‘Daha fazla çocuk ölümü yaşanmadan önlem alınmalı’
Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi Genel Sekreteri Nursel Sarıoğlu, çocuk hak ihlallerinin devletin sosyal, ekonomik ve çevresel korumada yetersiz olmasından kaynaklandığını söyleyerek, “Ölümler yaşandıktan sonra çözüm aramak yerine, önlem alınmalı” dedi.
ARJİN DİLEK ÖNCEL
Amed - Amed Barosu’nun geçtiğimiz hafta açıkladığı “2026 Yılı İlk 6 Ayına İlişkin Kamuoyuna Yansıyan Çocuk Hakları İhlalleri Raporu” ülkede çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikeyi gözler önüne serdi. Rapor, Türkiye genelinde çocukların hem hane içinde, hem çalıştırıldıkları alanlarda hem de sokakta yaşadıkları ihlallere dikkat çekerek, çözüm önerileri sunup, yetkili kurumlara da sorumluluk alma çağrısı içeriyordu.
Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin raporuna göre, 6 ay içerisinde toplam 344 çocuk yaşamını yitirdi. Bu çocukların 326’sı önlenebilir sebeplerle, 18 çocuk ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Cinsel, şiddet ve ağır yaralama suçları işlenen çocuk sayısı 224 iken, toplam yaşam hakkı ihlali ve mağduriyet yaşayan çocuk sayısı 568 olarak kayıtlara geçti.
Ajansımıza konuşan Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi Genel Sekreteri Nursel Sarıoğlu, devletin ihmalleri ve koruma politikalarındaki yetersizliğine dikkat çekti.
9 Aralık 2016 tarihinde yayımlanan 6764 sayılı kanunla köklü bir değişikliğe uğrayarak örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan Mesleki Eğitim Merkezi’nde (MESEM) çalıştırılırken hayatını kaybeden çocukların durumu da raporda yer aldı.
Nursel Sarıoğlu, 6 ayda yaşamını yitiren çocuklardan 35’inin MESEM'de çalışan çocuklar olduğunu vurgulayarak, “Bu durum MESEM’lerin devlet tarafından yeterince denetlenmediğini, orada çocukların denetimsiz bir şekilde inşaatta, sanayide çok ağır koşullarda çalıştırıldığını gösteriyor” dedi.
Devletin sosyal, ekonomik ve çevresel korumada yetersiz olduğunu söyleyen Nursel Sarıoğlu:
“Devlet sonradan tepki göstermek, bir çözüm bulmak yerine ölümler yaşanmadan denetimi sağlamalı. İşi yerlerinde çalıştırılan çocuklar var. Bu noktada bütün iş yerlerinin bağımsız bir denetimden geçmesi gerektiğini düşünüyoruz” diye belirtti.
Şüpheli çocuk ölümleri: Yeterli inceleme yapılmıyor

Şüpheli çocuk ölümlerinin de arttığını belirten Nursel Sarıoğlu, 6 ayda 18 çocuğun şüpheli şekilde yaşamını yitirdiğini ifade etti.
Nursel Sarıoğlu: “Ev içi cinsel istismar, siber saldırı, siber zorbalık, bunlar son zamanlarda en çok karşılaştığımız kavramlardan oldu. Bazı çocuk ölümlerinin faillerin bulunmadığı noktalarda, adli sürecin yeterince detaylı incelenmemesi sebebiyle kayıtlara ‘şüpheli ölüm’ vakası olarak geçtiğini görüyoruz. Bu da bize yeterli incelemenin, soruşturmanın, denetimin, gözetimin yapılmadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Cezasızlık politikası devrede
Çocuklara yönelik ihlallerin altında yatan nedenlerden birinin de “cezasızlık” olduğunu vurgulayan Nursel Sarıoğlu, cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısı yaptı.
Nursel Sarıoğlu, “Çocuk bir suçun mağduru olarak geldiği zaman suçun tipine göre ağır, orta veya hafif bir şekilde travmaya uğramış oluyor. Özellikle cinsel istismar dosyalarında bu durum böyle. Adli sürecin çok detaylı bir şekilde yapılmaması, yaşam hakkı ihlaline uğrayan çocukların dosyalarının yeterince incelenmemesi dosyaların cezasızlıkla sonuçlanmasına neden oluyor. Bu durum da suçun artmasına, yayılmasına yol açıyor” dedi.
Cezasızlığın ihlale uğrayan çocuk ve ailesinde adalet sistemine olan güvenini zedelediğini ve bunun da şikayet etme oranlarını etkilediğini söyleyen Nursel Sarıoğlu, şöyle dedi: “Bu noktada cezasızlık politikasının sonlanmasını, adli süreçlerin daha derinlemesine ve yoğun bir şekilde incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
Çocuk Koruma Kanunu, gerçek anlamda koruma sağlıyor mu?
Yaşanan hak ihlallerinin yanı sıra çocuklar için çıkarılan yasaların da yeni ihlallere zemin hazırladığını belirten Nursel Sarıoğlu, Ağustos ayında yürürlüğe giren adli süreçteki çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a” işaret etti.
“Kanun maddeleri çocukların ceza indirimden faydalanmaması üzerine yapılan bir değişiklik oldu” diyen Nursel Sarıoğlu, bu kanunun suça sürüklene çocuk (SSÇ) oranını düşürmeyeceğini belirtti.
