Fas’tan Ortadoğu’ya zorluklar çağında kadınlar ve 8 Mart
8 Mart, sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda derin bir düşünme, iç gözlem, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde net bir mesaj gönderme anıdır. Kadın hakları, sadece bir slogan değil, her gün yaşadığımız kolektif bir sorumluluktur.
HANAN HARET
Haber Merkezi – Faslı bir kadın ve gazeteci olarak her yıl 8 Mart’ı, hem Fas’ta hem de bölge genelinde kadınların karşılaştığı gerçekliği anlamak ve kendimizi değerlendirmek için bir fırsat olarak görüyorum. Günlük hayatım birçok sorumlulukla dolu: Uzaktan çalışıyor, ev işlerini yönetiyor, kızıma bakıyor ve etkinlikleri takip ederek kadınlarla görüşüp hikayelerini toplamak için seyahat ediyorum. Bu çoklu görevleri dengeleme yeteneğimiz doğal bir yetenek değil, aksine, günlük hayatın baskıları altında organize olmayı, planlamayı ve önceliklendirmeyi öğrenmemizin bir ürünü. Kendi deneyimim, karşılaştığımız zorlukların büyüklüğünü ortaya koyuyor ve kadınların hem profesyonel hem de sosyal yaşamlarında gösterdikleri günlük direnci gözler önüne seriyor.
Kişisel deneyimim, Fas’taki daha geniş zorlukları da gözler önüne seriyor. Kadınlara yönelik şiddet hala her alanda yaygın, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler artıyor ve kadınların karar alma pozisyonlarındaki temsili, hırslarını ve yetkinliklerini yansıtmaktan uzak. Benim için 8 Mart, sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda bir değerlendirme ve hesap verebilirlik fırsatı. Hakların günlük hayatımızın bir parçası haline gelmesi için yeterince mücadele ediyor muyuz, bunu sorgulamak gerekiyor.
Afetlerin yükünü tek başına omuzlamak
Faslı kadınların kırılganlığı, doğal afetler sırasında da açıkça ortaya çıkıyor. El Haouz depremi ve Safi ile Ksar El Kebir’deki seller, kadınların taşıdığı ek yükleri gözler önüne serdi: ev kaybı, gıda güvenliği tehditleri, çocukları ve aileyi koruma sorumluluğu ve yeniden yapılanmaya katkı sağlama. Bu deneyimler, kadınların çoğu zaman afetlerin yükünü tek başına omuzladığını ve zorlukların yalnızca yasalarda değil, toplumun ve devletin gerçek koruma kapasitesinde de kendini gösterdiğini ortaya koyuyor.
Kadınların sesleri en zor koşullarda bile susturulamaz
Bölgesel bağlama geçtiğimizde, kadınların karşılaştığı zorlukların daha geniş bir resmi ortaya çıkıyor. Cezayir, Tunus ve Libya’da kadın sorunları, aile içi şiddet, ekonomik dışlanma ve siyasi temsil eksikliğiyle iç içe geçmiş durumda. Çatışma bölgelerinde riskler ise önemli ölçüde artıyor. Örneğin, Suriye’de Halep’in Şêx Meqsûd Mahallesi’nde topraklarını savunan Kürt kadın savaşçının cenazesinin binadan atılması ve Rakka’da bir kadın savaşçının saç örgülerinin kesilerek dijital medyada dolaşıma sokulması, tüm dünyada büyük tepkiyle karşılandı. Bu tepkiler, kadınların seslerinin en zor koşullarda bile susturulamayacağını ortaya koyuyor.
Ortadoğu’daki artan gerilimlerle birlikte kadınlar hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileniyor. Çatışmalar yalnızca siyaset veya ekonomiyle sınırlı kalmıyor; kadınlar üzerinde ek yükler de yaratıyor: gıda güvensizliği, ailelerin yer değiştirmesi, eğitimin aksaması, doğrudan ve dolaylı şiddet ile artan ev içi sorumluluklar. Bölgedeki kadınlar, bu çatışmaların yükünü omuzluyor, ulusal sınırları aşan günlük ikilemlerle karşılaşıyor ve haklarının yalnızca yasalara değil, aynı zamanda istikrara ve insan adaletine bağlı olduğunu vurguluyor.
Yerel ve bölgesel, bireysel ve kolektif arasındaki bu bağlantı, kadınların mücadelelerinin birliğini ortaya koyuyor: Fas’tan Suriye’ye, Tunus’tan Irak’a, Yemen’e, Sudan’a ve bölgedeki diğer ülkelere. Kadınların azim ve mücadele öyküleri iç içe geçerek, hakların sadece yılda bir kez tekrarlanan sloganlar değil, her gün yaşadığımız kolektif bir sorumluluk olduğunu gösteriyor. Direncin sembolü olan Kürt savaşçıların örgüsü, kadınların seslerinin kesilemeyeceğini hatırlatıyor.
Zamana karşı yaşamak
Biz kadınların karşılaştığı günlük zorluklar ve gösterdiğimiz direnç, gerçeği değiştiren ve her bireysel deneyimin daha geniş bir mesaj taşıdığını doğrulayan kolektif bir eyleme dönüşebilir. Günlük hayatımda gazetecilik çalışmalarımı annelik sorumluluklarımla dengelemeye çalışıyorum. Yedi yaşındaki kızım Amira, sabah 8:30’dan akşam 16:00’ya kadar okula gidiyor; bu da bana bu saatlerde çalışmalarımı sürdürme ve saha görüşmelerim için seyahat etme olanağı sağlıyor. Bazen, saat 15:00’ten önce işimi bitirip eve dönebilmek için zamana karşı yarışıyorum.
Bazı günler, eşim geç saatte işten çıktığı için, Amira’nın otobüse binmek yerine benim dönene kadar okulda kalmasını sağlamak için doğrudan okul yönetimiyle koordinasyon kurmak zorunda kalıyorum. Uzak bir bölgedeki kadınlar toplantısını takip ederken ve güvenliğini sağlamak için kısa güncellemeler gönderirken, aynı zamanda haberlerimi de titizlikle takip etmeye çalışıyorum. Bu günlük denge kurma çabası, kadınların karşılaştığı zorlukların büyüklüğünü ve bireysel deneyimlerin, talep ettiğimiz haklar ve karşılaştığımız zorluklar konusunda daha geniş bir anlayışa nasıl pencere açabileceğini göstermemi sağlıyor.
Adalet ve eşitlik, kadın haklarıyla başlar
Bu nedenle 8 Mart, sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda derin bir düşünme, iç gözlem, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde net bir mesaj gönderme anıdır. Kadın hakları, sadece bir slogan değil, her gün yaşadığımız kolektif bir sorumluluktur ve kadınların sesi her yerde mevcuttur. Gerçek kadın gücü, doğadan değil, azimle mücadele etme, günlük kısıtlamaları bir yaşam stratejisine dönüştürme yeteneğimizden gelir. Adalet ve eşitlik, kadın haklarıyla başlar ve kadınların mücadelesi, Fas şehirlerinin kalbinde ya da bölgedeki çatışma ve direnişin ön saflarında her koşulda devam etmektedir.
*Fas’ta Gazeteci