Jineoloji Akademisi’nden Aynur Sarıca: Rojava’daki model köleliği bitirdiği için saldırı altında
Rojava özelinde kadınlara yönelik saldırıları “Kastik katillerin kadın merkezli toplumları yok etme amacı” şeklinde değerlendiren Aynur Sarıca, barış ve çözüm için kadının esas alınmasını söyledi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Rojava’da kurulan yeni yaşam modeli ulus devlet modelinin aksine “demokratik ulus sistemini” esas alarak, dünyaya örnek olan bir yaşamı ortaya koyuyor. İşgalci güçlere ve gerici zihniyetlere karşı kadın öncülüğünde gelişen Rojava Devrimi, aynı zamanda 21’inci yüzyılda halklara ilham oldu. Özerk yönetimin ilanı, eşbaşkanlık sisteminin hayata geçirilmesi, demokratik komünal yaşam anlayışı, komiteler, hukuk ve adalet sistemiyle Rojava Devrimi tüm özgünlüğüyle varlığını koruyor.
Ancak devrim sistematik bir şekilde saldırı altında. Son olarak Suriye geçici yönetimi ve Türk devletine bağlı çetelerin Rojava’ya yönelik saldırıları katliamlara neden oldu. Bu saldırılarda özellikle kadın savaşçılar hedef alındı.
Halep'te İç Güvenlik Gücü (asayiş) üyesi kadın savaşçının cenazesi bir binadan aşağı atıldı. Bir başka kadın savaşçının ise saç örgüsü kesildi. Çeteler bu görüntüler ile birer psikolojik savaş yürütmek isterken, Kürdistanlı kadınlar ve dünya halkları Rojava’yı savunmak için ayaklandı.
‘Rojava üzerinden paradigmaya saldırıldı’
Jineoloji Akademis’nden Aynur Sarıca, Rojava’ya özelde de kadınlara yönelik saldırıları değerlendirdi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Rojava’ya yönelik saldırıları “ikinci 15 Şubat komplosu” olarak değerlendirdiğini hatırlatan Aynur Sarıca, “1999 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat komplosuyla esaretin başlaması ve paradigmaya dönük ciddi bir saldırı, ulus devlete giden ciddi bir hat olarak görüldü. Aynı saldırının 27 yıl sonra Rojava’da gerçekleşmesi bir tesadüf değil. Tarihin tekerrüründe yine Kürt, Kürtlerin kazanımları ve demokratik ulus zihniyetiyle inşa edilmek istenen paradigmaya yönelik bir saldırı açığa çıktı.
Bu paradigma kadın özgürlükçü, demokratik, bütün halkların meşru ve demokratik haklarını elde ederek özerk bir yaşam süreceği bir alan sundu. Toplanan emperyal devletlerin esas yapmak istediği paradigmaya saldırı ve bu saldırıyla birlikte kendi varlığını orada inşa etmekti.”
‘Kadınlar mücadeleyle Rojava’da kazanım elde etti’
Aynur Sarıca, 2014 yılında Kobanê’ye yönelik yapılan saldırılara işaret ederek, IŞİD’in hedefinde ilk başta kadınların olduğunu belirtti. Aynur Sarıca, “Orada gördüğümüz tablo, yaşanan bütün saldırıların kadın kimliğine, kadın kazanımlarına yönelik olduğuydu. O saldırılar kadını ve kimliğini yok etmek istedi. Orada yapılmak istenen de ‘makul bir kadın’ yaratılmak istenilmesiydi. Bunlar yapılırken bir yandan da kadınlar tarafından bir direniş hattı örüldü. Direniş hattında yer alan kadınlar ‘biz kimliğimiz ve irademizle kendi özsavunmamızı gerçekleştireceğiz, burayı DAİŞ çetelerine teslim etmeyeceğiz ve kendi özgürlüğümüzü inşa edene kadar mücadele edeceğiz’ diyerek, ciddi bir mücadeleye girdi. Ve sonucunda da ciddi kazanımlar elde edildi” şeklinde konuştu.