Nursel Sarıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “
“Çünkü burada problem yine yaşadığımız ülkede devletin olay olmadan önce köküne inmek yerine olay olduktan sonra tepkisel bir müdahale göstermesi. Bu da çocukları suç işlemeye iten ekonomik, sosyal, çevresel sebepler varken, bunlara müdahale etmek yerine, koruma politikaları üretmek yerine suça sürüklenen çocuklara ceza artırmayı öngörüyor.”
Çocuk cezaevleri
Çocuk Hakları Merkezi’nin Mayıs ayında açıkladıkları rapor da dikkat çekici.
2025 Nisan – 2026 Nisan döneminde toplam 45 çocukla gerçekleştirilen görüşmelerin ardından hazırlanan “Diyarbakır Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Çocuklara Yönelik Hak İhlalleri Ve Tutulma Koşullarına İlişkin Rapor”, ihlallerin başka boyutlarının da cezaevlerinde yaşandığını gözler önüne serdi.
Rapora göre; Her 4 çocuktan biri cezaevi personelinin onur kırıcı davranışına veya hakaretine maruz kalıyor. Her 5 çocuktan biri ise cezaevi personelinin şiddet uyguladığını ifade ediyor.
Çocuk Hakları Merkezi olarak düzenli bir şekilde Diyarbakır Çocuk Kapalı Cezaevi’ni ziyaret ettiklerini ifade eden Nursel Sarıoğlu, “Cezaevi kurumu çocukların bulunmaması gereken yerler. Orada hak ihlali yaşıyorlar, akran zorbalığına uğruyorlar, bazen infaz koruma memurları tarafından hak ihlalleri yaşıyorlar. Ailelerini görmeleri sınırlandırılıyor, eğitimlerine devam edemiyorlar, hayata olan bakış açıları değişiyor. Topluma kazandırılmaları çok zorlaşıyor. Bu noktada cezaları arttırmak aslında o çocukları toplumdan dışlayacak, topluma tekrar dahil olmalarını, toplumla bütünleşmelerini zedeleyecek bir şey” dedi.
Nursel Sarıoğlu, suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaları artırmak yerine koruyucu tedbirlerin hayata geçilmesini önerdi ve şöyle dedi:
“Yapılan değişiklikte, 15 yaşın altındaki çocuklar için sosyal inceleme raporu zorunlu hale getirildi. Biz bunu ve ebeveynlere ceza verme durumunun, iddianamenin iadesi gibi konuların bir noktada iyi olduğunu düşünüyoruz. Ama bunun haricinde cezaları arttırmak kesinlikle suçları önleyecek, azaltacak, iyileştirmeler yapacak bir uygulama değil.”
Aile Yılı: Toplumu nicel olarak artırma politikaları durumu iyileştirmez
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kararıyla 2025 yılı “Aile Yılı”, devamındaki 2026–2035 dönemi ise “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi. Bu politika kadın örgütleri gibi çocuk hak örgütlerinin de tepkisine neden oldu.
Nursel Sarıoğlu’na göre mevcut durumu iyileştirmeden, çocuk dostu bir çevre, toplum inşa etmeden toplumu nicel olarak artırma politikaları durumu iyileştirmez.
Nursel Sarıoğlu, “Aile Yılını” çocuk hakları açısından değerlendirerek şöyle dedi: “Mevcut durumda, çocuklar eğitim göremiyor, yoksulluk yaşıyor. Sırf barınma hakkına sahip olmak için çocuk da, aileler de çalışmak zorunda. Çocuklar çalışırken hayatını kaybediyor, su, dere kenarlarında çevrenin yeterince iyileştirilmemesi sebebiyle çocuklar ölüyor. Bu kadar çocuk ihlali vakasıyla karşı karşıyayken nicelik olarak arttırmak, toplumsal bir iyileştirme sağlamaz. Aksine var olan korunmasızlığı artıracak bir durum haline gelir. Daha fazla korunmasız çocuk olması anlamına gelir. Sayıyı arttırmak yerine var olanı iyileştirmeye çalışmak, bütünleyici bir çocuk dostu politikalar uygulamak daha faydalı olacak.”
Çözüm: Çocuk dostu bir toplum inşa edilmeli
Nursel Sarıoğlu, konuşmasının sonunda çocukların yaşam hakkı için ve ihlallerin önüne geçebilmek için çözüm önerilerini sıraladı:
“2026’nın ilk 6 ayında 9 çocuk intihar etti. Bu intihar vakalarına ilişkin erken müdahale ve psiko sosyal sistemin güçlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyoruz. Okullarda bulunan psikolojik danışman rehberlerinin güçlendirilmesi gerektiğini, sayılarının arttırılması onların da bir denetim ve kontrolden geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şüpheli çocuk ölümlerinde cezasızlık politikalarının azaltılması gerektiğini, adli süreçte etkin bir denetleme, soruşturma ve kovuşturma aşaması yürütülmesi gerektiğini savunuyoruz.
Mevcut durumun erken müdahale ya da var olan problemleri çözmek yerine ihlaller yaşandıktan sonra eleştirel, tepkisel bir müdahale olduğu düşüncesindeyiz. Bu tepkisel müdahaleler yerine, var olan problemlerin erken çözümü için devletin her alanda çocuk dostu bir çevre, eğitim politikası geliştirmesi gerektiğini belirtiyoruz. Çocukların yaşam alanlarında hak ihlallerini en az seviyeye indirecek bir toplum inşa edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”