatışmaların kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekti ve kadınlara yönelik şiddet, baskı ve otoriterliğe karşı bölgesel feminist mücadelenin güçlendirilmesinin hayati olduğunu söyledi.
‘Savaştan etkilenenlerin yüzde 70’i kadınlar ve çocuklar’
Filistinli Avukat Luna Arikat, Filistin’de kadınların yaşam hakkının ve yaşamın anlamının ellerinden alınma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyleyerek, “Bir annenin bir sayıya, bir ailenin kayıp isimlere dönüştüğü, kampın artık ev haline geldiği ve geçim yollarının neredeyse imkânsızlaştığı bir ortamda yaşamak, başlı başına bir direniştir” dedi.
Luna Arikat, Gazze’deki Kadın İşleri Merkezi ve BM Kadın Birimi'nin raporlarına göre 2024 sonuna kadar 12 bin 500’den fazla Filistinli kadının katledildiğini, bunların 9 bininin anne olduğunu belirtti. Bu durumun binlerce çocuğu bakımsız ve sahipsiz bıraktığını vurguladı.
Luna Arikat sözlerine şöyle devam etti: “Uluslararası örgütlerin açıklamalarına göre savaşın kurbanlarının yaklaşık yüzde 70’i kadınlar ve çocuklardan oluşuyor. Filistinli kurumların verilerine göre Gazze’de 1 milyon 100 binden fazla kadın ve kız çocuğu göç etmek zorunda kaldı; Batı Şeria’da ise 32 bin kadın yerinden edildi.
BM, 2024 yılında Gazze’yi ‘kadınların yaşamı için dünyanın en tehlikeli yeri’ olarak tanımladı. Bu yalnızca bombardıman nedeniyle değil, aynı zamanda gıda yetersizliği, sağlık hizmetlerinin çökmesi, güvenlik eksikliği ve hukuki sistemin tamamen dağılması nedeniyle gerçekleşti.”
Luna Arikat ayrıca Filistinli kadın tutuklulara yönelik cinsel şiddet, zorla çıplak arama, tecavüz tehdidi, kasıtlı tıbbi ihmal ve üreme sağlığına yönelik saldırılar gibi ağır ihlallerin uluslararası raporlarla belgelendiğini belirterek bunun BM’nin yeni tanımladığı “üreme şiddeti” kapsamında değerlendirildiğini söyledi.
Bu koşullar karşısında kadın dayanışmasının ve ortak mücadele hattının güçlendirilmesinin Luna Arikat önemine vurgu yaptı.
İftihan el-Meşheri’nin katledilmesi: Erkek şiddetinin uç örneği
Yemenli feminist aktivist Sabah el-Şarabi ise Yemen’de yıllardır kadınlara yönelik şiddetin tehlikeli biçimde arttığını, silahlı çatışmalar ve politik istikrarsızlığın kadınlar için son derece güvensiz bir ortam yarattığını söyledi.
Aktivist, geçtiğimiz yıllarda katledilen kadın hakları savunucusu İftihan el-Meşheri’nin cinayetinin, sadece siyasi bir suikast değil, kadınların kamusal alana çıkmasına yönelik bir cezalandırma olduğunu belirterek, “Bu cinayet, kadınları korkutmayı, kamusal alandan dışlamayı ve ataerkil sınırları yeniden çizmeyi amaçlayan bir mesajdı” dedi.
Sabah el-Şarabi, İftihan el-Meşheri’nin yolsuzluk, ayrımcılık ve tacize karşı mücadele eden güçlü bir kadın olduğunu, katledilmesinin kadın mücadelesini durdurmak için açık bir tehdit niteliği taşıdığını söyledi.
Sabah el-Şarabi, kadınlara yönelik şiddet ve baskıya karşı daha fazla dayanışma, hukuki destek, koruma merkezleri, erken yaşta evliliğin ve insan ticaretinin engellenmesi, psikolojik destek ve bilinçlendirme çalışmaları çağrısında bulundu.
Kadınlar kaçırma, esir alma ve siyasi dışlanma arasında
Suriye Kadın Meclisi temsilcisi Lama Ali ise, “geçici hükümet” adı altında yönetimi ele geçiren Colani güçlerinin kadınlara yönelik kaçırma, esir alma ve sistematik baskıları artırdığını belirtti. Kadınların devrimdeki rolünün tanınmadığını, parlamento ve yürütme kurumlarında kadın temsiliyetinin yok denecek kadar az olduğunu söyleyen Lama Ali, kadınların kamusal alanı korku alanına dönüştüren bir baskı altında yaşadığını ifade etti. Lama Ali, tüm buna rağmen mücadelenin sürdüğünü ve özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’deki kadın örgütlenmesinin ilham verici bir örnek oluşturduğunu vurguladı.
Lama Ali, kadınların bölge genelinde yaşadığı sorunların ortak olduğuna dikkat çekerek kadın dayanışmasının ve ortak mücadelenin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.