‘Rojava’daki model köleliği bitirdiği için saldırı altında’
Aynur Sarıca, mücadeleyle ve bedeller ödenerek “kadın özgürlükçü paradigmasının” Rojava’da yaşamsallaştığını kaydederek şöyle konuştu: “Rojava dünyada örneği olmayan bir yaşam modelidir. Çocuk ve kadın hakları, demokrasi, özgür eş yaşam ve jineoloyjiyle örülen bir yaşam modeli ile bir yaşam inşa edildi. Ve bu yaşam modeline yıllardır tehditler savruluyor. Bu tehditlerin sebebi ise böyle bir yaşamın köleliği bitirebilecek bir noktada olmasıdır. Köleliğin bitmesini istemeyen köleliği dayatan zihniyet tarafından Rojava’ya saldırılar gerçekleştirdi. Kadına saldırıyor çünkü kendisini ve toplumu özgürleştirdiği noktada bunun bütün dünyaya etki edeceğini, kadının özsavunmasını kırmazsa kendisinin yok olacağını, kadın eliyle köleliğin biteceğini ve özgür eş yaşam inşasının başlayacağını biliyor.”
‘Rojava’ya saldıran zihniyet ve Türk Devleti’nin aynılığı’
Aynur Sarıca, kadın cenazelerini sergilemeye çalışan, saçlarını kesen zihniyetin sadece Rojava’daki Kürt kadınlarına değil dünyadaki bütün kadınlara bir mesaj verdiğine değindi. Aynur Sarıca, “Orada yapılanlar ‘kadının, yeri, rolü, misyonu bellidir ve bunu belirleyen bizleriz, başkaldırırsanız bunu yaparız’ mesajıydı. Bunu gören kadınlar ise saçlarını örerek, saçlarını keserek mücadeleye katıldı. Rengiyle, sesiyle, zihniyetiyle bir cevap oldu. Ve bu dünya kamuoyunda ses getirdi. Ancak Bakur’da erkek egemen zihniyetle varlığını sürdüren Türk Devleti saçını ören kız çocuklarını tutukladı, saçını örerek eyleme katılan herkes hakkında soruşturma başlattı. Saçını örüp mücadeleye katılan değil o saça tahammül etmeyenin yargılanması gerekiyor. Rojava’daki erkek egemen, militarist, ulus devletçi zihniyetin aynısını Türkiye’de de görüyoruz. Kadının yokluğundan kendini var etmeye çalışan bir zihniyetle mücadele ediyoruz” vurgusunda bulundu.
‘Kadın öz gücünü açığa çıkaracak bir mekanizma inşa etmeli’
Türkiye’de de kadının gücüne yönelik bir tahammülsüzlük olduğunu belirten Aynur Sarıca, “Ancak yaşadığımız alanda Kürt kadınının varlığı, zihniyeti, düşüncesi tamamen reddedilen bir boyutta. Özel bir alan inşa edilmiş ve o özel alan içerisinde erkeğe sınırsız yetki verilerek kadına hükmetme, her türlü caniliği yapma fırsatı tanınıyor. Kadın katliamlarına karşı ise cezasızlık politikası işletiliyor. Bugün Türkiye’de yaşanan kadın katliamlarının sebebi tam olarak budur. İnşa edilen bu zihniyet içerisinde kadın hakkını, çocuk hakkını korumaya dair bir mekanizmanın yaşadığımız ülkede olmadığını görüyoruz. Çünkü Türkiye bir kadın mezarlığına dönmüş durumda. Ve bu mezarlıkta hiçbir kadının ölümü doğal bir ölüm değil. Bu katliamın önünü açan yasalar var. Bu noktada, kadın kadının yurdu olmalı ve öz gücünü açığa çıkaracak bir mekanizma inşa etmeli” sözlerini kaydetti.
‘Öz gücümüzle komünleri inşa etmeliyiz’
Kadının öz gücünü komünal yaşamla inşa etmesi gerektiğini kaydeden Aynur Sarıca, komünal yaşama çok uzak olunmadığını vurguladı. Aynur Sarıca, “Bugün dört parça Kürdistan’a baktığımızda yaşadığımız anacıl toplumdan aldığımız miras itibariyle birbirimize uzak ve yabancı olmadığımız esasında uzaklaştırıldığımız, yabancılaştırıldığımız gerçeği açığa çıkıyor. Korunma noktasında bu kadar yetersiz bir yere bağlı olmaktansa kendi öz gücümüzle komünleri inşa etmemiz lazım. Kendi özgücüyle, kadın özsavunmasını gerçekleştireceği, ihtiyaç temelli, şiddete, tacize, tecavüze, katliama, yoksullaştırmaya komünler oluşturulmalı. Örgütlenerek özgürlüğümüzü de elde edeceğimiz bir komüne ihtiyacımız var. Bu komünlerin inşası ile toplumun bütün kesimlerine avcı kulüpler tarafından dayatılan kodlamaların ortadan kaldırılması sağlanacaktır. Bu dayatmaları ancak kadın özgürlükçü bir paradigma ile örgütlenerek boşa çıkarabiliriz” diye konuştu.
