Faslı kadınlar: Sömürge direnişinden yurttaşlık mücadelesine

Fransız ve İspanyol sömürgeciliğinin başlangıcından bugüne kadar Faslı kadınlar sadece tarihe tanık olmadılar; tarihin şekillenmesinde aktif rol oynadılar ve kamusal alanda ve sivil inisiyatiflerde belirgin bir varlık gösterdiler.

HANAN HARET

Fas- Faslı kadınlar, farklı yollarla sömürgeye karşı mücadelede merkezi bir rol oynadı. Hak ve onurlarını korumak için verdikleri bu mücadele, günümüzdeki rolleriyle birleşerek onları tarih boyunca güç ve direncin sembolü haline getirdi.

Faslı kadınların vatan mücadelesi, onurlarını ve haklarını savunma mücadelesinden ayrı değildi; aksine tarihsel olarak özgürlük ve yurttaşlık meseleleriyle iç içe geçti. Sömürge döneminden kritik tarihsel anlara, kolektif ve hak temelli çalışmalara kadar kadınlar, toprağı ve insanı savunmada merkezi roller üstlendi, ancak resmi anlatılarda varlıkları çoğunlukla göz ardı edildi.

Sömürgeye direnişte gizli rolleri

1912–1956 yılları arasındaki Fransız ve İspanyol sömürge döneminde Faslı kadınlar sadece direnişi desteklemekle kalmadı, aynı zamanda onun temel aktörleri oldular. Rif bölgesinde Lalla Khadija El-Alawia ve Fatma Bent Mubarak, mesaj iletme, erzak sağlama ve savaşçıları koruma görevlerini üstlendi. Büyük Atlas’ta Halima Bouhenda ve Lalla Malika, haber yayma ve örgütlenmede kilit roller oynadı; Zerrhoun’dan Amina Benkhar, ulusal bağlılığının bedelini hapisle ödedi. Bu öne çıkan isimlerin yanı sıra, zorlu koşullar altında çocukların bakımını ve korunmasını üstlenen sayısız kadın da vardı.

Bu gizli çaba, tarihsel anlatılarda çoğunlukla göz ardı edilse de direnişin sürdürülmesinde temel dayanak oldu ve günümüzde, çatışma ortamlarında kadınların yaptığı karşılıksız emeğin tanınması gerekliliği üzerine küresel feminist tartışmaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bağımsızlıktan kadın haklarına

Bağımsızlık sonrası kadınların mücadelesi, sömürgeye karşı mücadeleden sosyal ve ekonomik dışlanmaya karşı mücadeleye evrildi. Kadınlar eğitim, sosyal hizmetler ve özellikle kırsal bölgelerde okuryazarlık çalışmalarına katıldı; hükümet ve toplum arasında arabulucu rol üstlendiler. Bu dönüşüm, Faslı kadının ulusal özgürlük mücadelesinden yurttaşlık inşasına geçişini yansıtıyor.

1975’te Fas’ın Güney Bölgelerini geri almak ve toprak bütünlüğünü sağlamak amacıyla düzenlenen Yeşil Yürüyüş’e binlerce vatandaş katıldı. Kadınların bu süreçteki katılımı, sadece ulusal bir etkinliğe dahil olmak değildi; aynı zamanda kamusal alanda görünürlüklerini ve kolektif katkılarını gösteren dönüm noktası oldu.

Ancak feminist-hak temelli okumalar, bu katılımın sınırlarını ve sonuçlarını sorguluyor. Güçlü sembolizmine rağmen, bu katılım kadınlara doğrudan politik veya hak temelli kazanımlar sağlamadı; bu da sembolik tanınma ile gerçek güçlendirme arasındaki boşluğu gösteriyor.

Tarihten hak mücadelesine

Bugün birçok kadın, bu tarihi çalışmaları sivil ve hak temelli çalışmalara taşıyor. Fas Kadınları Birliği Başkanı Khadija Ahlel, kadınların tarihsel katılımının sadece sembolik bir kutlama çerçevesinde kalmaması gerektiğini; bunun yerine adalet ve hak sorularıyla ilişkilendirilmesi ve ulusal hafızanın günümüz kadın mücadelesiyle bağlanması gerektiğini vurguluyor. Khadija Ahlel, bugünkü kadın çalışmalarının doğrudan kadınların yaşamını etkileyen alanlara odaklandığını belirtiyor. Bu alanlar, şiddeti önleme, barınma sağlama, hukuki rehberlik ve ekonomik güçlendirme.

Khadija Ahlel’e göre, Faslı kadınların Yeşil Yürüyüş’teki rolü, sürekli bir mücadele hattının hatırlanması anlamına geliyor. Khadija Ahlel, “Her Yeşil Yürüyüş yıldönümünde, Faslı kadınların farklı ulusal dönemlerde üstlendiği rolü hatırlıyoruz ister yürüyüşlerde katılımlarıyla ister sömürge altındaki toprakları savunarak” diyor.

Çok yönlü mücadele

Sivil toplum aktivisti Dalila Messaid ise Faslı kadınların her zaman ülkenin meselelerinde var olduğunu ve halen varlığını sürdürdüğünü söyleyerek “Kadınların varlığı sadece sembolik değil; eğitim desteği, savunmasız grupları güçlendirme ve toplumsal değişime katılımda somut bir gerçeklik” şeklinde konuşuyor. Bu varlık, kadın hakları ile ilgili meseleleri kapsarken, sosyal adalet, sürdürülebilir kalkınma ve insan onuruna uygun yaşam hakkı gibi daha geniş toplumsal konulara da yayılıyor. Dalila Messaid, Faslı kadınların deneyiminin ulusal mücadele ile hak mücadelesinin ayrılmaz olduğunu gösterdiğini vurguluyor. Dalila Messaid, “Kadınlar sadece tarihe tanık olmadı, onu şekillendirenlerdi ister direniş döneminde ister günümüzde” diyerek sözlerini sonlandırıyor.