‘Binlerce yıllık zihniyetin sonucu’
Kadını köleleştiren zihniyetin tarih öncesi dönemlere dayandığına değinen Aynur Sarıca, tarih öncesi dönemlerde savaşların olmadığı ve barınma, beslenme, korunma eksenli bir yaşam olduğunu ve bu yaşamın yönetiminde kadının olduğunu hatırlattı. Neolotik dönemde anacıl topluma karşı kastik katillerin ortaya çıkışından bahseden Aynur Sarıca, bunu Kürt Halk Önderi’nin, “avcı kulüplerin açığa çıkması” olarak tanımladığını belirtti.
‘Kastik katiller kadın merkezli toplumları yok etmek istedi’
Aynur Sarıca sözlerine şöyle devam etti: “Neolotik döneme baktığımızda avcı kulüpleri kadın ve yaşam değerlerine, orada yaşayan klanlara saldırıyor, yaşama kast eden bir girişimdir bu. Bu noktada Önderlik ‘kastik katil’ tanımını ortaya koydu. Orada ki kast etme girişiminde karşısındakini düşünsel, fiziksel olarak yok etmeye yönelik bir kastın olduğunu ve bunun da öldürme eğilimli bir zihniyet olduğunu kendi manifestosunda tanımladı. Kastik katillerin çıkışıyla günümüze kadar gelen kadın merkezli anacıl toplumları yok etmeye dair bir yönelim başladı.”
Aynur Sarıca, kadını köleleştiren zihniyetin kastik katilin çıkışından başlayarak kendini beslediğinin altını çizerek, “Bugün kadını evde tecrit etmeye çalışan, ‘kadının politikada yeri yoktur, kadının mücadelede yeri yoktur, kadının sosyal hayatta yeri yoktur, kadın dediğinin sadece evde görevleriyle meşgul olması gerektiğini’ söyleyen zihniyet, binlerce yıl öncesine ait bir zihniyettir. Erkek egemen zihniyet ulus devlette vücut buldu ve kadını köle statüsünde kendine göre dizayn etmeye çalıştığı bir olgunun içine sıkıştırdı. O haliyle hükmetmeye çalışıyor. Bunun boşa çıkması için kadın örgütlenmesinin dört parça Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve dünya genelinde öz gücünün, birlikteliğinin olması gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘Barış kadının eliyle olacak’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın” birinci yıldönümünde gönderdiği mesajda kadınlar için değerlendirmelerine işaret eden Aynur Sarıca, Abdullah Öcalan’ın “Dünya devrim tarihlerinin aslında yok olmasının bir sebebi de kadının yeri ve misyonu olarak toplumsal yaşamdan kopuk olmasıydı. Ve bu kopuklukla beraber o toplumsallık yıkıldı. Kadının toplumdan kopuk olduğu bir yerde de biz yaşamdan, demokrasiden, eşitlikten bahsedemeyiz” değerlendirmesini hatırlattı.
Aynur Sarıca, “O yüzden biz kadınlar olarak Kürt Halk Önderi’nin paradigmasına sımsıkı sarılıp, bir mücadele hattı örmeye çalışıyoruz. ‘Kadının olmadığı bir yerde özgürleşmekten bahsedilemez’, ‘Mücadelenin kadınsız yürüdüğü bir yerde başarıdan bahsedilemez’ sözlerini bütün kitaplarında, savunmalarında, söyleşilerinde defalarca dile getirmiştir. Biz de tam olarak buradan yaklaşıyoruz. Kadın öncülüğünün olmadığı bir devrim gerçekleşemez. Son müzakere süreçlerinin başlamasıyla beraber Halklar Önderi’nin her fırsatta dile getirdiği ‘kadın özgürleşmesi’ kavramının burada gerçekleşmesi lazım. Çünkü somutunda tarihte yenilgiye uğranılan savaşların hepsinde bir ulus devlet ve erkek egemen zihniyet olduğunu görüyoruz” dedi. Aynur Sarıca son olarak, “Bir barış olacaksa kadının eliyle gerçekleşecektir” diye vurguladı.